İçeriğe Atla

Siyanürlü Altın İşletmeciliği Karşısında TMMOB

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF

SİYANÜRLÜ ALTIN İŞLETMECİLİĞİ KARŞISINDA TMMOB

TMMOB’ye bağlı yedi oda (Çevre, Elektrik, Jeoloji, Kimya, Metalurji, Peyzaj, Ziraat), DİSK’e bağlı bir sendika (Dev.Maden-Sen), üç dernek (Çağdaş Hukukçular Derneği, EGEÇEP Derneği, Kozak Yaylası Doğal Çevre Kültür Ve Turizm Derneği) ve yörenin 17 muhtarlığı, İzmir Bergama’da altın ve gümüş madeni işletmesi için Koza Altın İşletmeleri A.Ş lehine verilen 18/02/2009 tarihli ÇED Olumlu işleminin yürütülmesinin durdurulması ve iptali istemiyle 20 Nisan 2009 tarihinde Çevre ve Orman Bakanlığı aleyhine dava açtılar.

Davacıların yaptığı açıklamada, Koza Altın İşletmesi’ne ilişkin idari işlemlerin mahkemelerce defalarca iptal edildiği, Danıştay 6. Dairesi’nin son olarak geçen yıl söz konusu işletmeye verilen “Nihai Çevresel Durum Raporu ile ilgili ÇED Olumlu Görüşü” hakkında açılan davada da yürütmeyi durdurma kararı verdiği, buna rağmen Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Koza Altın Şirketi’ne ikinci kez ÇED olumlu görüşü vererek yargı kararlarını yok sayan bir idari tasarrufta bulunduğu, böylelikle Bergama Ovacık Altın Madeni’nin yargı kararından sonra durdurulan faaliyetin yeniden başlamasını sağladığı ifade edildi. Mühendis odaları, sendika, dernekler ve yöre halkı, çevre ve halk sağlığı ile bilimi hiçe sayan, hukukun üstünlüğünü tanımayan siyasi iktidarlara ve idarecilere karşı mücadele etmeye kararlı olduklarını bu dava ile bir kez daha duyurdular.

Öte yandan Koza Altın İşletmeleri A.Ş’nin, 24 Şubat 2009 tarihli “Bergama-Ovacık Altın Madeni İşletmesinin Ayrıcalığına Son Verilmelidir” başlıklı yazılı basın açıklaması nedeniyle TMMOB ve yönetim kurulu başkanı Mehmet Soğancı aleyhine açtığı maddi ve manevi tazminat davasının ilk duruşması da 7 Mayıs günü İstanbul’da görülerek, 7 Temmuz tarihine ertelendi.   

* * *

Kamuoyunun ve mühendis-mimar camiasının yakından bildiği gibi, Bergama-Ovacık bölgesinde altın madenciliği yapma konusunda, mazisi 20 yılı aşkın bir çaba ve onun karşısında da devam eden bir toplumsal-hukuksal mücadele süreci bulunuyor. 1997 yılında Danıştay 6. Dairesi’nin ÇED raporunu iptal kararı vermesinin ardından bu bölgede siyanür liçi yöntemiyle yapılan altın madenciliği faaliyetine son verilmesi gerekirken, hukuksal boşluklardan yararlanan manevralarla bu faaliyet sürdürüldü. Danıştay 6. Dairesi’nin son olarak 3 Kasım 2008’de aldığı ve 30 Aralık 2008’de Çevre ve Orman Bakanlığı’na tebliğ ettiği kararıyla, 2004 yılında verilmiş ÇED izni bir kez daha iptal edildi. Bu karar, Bergama-Ovacık bölgesinde 10 yıldır sürdürülen altın işletmeciliği faaliyetinin hukuka aykırılığının bir kez daha ortaya koydu.

Bu karar uyarınca, bölgede faaliyet gösteren Koza Altın İşletmeleri’nin faaliyetini derhal durdurması, Bakanlığın ise adı geçen işletmenin faaliyetine son vermesi, maden ve işletme sahasını eski haline getirmek için gereken çalışmaları başlatması gerekirken, öyle olmadı.

