Yoksulluk ve Domuz Gribi
- OECD |
- TTB |
- SES |
- Türkiye |
- Sağlık |
- TÜİK |
- Domuz gribi |
- işsizlik |
- Yunanistan |
- Burjuvazi |
- Makedonya |
- Sulukule |
- Avrupa İlaç Ajansı |
- AKP |
- Kadir Topbaş |
- H1N1 |
- Başbakan |
- Emperyalizm
Domuz gribiyle ilgili durumu daha iyi anlamak için, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) istatistiklerine dikkatlice bakmakta yarar var. Malumunuz, bunca bilgi kirliliği ve ciddiyetsizliğe ancak verilerle direnebiliriz. OECD verilerine göre üye 30 ülke arasında Türkiye, yüzde 5’le sağlığa bütçesinden en az pay ayıran ülke. Bir ülkenin sağlık sisteminin en önemli göstergesi olan bebek ölümlerinde ise yıllardır açık ara birinci sırada (20.7/1000). Gençliğin büyük belası işsizlikte ise ikinci, ortalama yaşam beklentisindeyse son sıradayız (71.6), OECD’nin en erken yaşta ölen toplumu biziz. OECD ülkelerinde bin kişi başına düşen doktor sayısı en az Türkiye’de (1.5), bu rakam komşumuz Yunanistan’da 5, yine bin kişi başına düşen en az (hastane) yatak sayısı da Türkiye’de (2.7).
İşte domuz gribi tartışmalarının gölgesinde kalan, en az aşı ve ilaç bağımlılığımız kadar korkunç bir utanç tablosu daha. Türkiye’yi on yıllardır yöneten sağ hükümetlerin, Mendereslerin, Demirellerin, Ecevitlerin, Özalların, Erdoğanların vs. polemik şampiyonu politikacıların, üç buçuk darbe yapan ordunun ve en nihayetinde kapitalist sistem ve burjuvazinin Türkiye toplumuna reva gördüğü yaşam ve sağlık şartları bunlar. Peki bitti mi? Türkiye toplumu, satın alma paritesine göre Makedonya’dan sonra Avrupa’nın en yoksul toplumu. İstatistik Kurumu (TUIK) verilerine göre yoksulluk oranı yüzde 18.7, resmi rakamlara göre 14 milyon insanımız aç ve/veya yoksul, sendikalara göre ise bu rakam çok daha yüksek. Tabii ki yoksulların acıları istatistiklere sığmıyor.
Türk Tabibler Birliği’nin (TTB) açıklamalarında vurguladığı gibi yoksulluk ve açlık birincil hastalık etmeni. Barınma koşulları sağlıksız ve kentsel dönüşüm projeleri kapsamında gecekondu yıkımları ile sokakta kalan (bkz. Sulukule), ısınamayan, yeterli ve dengeli beslenemeyen, temiz suya ulaşamayan, genelde küçük alanlarda kalabalık şekilde barınmak zorunda kalan, yaşam koşullarından dolayı morali bozuk ve yoksulluğundan ötürü sağlık hizmetlerinden yoksun, düşük ücretlerle uzun saatler, sağlıksız koşullarda çalışmak zorunda olan veya uzun zamandır işsiz milyonlarca yurttaşımız sadece domuz gribi değil, her türlü salgının birincil risk grubu durumunda.
