TBMM ne işe yarar?

Düşünce özgürlüğü bir bakıma herhangi bir toplumsal faydadan bağımsız olarak isteyenin istediğini söyleyebilmesidir, ama sadece bundan ibaret değildir

Türkiye Büyük Millet Meclisi ne işi yarar? Darbelerle bezeli tarihimiz, bu soruyu bizlere geçmişte birçok kez sordurdu. Öyle ki, parlamentoların ideolojik işlevi, siyasetçilerin yolsuzluğu, partilerdeki lider sultası ve temsili demokrasinin demokratik ideali gerçekleştirmekten ne kadar uzak olduğu gibi birçok meseleyle ilintili olarak ve birçok farklı bağlamda bu soru sorulabilir. Benim bu yazıda bu soruyu ele alma nedenim ise TBMM’nin ve meclis başkanı Köksal Toptan’ın, Taraf gazetesinin Aktütün üzerine yaptığı habere verdikleri tepki/sizlikten kaynaklanmakta. Bu küçük bir ayrıntı, gözlerden kaçabilecek masum bir demeç olarak algılanmış olabilir; hele hele de Genelkurmay Başkanının medyaya savurduğu tehditlerin, terörle mücadele ve ulusal güvenlik politikasından birinci derecede sorumlu olan Başbakan’ın Genelkurmay’a verdiği kayıtsız şartsız desteğin, ve askeri mahkemenin haber durdurma kararının yanında çok da üzerinde durulmamasi gereken bir yorum olarak görünebilir. Genelkurmay Başkan’ın vahim açıklamaları ve hükümetin orduyla tam bir mutabakat içinde oluşu üzerine birkaç gündür yazılıp çiziliyor, eleştiriler yapılıyor. Uzun zamandır alışık olduğumuz karşıt görüşleri sindirme çabaları, hıyanet söylemi, ‘şehitlere hakaret oluyor’ edebiyatı yine yaygın. Sanki bu haberi yapanlar, 17 gencin neden öldüğünü, ölümlerini engelleme olasıllığının olup olmadığını sorgulamıyormuş gibi.
Ne demişti Köksal Toptan? “Türkiye özgür bir ülke, hür basını var. Eleştiri de özgür olmanın, demokrat olmanın doğal bir sonucudur. O nedenle de gazetecilerin görev yapma algılayışında saygı göstermesi gerekir. Ama burada toplumun her ferdi olarak topyekün bi terör mücadelesinde zafiyet anlamında algılanabilecek davranışlardan hepimizin, herkesin her kurumun özenle kaçınması lazım” demişti. Pek güzel değil mi, hem hak ve özgürlüklere saygı duyuyor hem de ordumuzun hassasiyetlerini önemsiyor? Bu demeçte de ne var canım?
Şu var: Taraf gazetesinin yaptığı haber sadece bir eleştiri, bir fikir beyanı değil. Zaten Genelkurmay Başkanı da Ahmet Altan’ın köşe yazısına esip gürlemedi. Burada sadece bir yorumdan bahsetmiyoruz. Taraf gazetesi öncelikle bir haber yaptı. Bu haber belli belgelere dayanıyordu ve ilk hedefi belli olguları göstermekti. Neydi göstermek istediği olgular? Aktütün’e olacak saldırının önceden izlendiğini, billindiğini. Öyle saldırının hemen ardından televizyonlarda gösterildiği gibi termal kameralardan kaçan, dolayısıyla nereden geldiği bilinmeyen bir saldırı değildi. Göz göre göre olmuştu. Bu kapsamdaki bir haberin yorumdan ibaret olduğunu söyleyemeyiz (biliyoruz ki olgular anlamını belli söylemsel kurgular içersinde kazanır, dolayısıyla değer yargıları haberlere içkindir fakat kurgusallığa yapılan bu atıf dahi saldırıda bulunan teröristlerin kimliklerinin önceden bilindiği ve kameraların onları izlediği gerçeğini değiştirmez). Bu kendi başına bir eleştiriden ibaret de değildir. Bu olgulara dayanarak Taraf gazetesi bir görev ihmalinin olup olmadığını sormuştur, neden yeterli önlemin alınmadığını sorgulamıştır; eleştiri bu noktada başlamıştır. Hatta ben şimdi bu haberin gösterdiği olguları ve hemen bu saldırının ertesinde tezkerenin uzatıldığını göz önünde bulundurarak, burada belki de sadece bir ihmal yok, kamuoyunu psikolojik olarak etkilemek, tezkerenin uzatılmasını meşrulaştırmak için TSK’nın herhangi bir kademesinde kötü niyet de var dersem, bu bir yorumdur, görüştür. İkisi birbirinden farklıdır.
