Halkın yoksulluğu her geçen gün artıyor. Fakat, bunun öncelikli gerekçesi dünyada yaşanan kriz değildir. Öncelikli nedeni, AKP iktidarının krizlerin faturasını halka kesen, krizleri fırsat bilerek, zamları sıraya dizen sömürücü, soyguncu politikalarıdır.
AKP'nin kriz gerekçesi arkasına sığınarak, doğalgaza bir seferde yaptığı % 22.5'lik zam, bu politikanın ifadesidir. Zam, 1 Kasım geceyarısında yapıldı, halk sabah zam haberiyle uyandı. Doğalgaz Aralık ayında yeni bir zam daha bekliyor.
Doğalgaza yılbaşından bu yana yapılan zamların toplamı, vergiler ve hizmet bedelleri dahil edildiğinde % 82'ye ulaştı.
Bir başka zam haberi elektriğe ilişkindi. Elektriğe yapılması beklenen zam oranı % 10 ve yılbaşından itibaren geçerli olacak. Elektriğe yılbaşından bu yana mevcut durumda yapılmış olan zam oranı zaten çoktan % 57'yi bulmuştu.
Yine 2009 başından itibaren uygulanacak zamlardan birisi de, vergi, harç ve cezalara yapılan % 12 zam oldu. Buna göre örneğin, Motorlu taşıt vergisi, en düşüğü 351 YTL'den 393 YTL'ye çıkacak. 1 yıllık pasaport harcı 163 YTL'ye yükselecek. Damga vergisi, çevre temizlik vergisi de yüzde 12 artacak. Fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu vermeme ve almamanın cezası artacak ve 166,9 YTL'ye çıkacak!.. Liste böyle uzayıp gidiyor.
Zamların İzahı Yoktur
AKP'nin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, bir gazetecinin, "Memura yüzde 5 zam, doğalgaza yüzde 80 zam. Memur nasıl bunun altından kalkacak?" sorusuna, Unakıtan'ın cevabı "memurun maaşına yapılan eldeki imkanlara göredir..." oldu. AKP'nin demagojisinin bir yanını bu oluşturuyor. Maaşlara zam verme imkanı yok. Fakat, tekeller için, oligarşinin diğer kesimleri, AKP yandaşları için "imkanlarda" bir sınırlılık yok. "Yoksulların partisi" diye pazarlanan AKP'nin, bir tek halkın temel ihtiyaçları için imkanları yok. Memura, işçiye verecek paraları yok, ama tüketim maddelerine zam yaparken, bunu hesaba katmak da yok. Halk % 82'lik doğalgaz zammını, % 57'lik elektrik zammını nasıl ödeyecek? Unakıtan'ın bu soruya cevabı da yok. Diyor ki; "dışa bağlı olarak gelişen bu durumu hükümete mal etmeyin..." Peki kime maledilecek?
AKP'nin gerekçesi çok, ne var ki, o gerekçeler halkın faturaları ödemesine hizmet etmiyor. Halk için, zamların teknik izahının bu noktada bir anlamı yoktur. Doğalgaz'ın alım anlaşmalarını halk değil, AKP yapmıştır, fiyatları belirleyen AKP'dir, halkın önüne sadece fatura konulmaktadır.
O zammın içinde, tekellere akıtılan paralar var, AKP'nin yolsuzluklarının faturası var, AKP yöneticilerinin çocuklarının gemicikleri ve şirketlerinin, lüks tüketimlerinin, AKP'li belediyelerin borçlarının hepsinin faturası vardır. Halk, neden bir avuç asalağın kasalarına doldurduklarının, lüks tüketiminin faturasını ödemek zorunda kalsın? AKP iktidarı yalanları bırakmalı ve bunun cevabını vermelidir.
Halk için sorunun cevabı basittir; yağma ve talanı bırakın, ülkeyi emperyalist tekellere, IMF'yi peşkeş çekmeyin, tekellerin sömürüsüne son verin, yağmayı, talanı, soygunu durdurun... AKP'nin demagojiyle üstünü örtmeye çalıştığı, zamların belirleyici nedeni bunlardır.
