İçeriğe Atla

TMMOB Başkanı Teoman Öztürk'ün XXIII. Genel Kurulu Açış Konuşması

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF
22. Dönem
Tarih: 
13 May 1978
Yayın: 
Bülten

Sayın konuklar, basın-yayın organlarının temsilcileri, Sayın Delegeler;

Emekçi halka yöneltilen sömürü, baskı, saldırı ve zulmün eksilmeden sürdüğü; bunlara karşı dikilen işçinin, köylünün, öğrencinin, bilim adamının, öğretmenin, hukukçunun ve teknik elemanın vs örgütlerinin silahlı-bombalı saldırılara uğradığı; ama milyonlarca emekçinin sömürüsüz, baskısız, saldırısız, zulûmsüz günler için verdikleri mücadelenin giderek güçlendiği ve safların giderek daha belirginleştiği bir yıl, bir çalışma dönemi yaşadık. Giderek daha da belirginleşen iki saftan birinde, emekçi yığınların safında, her gün daha çok ve daha bilinçli bir biçimde yer alan mühendis ve mimar kitlesinin örgütü Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, şu anda, XXII. Çalışma Dönemini tamamlamış bulunmaktadır. Bugün başlayan XXIII. Genel Kurulumuzun geçmiş bir yılı doğru değerlendireceğine, geliştirici kararlar alacağına ve önümüzdeki günlerde, verilmekte olan bağımsızlık ve demokrasi mücadelesine daha güçlü bir Birlik ile katılacağımıza inanıyorum.

Yaklaşık on iki aylık XXII. Çalışma Dönemimizin ilk yedi ayı; üç yıla yakın bir süre ülkeyi kana boğan, bu yolda en acımasız yol ve yöntemlerin kullanıldığı MC'lerin son dönemlerinde geçti. Ülke ekonomisini batağa sürükleyenler, emperyalist-kapitalist sistemin bunalımlarının yükünü geniş halk kitlelerinin sırtına bindirenler, öte yandan faşist terör ve kadrolaşma uygulamalarını yaygınlaştırdılar. Faşist demegoji ile gerçekler kamuoyundan gizlenmeye, kitle tabanı oluşturulmaya çalışıldı. 1. MC döneminde 180.000, 2. MC döneminde 70.000 devlet kadrosu faşist militanlarla dolduruldu. Halkı birbirine kırdırmayı amaçlayan tertipler, kitle katliamları yaygınlaştırıldı.

Ama bir şeyi başaramadılar. Tarihin çarklarını geriye döndüremediler. Gelişen, güçlenen emekçilerin mücadelesini engelleyemediler, durduramadılar. Bu yüzden sözlerimin hemen başlarında; yıllardır emperyalizme ve faşizme karşı yiğitçe göğüs gerenleri; canlarını yitiren yükleri, saldırılara uğrayan, zindanlarda çürütülmek istenen binleri; yılmadan, bunalmadan bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin bayrağını yükselterek kendilerinden sonra gelenlere devredenleri huzurlarınızda saygı ile anıyor, onların mücadele bayrağını daha da yükselteceğimizi açıklamayı bir görev sayıyorum.

31 Aralık 1977 günü düşen MC'nin yarine CHP-Bağımsızlar Hükümeti oluşturuldu. Yaklaşık dört aydır süren bu dönemde de ilerici, demokrat, devrimci kişi ve kuruluşlara yönelen saldırılar azalmadı, arttı. Yaptıkları ile bugünkü sonuçları yaratan MC'ciler, bugün de faşist uygulama ve tertiplerini eskisinden daha yoğun bir biçimde sürdürmekte, büyük bir pişkinlikle, dünün ve bugünün yaratıcıları kendileri değilmiş gibi tertiplerinin sonuçlarını kendi lehlerine kamu-oyu yaratabilmek amacı ile kullanmaktadırlar.

Geçtiğimiz dönemlerde etkin görev yapan faşistler, baskı ve kıyım uygulayıcıları halâ başta. İskenderun Demir-Çelik'te ülkesinin ve halkının çıkarlarını savunan işçi, teknisyen, mühendisler faşist silahlı çetelerin saldırılarını her gün yaşamakta. Dün Devlet İstatistik Enstitüsünde yaşanan faşist kadrolaşma bugün Türk Standardları Enstitüsünde yaşanıyor. Halâ uygulanmayan Danıştay kararları var. Yurtseverler artık birer birer değil kitleler halinde taranıyor, bombalanıyor, yaralanıyor, öldürülüyorlar. Doğu halkına amansızca saldırı ve zulüm uygulamaları yöneltiliyor. Irkçı, şoven baskılar sürdürülüyor.