Bu noktada yöneticiler, bir yandan vatandaşlarına sağlıklı yaşam koşulları sunmaz, insanları açlık ve yoksulluğa mahkum ederken, öte yandan hastalığa karşı etkili bir önlem olan aşıya karşı “yanlış bilinç” yaratıp, toplumla dalga geçiyorlar. TTB ve Sağlık Bakanlığı toplumu aşı olması için ikna etmeye çalışırken, Başbakan kendi emri ile alınmış ve Avrupa İlaç Ajansı tarafından onaylanmış aşıya “ama Amerika’daki farklı” diye güvensizliğini açıklayıp ailesinin de aşılanmayacağını söylemekten çekinmiyor. Bu trajikomik sahnenin en “çiğ ve erotik” açıklaması ise “Aşı olacak mısınız?” sorusuna verdiği yanıtla, AKP’li Kadir Topbaş’tan geliyor: “Ben risk grubunda olduğumu zannetmiyorum. Herkes kendisini bilir. Soğuğa, sıcağa ne kadar tahammüllü filan diye. Ben kışın kar yağarken bile iç çamaşırı giymiyorum.” (7 Kasım, Radikal)
Bu yoz kahkahalar, 161 insanın domuz gribinden yaşamını kaybedip, yüz binlerce insanımızın hastalıkla boğuştuğu günlerde geliyor. Soğuk havalarda, yoksul insanlarımız, varoşlarda hastalıklardan kırılırken, don, atlet giymemekle övünüp kahkaha atmak da ancak Kadir beyin taşıdığı burjuva zihniyete, bu tuzukuruluğa yakışırdı, sağolsunlar. AKP’nin uyguladığı neoliberal sağlık politikaları sonucunda sağlığın metalaşmasıyla zenginleşen özel hastane, klinik sahipleri de kahkahalarınıza katılıyordur, eminiz.
Türkiye’de (ve dünyada) domuz gribi tartışmalarında dile getirilmeyen ve itinayla üstü örtülen büyük bir insanlık krizi yaşanıyor. Bu krizin adı, açlık ve yoksulluk. Öte yandan H1N1 virüsü çok öldürücü bir virüs olmamasına rağmen, yüzyılın ilk salgınına karşı gerekli önlemler alınmazsa öü sayısının Türkiye’de de binlere yükselebileceği Türk Tabibler Birliği tarafından açıklandı. Yoksul insanlarımız hastalığa daha duyarlı oldukları için özellikle bu kış günlerinde ısınma, barınma ve beslenmeleri bir seferberlikle devlet tarafından sağlanmalı, her yurttaşımıza insanca yaşayabileceği bir vatandaşlık geliri bağlanmalı ve yine TTB ve SES’in yıllardır dile getirdiği gibi Türkiye’de yaşayan istisnasız herkes ücretsiz olarak sağlık hizmetlerinden yararlanabilmelidir. En azından bu salgından dolayı sağlık hizmeti öncesi katkı payı alma uygulaması durdurulmalıdır.
Dini referanslarla konuşmayı seven Başbakan’a aynı üslupla soralım: “Yedi yıldır Başbakanlık görevinizi yaparken ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ hadisi, hiç mi aklınıza gelmedi? Yoksa, siz de gözleri olup görmeyen, kulakları olup duymayanlardan mısınız? Milyonlar aç, yoksul, güvencesiz ve işsizken memlekette, nasıl huzurla uyuyorsunuz? Ve son olarak, salgının hızlanacağı Aralık ve Ocak aylarında sizin açıklamalarınızdan dolayı korkarak aşı olmayan insanlarımızın ölüm haberleri gelmeye başladığında, bu vicdan azabı ile nasıl başedeceksiniz?”
Emrah Altındiş, Bologna Üniversitesi
Kaynak:radikal.com.tr
- tekrei yazıları
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 798 okuma
-




İlgili İçerikler
- Domuz gribinde skandal itiraf
- Kilde: Grip aşısı milyonları öldürecek
- Domuz gribinde korkunç skandal
- Domuz gribinde kafalar karıştı
- Eğitim-Sen:Domuz Gribi Salgınına Karşı, Okullarda Gerekli Önlemler Alınmıyor !
- Siyasetçiye ayrı, halka ayrı aşı!
- Sağlık Bakanlığından Yeni Bir Skandal Daha
- Domuz gribi Türkiye'de etkisini yitiriyor
- 1 milyar 20 milyon kişi aç
- Sağlıkta krize doğru