Utanmadan, burjuva basında bu koşullara yoksulların nasıl katlanabileceğine ilişkin akıllar veriliyor. Yok yemek pişirirken nasıl tasarruf edilebileceği, elektriğin nasıl daha az kullanılabileceği ve benzeri anlatılıyor. Özü, halka daha az tüketmenin yolları anlatılıyor. Halkın zaten en asgari düzeydeki tüketimi de onlara fazla görünüyor. Oysa burjuvazi, lüks kelimesinin bile ifade etmekte yetersiz kaldığı tüketimlerini minimum düzeyde bile kısmayı düşünmüyordur.
'Katılım Payı' Adlı Soygun
Kapitalist sistemde "soygun"un adı doğrudan "soygun" diye konulmaz. Halkın cebinden gasbedilecek paralara, süslü isimler verilerek, yalın gerçeğin üzeri örtülmeye çalışılır.
"Katılım payı" da bunlardan birisidir. 'Katılım payı' ismini verdikleri soygun, 1 Ekim'de yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda yaptıkları düzenlemelerden birisidir ve artık hastanelere muayene için giden hastalar, devlet hastanelerinde 3 YTL, fakülte hastanelerinde 6 YTL, özel sağlık kurumlarında ise 10 YTL "katılım payı" adı altında ödemektedirler. Bir de ilaçta yüzde 20 ilaç katılım payı ödeniyor. Yasa 1 Ekim 2008'den itibaren geçerli olduğu halde, 2008 başından itibaren yapılan muayene, tedavi ve kullanılan ilaçları da kapsayacak şekilde uygulanıyor.
AKP, halkın sağlık harcamalarına, böylesi bir uygulamayla katılımını düzenlerken, halka mı sordu? Yok. Halkın bunu ödeme gücü var mı? O da yok. AKP'nin emekçiler için belirlediği ücret ortadadır. Fakat, bunun AKP için bir önemi de yok. Dolayısıyla, bu "katılım payı"nın anlamı, "tedavi olmayın"dır. "Para bulamazsanız ölün"dür. "Parayı ödeyemediğiniz için hastanelerde rehin kalın"dır.
Bu örnek, Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda AKP'nin yaptığı düzenlemelerin anlamını göstermektedir. Kanunun tamamı halka yeni yükler getirmekte ve bugüne kadar sigortalı olmayı kendisi için şu ya da bu düzeyde "sağlık güvencesi" olarak gören halkın, artık böyle bir "güvencesinin" kalmadığının da göstergesi olmaktadır. Bu yasalar, halkı değil ama IMF ve tekelleri, kuşkusuz ki mutlu etmiştir.
Mezarda Emekliliğin İtirafı: Eli Ayağı Tutana Emeklilik Yok
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, AKP iktidarının Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nu çıkarma mantığını özlü bir şekilde anlatıyor. Çelik diyor ki; "'Ben çalışmak için varım'... Benim çalışmam gerekiyor. Kaç yaşında olursam olayım, ayakta, elim tuttuğu sürece çalışmam gerekiyor... Bu sistemin kurgusu bu."
Halk ölene kadar kimin için çalışacak? Elbette, tekeller için.
Reform diye çıkardıkları yasayla emekliliği ortadan kaldırdılar, emekçiyi eli tuttuğu sürece tekeller için çalışmak zorunda bırakıyorlar, fakat Çelik bunu ballandıra ballandıra anlatıyor. Halk da, bakan Çelik'in ağzından emekli olmanın 'ne kadar kötü ve gereksiz bir şey olduğunu(!)' öğrenmiş oluyor.
AKP iktidarı açıkça halkı aptal yerine koymaktadır.
Emekçilerin "mezarda emeklilik" diyerek tepki gösterdiği kararları, sanki emekçilerin lehine olsun diye yapmışlar gibi sunuyor. Çelik, bu düzenlemeleri IMF'nin isteği ile yaptıklarını, insanlarımızı, emperyalist ve işbirlikçi tekellere köle haline getirecek yasalar çıkardıklarını anlatmıyor.