Bu pişkinliklere, bu saldırılara karşı çıkmamak; "nereden gelirse gelsin" ya da "ne sağ, ne sol" gibi yorumlarla gerçekleri görmezlikten gelmek sorunlara çözüm getirmez. Aksine gerici-faşist güçlerin güçlenmesine yarar. Tarihin sayfaları bu tür davranışların ve sonuçlarının sergilendiği binlerce örnekle doludur.

Ben burada bir tanesini okumanın ve gereken dersi çıkarmanın yararlı olacağına inanıyorum. Hitler rejiminin darbelerini yiyen milyonlardan biri bir Alman Profesör şöyle diyordu: "İlkönce geldiler, komünistleri alıp götürdüler, öldürdüler... Ben sesimi çıkarmadım, beni ilgilendirmiyordu. Yahudileri aldılar, toplama kamplarına işkenceye götürdüler, ben yine sesimi çıkarmadım, beni ilgilendirmiyordu, çünkü bana göre bir şey yoktu. Sonra sosyal demokratları vurmaya, hapse atmaya, toplama kamplarına götürmeğe başladılar ben yine sesimi çıkarmadım. Çünkü bana dokunan yoktu. Bir gün kapı çalındı. Beni alıp toplama kampına götürdüler; işkenceye, hiç kimse ses çıkarmadı. Çünkü ses çıkaracak kimse kalmamıştı."
Yıllar sonra ülkemizde böylesine bir dramın yaşanmaması için tüm ilericilerin, demokratların, devrimcilerin bu satırlardan ders çıkarması; Birlikte etkin bir mücadeleyi sürdürmesi önemli bir görev olarak gündemde durmaktadır,

-Nasıl bir Dünyada yaşadığımızı, tüm sorunların kaynağının emperyalist-kapitalist sistem olduğunu,
-Çözüme emperyalist-kapitalist sömürü ağının parçalanması ile varılabileceğini, - Emperyalizme, faşizme-şovenizme karşı emekçi kitlelerin dayanışma ve ortak mücadelesinin güçlenerek sürmesi gerektiğini biliyoruz.
Ama; yapılması gerekenlerin yeterince yapılmadığını, bağımsızlık demokrasi mücadelesi veren güçlerin dağınıklığının halan giderilemediğini: emperyalizme ve faşizme karşı güçlü bir biçimde dikilinmesi gereken günlerde sosyal pratikten kaynaklanmayan, bir şey getirmeyen kavram tartışmaları ile nelerin yitirildiğini de biliyoruz.
Gün zaman yitirme günü değildir.Gün, bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde varım diyenlerin zaafları, güncel çıkar hesaplarını bir yana bırakıp örgütlü ve güçlü mücadeleleri kotarma günüdür,
1977-78 Dönemi çok yeterli olmasa da anti-faşist mücadelede, anti-emperyalist mücadelede önemli adımların atıldığı bir dönem olmuştur. DİSK'in düzenlediği ve tüm demokratik güçlerin aktif bir biçimde katılarak desteklediği "20 Mart", "l Mayıs" eylemleri; demokratik örgütlerin düzenlediği Ceyhan, Niğde, Antalya, Trabzon, Bursa, Denizli, İzmir, İstanbul miting ve yürüyüşleri ve diğer çalışmaları gelişmekte olan mücadelenin en çarpıcı örnekleridir. Emperyalist kapitalist sisteme karşı muhalefetin etkinliğinin arttırılması, anti-faşist eylemin hız kazanması tüm yurtsever, devrimci güçler için yerine getirilmesi gereken acil ve kaçınılmaz bir görev olmaktadır.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği bu görev yolunda kendi alanında yapılması gerekenleri daha etkin bir biçimde başarmak için önümüzdeki dönemde de çaba harcayacaktır.

Sömürü, baskı ve saldırıları, yıllardır, yaşayan ve gören mühendis ve mimarlar Sanayi, ulaşım, enerji, konut, kentleşme, doğal kaynaklar, tarım ve ormancılık alanlarındaki bozuk yapıya giderek daha bilinçli ve örgütlü bir biçimde karşı çıkmakta; çözüm yollarını göstermekte, bunların gerçekleşmesi için çaba harcamakta, ekonomik-demokratik hakları için mücadele vermektedirler.
Bugün ülkemizde enerji gereksiniminin ancak yarısı öz kaynaklarımızdan karşılanmaktadır. Taşkömürünü Amerika'dan, petrolü Libya, Irak, Kuveyt ve diğer üreticilerden sağlayan Türkiye'de kişi başına elektrik üretimi 448 Kwh.dır. Bu rakam dünyanın en geri ülkelerindeki rakamlardan biridir.