Toptan, hür basındır, eleştirme hakları vardır derken ne yapıyor? Meclis başkanı olarak büyük bir ciddiyetle üzerine düşmesi gereken olguları herhangi bir fikir düzeyine indiriyor, onu göreceleştiriyor, işte “delinin biri de bunu diyor, demokrasilerde isteyen istediğini der” noktasına getiriyor. Bundaki hedef bir bakıma bu haberi önemsizleştirme, onu haber olmaktan çıkarıp herhangi bir görüş haline getirmek ve böylece haberin ciddiye alınması durumunda yapılması gerekenleri savuşturmaktır. Bu düpedüz demokrasinin, düşünce ve ifade özgürlüğünün içinin boşaltılmasıdır.
Düşünce özgürlüğü bir bakıma herhangi bir toplumsal faydadan bağımsız olarak isteyenin istediğini söyleyebilmesidir, ama sadece bundan ibaret değildir. Düşünce özgürlüğü demokrasinin temellerinden biridir, çünkü o ifade edilen düşüncelerin alınan belli kararları sorgulayacağı, belli yanlışları göstereceği, yeni eylemlere kaynaklık yapacağı da öngörülür. Basın özgürlüğü önemlidir çünkü otoritenin gizlediklerini ortaya çıkaracağı, ortaya çıkardıklarının halkın iradesini kullanmasında etkin olacağı veya halkın iradesini kullanmakla yükümlü kurumların basının açıkladığı olgulardan yararlanacağı varsayılır. Mesele sadece isteyenin istediğini söyleyebilmesi değildir, bu baskıdan muaf olma, sınırlanmadan düşünebilme ve konuşabilme liberal demokrasinin liberal öğesidir. Bunun demokrasi boyutu (ise sadece yalnizca birşeylerden özgür olmak değil, halkın iradesini hayata geçirmektir. Bu bir bakıma eylemde bulunmak, yani birilerinin hesap vermesini sağlamak, politikaları değiştirmek, yeni politikalar üretmek ve eskilerini eleştirmektir. Temsili demokraside tüm yetersizliklerine rağmen meclisin öncelikli işlevi budur. Şimdi eğer birileri belgelerle 17 gencin hayatını kaybettiği bir saldırıda en azından bir ihmalin hatta belki bir kastın dahi olabiliceğini gösteriyorsa, TBMM bunu ciddiye almak durumundadır. Bunu “eh işte, bu da bir fikir, devir düşünce özgürlüğü devri, anlayış gösterin paşam” diyerek savuşturamaz. Hak ve özgürlüklere saygı göstermek demokratlık için yeterli kıstas değildir. Eğer siz belli karar alma pozisyonlarına halkın oyuyla seçildiyseniz, o pozisyonun sorumluluklarını yerine getirmeniz gerekir. Demokrasinin gereğini ancak o zaman yapmış olursunuz. Bunu eğer yapmıyorsanız, Genelkurmay Başkanı da Dağlıca ile ilgili incelemelerin yapılmakta olduğunu, gereken derslerin çıkartılacağını ama bu dersleri paylaşmak gibi bir zorunluluklarının olmadığını söyler. Söyler çünkü ona kimse bu cumhuriyetin ordusu olarak halka ve onun seçimle işbaşına getirdiği vekillerine sorumlu olduğunu hatırlatmamaktadır.
Birileri öküzün altında buzağı aradığımı düşünebilir ama kanımca baskının ve otoriter politikaların sonuç vermediği noktada, izlenecek yeni taktik tam da Köksal Toptan’ın yaptığıdır. Hannah Arendt, “Hakikat ve Siyaset” adlı makalesinde, iktidar sahiplerini ve mevcut düzeni rahatsız edecek olgusal gerçeklerin, bilinçli veya bilinçsizce olgusal gerçekler olmaktan çıkarılıp tartışılabilinicek bir görüş haline dönüştürüldüğünü, bu şekilde sistem için zararsız kılındığından söz eder. Her şeyi göreceleştirmek, marjinalize etmek ve bu şekilde kamuoyunun dikkatinden kaçırmak. Bu tehlikelidir çünkü görünürde demokratiktir ama demokrasiyi bir zevkler ve renkler tartışılmaz noktasına getirip, demokrasinin temelinde yatan hak ve özgürlüklerin gerçek etkilerini yapmalarının önüne geçmektedir. Statükonun kendisini kadife bir örtü altında üretme çabasıdır.

Mert Arslanalp: Northwestern Üniversitesi Siyaset Bilimi Doktora Öğrencisi
Kaynak; Radikal