Bu düzende soygun ve talanın sınırı yok. Halk isyan edene kadar, zamlarla, soygun kararlarıyla yoksulluk ve açlık dayatılıyor. Bugüne kadar, yapılan birçok zammın gerekçesi, petrol fiyatlarındaki artış idi, oysa bugün petrol fiyatları 150 dolardan, 60 dolarlara kadar inmiş durumda, ama petrol fiyatları düştü diye, örneğin, emekçilerin ücretleri artmıyor, tüketim maddelerinin fiyatlarında bir düşüş olmuyor, tersine yeni yeni zamlar gelmeye devam ediyor. Dahası, benzinin fiyatında bile düşüş olmuyor.
İktidarın zamlar zorunlu sözlerinin bir demagojiden ibaret olduğunu ve soygunun boyutunu gösteren bir örnek verelim: 12'lik mutfak tüpünün piyasa fiyatı, 50 YTL. Oysa, TÜPRAŞ çıkış fiyatı 12 lira 88 kuruş (ki bu üretim fiyatı değil, kârlı fiyattır). Bunun üzerine, dağıtım şirketi 19 YTL ekliyor, geriye kalan 18.12 YTL ise KDV'siyle ÖTV- siyle vergi oluyor. Yani bunu da devlet ekliyor. Her adımda bir kesim halkı soyuyor.
Boyun Eğmeyelim
AKP pişkince, açlığı dayatmaktadır. Yaptığı zamlarla, çıkardığı yasalarla, halkın önemli bir kesimine, ölmeyecek kadar karnınızı doyurun yeterlidir, başka bir ihtiyacınızı düşünmeyin demektedir. Açlık sınırının altında yaşamak zorunda bırakılan insanlarımızın durumu budur.
Bunu kabul etmemeliyiz. Bize dayatılan adaletsizliği, bir avuç zenginin sefa içindeki yaşamı için, açlığa mahkum edilmeyi kabul edemeyiz.
Bize dayatılan sadece açlık da değildir. Bu açık sömürüye boyun eğmemiz de dayatılmaktadır. Bunu da asla kabul etmemeliyiz ve kabul edemeyiz.
Çalışan, üreten ellerimiz, mücadele etmek için de yeteneklidir. Üretmek için çalışan beynimiz, hakkımızı almak için de düşünebilir, bize yol gösterebilir.
AKP iktidarı, emekçileri, yoksulları çaresiz sanmakta, her gün yeni bir faturayı halkın önüne koymaktadır. Öyle olmadığını göstermeliyiz. Çaresiz değiliz.
Bizlere dayatılan koşullara teslim olamayız. Kavgaysa kavga, mücadele ise mücadele, kendi çıkış yolumuzu kendi ellerimizle yaratmalıyız. Açık ki, bu düzende emeğimiz, hakkımız için ayağa kalkmaktan, örgütlenmekten ve mücadele etmekten başka bir yolumuz yoktur.
Zamlara, açlığa karşı mücadele en meşru haklarımızdan birisidir. Bu mücadele açlığı, adaletsizliği, zulmü yenme mücadelesidir. Bu onurlu mücadele için biraraya geldiğimizde, göreceğiz ki, AKP'nin de, tekellerin de güçleri bize yetemeyecektir. İktidarın sürekli olarak önümüze koyduğu faturaları, onların önüne koymalıyız. AKP'ye de, bu düzene de halka sömürü ve zulmünün bedelini ödetmeliyiz.
ZAM... ZAM... ZAM...
Doğalgaz'a % 22.5 zam yapıldı. 10 ayın zam toplamı % 82 zam!
Vergi, harç ve cezalara % 12 zam!
Elektriğe % 10 zam Ocak 2009'da... Elektrikte 10 ayın zam toplamı % 57 zam!
Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na göre, artık devlet, fakülte ve özel hastanelerde ve ilaçta katkı payı ödeniyor... Zamın adı, katkı payı oldu!
Sistemin Kurgusu:
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik:
"'Ben çalışmak için varım'... Benim çalışmam gerekiyor. Kaç yaşında olursam olayım, ayakta, elim tuttuğu sürece çalışmam gerekiyor... Bu sistemin kurgusu bu."
2008.11.09
Kaynak; Halk Gerçeği Dergisi