Linyitin % 19'unu, petrolün % 25'ini, elektriğin % 74'ünü tüketen sanayi kesiminin yapısına bakıldığında; tüketim malları üretiminin % 47.7, ara mallar üretiminin % 36.2 ve yatırım malları üretiminin % 10.1 olduğu görülmektedir. Yatırım malları üretiminin 1/3’ünü, otomotiv sanayisinin 1/5'ini, mutfak eşyası vb. üreten madeni eşya sanayiinin oluşturduğu; enerjinin en çok özel kesimin egemen olduğu gıda, meşrubat, tekstil, deri ve giyim dallarında tüketildiği göz önüne alınırsa Türkiye sanayiinin yapısını anlamak kolaylaşır.

Dışa bağımlı, gelişmeyi ve kalkınmayı engelleyici bu yapı hemen her alanda böyledir. Uzmanları ile, teknolojileri ile, sömürücü kredileri ile tarımdan-ormancılığa, ulaşımdan- haberleşmeye, konuttan-kentleşmeye, enerjiden-sanayiye kadar her alanımıza giren uluslararası tekeller denetimi ellerine almışlardır.
Bu alanlarda çalışan bizler yıllardır bu gidişe karşı çıkmakta, gücümüzü emekçi halkımızın hizmetine sunamamanın sıkıntısını yaşamaktayız.

Türkiye mühendis ve mimarları 1977-78 döneminde de, bir çok kamu görevlisi gibi, grevli- toplu sözleşmeli sendikal haklara kavuşamadılar. Mücadelemizin etkinliği yolunda önemli bir araç olarak gördüğümüz bu hakkımızı almak için, tüm çalışanlarla birlikte mücadelemizi sürdürecek ve mutlaka başaracağız.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 1954'te kuruldu. Sene 1978. Çok şeyler değişti. 1954 yılı Birlik Çalışma Raporunda şöyle deniyordu; "Türkiye Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Borsalar Birliği tarafından tetkik edilmekte olan Türkiye Sanayi Yardım Komisyonu ve Teşkilat; çalışmalarına iştirak edilerek bu komisyonda Odalar Birliğinin daimi üyeliği temin edilmiş ve Birlik camiasındaki muhtelif meslektaşların bu teşkilata arz edecekleri kıymetli hizmetin programa alınması mümkün olmuştur..."

1970'lere gelinceye dek giderek belirginleşen saflardan emekçi halkın saflarına giderek daha fazla katılan örgütlerimizin Birliği 1970-73 döneminde çalıştırılmadı, 1973'te kapatılmak istendi. Ancak başarıya ulaşamadılar. Daha güçtü bir Birlik doğdu. 1954'lerde Ticaret-Sanayi Odalarına hizmet sunmaya çabalayan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, 1973 Nisan'ında yeniden doğarken şöyle diyordu: "Yüreğimizdeki insan sevgisini ve yurtseverliği baskı ve zulüm yöntemlerinin sökemeyeceğinin bilinci içinde; bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgenlerin değil halkımızın hizmetine sunmak için her çabayı güçlendirerek sürdürme yolunda inançlıyız ve kararlıyız..."

O günden bugüne giderek güçlenen bu inanç ve kararlılık egemen sınıflarda tedirginlik yarattı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 16 Aralık günü faşist çetelerin saldırısına uğradı, 20 ve 27 Aralık şunları bombalandı.

Sana 1978, Artık silahlı-bombalı saldırılar mücadelemizi geriletemiyor, engelleyemiyor. Çek yol alındı, devrimci mücadeleye kendi alanımızda daha çok şey katmak için bir çok engeller aşıldı. Daha da aşılacak.

Bu güçle; IMF'li, Dünya Bankası, Nato'lu, AET'li, 14l-l42'li, düzene karşı çıkacağız. Silahlı- bombalı saldırılardan yılmayacağız. Bir yandan işçi sınıfının kazanılmış haklarını savunurken, öte yandan grevli toplu sözleşmeli sendikal haklarımızı almak için çalışacağız. Bu arada işçilerin ve memurların ücretlerinin dondurulması girişimlerine karşı mücadele edeceğiz. Doğal kaynaklarımızın halk yararına kullanılması konusunda çaba harcayacağız. Ve bunları hiç kimseden hiç bir diyet beklemeden, emekçi halkımızın aydınlık geleceği için gerekli gördüğümüz için yapacağız.

Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçilerin ve örgütlerinin birlikte verecekleri mücadelelerle, gelecek günlerin aydınlık olacağına bugün her zamankinden daha çok inanıyoruz. Bu inançla; Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nden yükselen sesin her geçen gün daha da tutarlı olacağını; bağımsızlık ve demokrasi mücadelesindeki yerimizin güçlenerek korunacağını dosta, düşmana duyuruyor, sözlerime son veriyorum.

Saygılarımla.