Koza Altın İşletmeleri A.Ş onlarca mahkeme kararının ortaya koyduğu üzere bölgede yıllardır yasal dayanaktan yoksun bir faaliyeti sürdürmekte değilmişçesine, yeni bir ÇED raporu alma çabasına girişti. Bu kapsamda 14 Ocak 2009 tarihinde Halkın Katılımı Toplantısı yapıldı, 16 Ocak’ta ise Çevre ve Orman Bakanlığı, tıpkı Koza Altın İşletmeleri gibi yargı kararlarını umursamayarak, yeni ÇED raporu başvurusu süreci kapsamında Bilgilendirme, Kapsam ve Özel Format Belirleme toplantısını tarafların katılımıyla gerçekleştirdi ve Koza’ya ikinci kez ÇED olumlu görüşü vererek yargı kararından sonra durdurulan faaliyetin yeniden başlamasını sağladı. ÇED olumlu görüşü verilen rapor (2004 yılında sunulan Nihai Çevresel Durum Değerlendirme Raporu'nun iptal edilmesi üzerine, birkaç ek yapılarak adı ÇED Raporu olarak değiştirilen aynı rapor), uzmanların görüşüne göre, tamamen güncelliğini yitirmiş, hukuka aykırılığı kanıtlanmış konuların ortadan kaldırıldığına ilişkin eklenen birkaç yeni sözden ve uzatılan taahhüt süresinden başka hiçbir inandırıcı veri içermeyen bir rapordur.
Bu gelişmeler, sermayenin ve sermayenin kârını kamu yararından üstün tutan siyasi iktidarın işbirliklerini açıkça ortaya koymaktadır. Sermaye, çevreymiş halk sağlığıymış bilimmiş umursamadan, elde edeceği kâra odaklanmışken, siyasi iktidarların görevi ise yasal mevzuatı sermayenin gereksinimlerine en uygun hale getirmektir. Yalnızca adı olan Çevre Kanunu ve çevre mevzuatında yapılan son değişiklikler, yayımlanan son genelgeler Koza A.Ş ve benzeri şirketlerin önünde engel teşkil edecek her türlü mekanizmayı ortadan kaldırmakta; prosedürel bir zorunluluktan öte anlamı olmayan göstermelik  raporlar ise yalnızca faaliyetin başlama süresini biraz ertelemeye yaramaktadır.

TMMOB adına yönetim kurulu başkanı Mehmet Soğancı imzasıyla 24 Şubat 2009 tarihinde yayımlanan ve yargı kararlarına uyulması isteminde bulunan “Bergama-Ovacık Altın Madeni İşletmesinin Ayrıcalığına Son Verilmelidir” başlıklı açıklama ise Koza Altın İşletmeleri A.Ş’nin Danıştay 6. Dairesi’nin verdiği kararın arkasından dolanma çabasına giriştiği sırada yapılmıştır.

Bu açıklamaya Koza Altın İşletmeleri A.Ş.’den, şirket yöneticilerinden Hayri Öğüt imzasıyla, terbiyesizce olduğu kadar da alışılmadık bir yanıt gelmiştir. Öğüt, Soğancı’ya kişisel olarak hitap ederek, Bergama-Ovacık altın madenine uzman heyetiyle gelip inceleme yapmasını, bir hukuksuzluk ya da çevresel olumsuzluk bulamadığı takdirde ise istifa etmesini söyleyerek hodri meydan demiştir. Bir sermaye kuruluşu yöneticisinin bir meslek birliği başkanına kişisel olarak meydan okuması son derece alışılmadık, bir örneğinin daha olmadığını sandığımız bir durumdur. Hayri Öğüt’ün yıllardır bir sürü mahkeme kararıyla faaliyeti durdurulan kendi şirketi değilmişçesine “bulabiliyorsan bul bir hukuksuzluk” demesi elbette yüzsüzlükten başka bir sözcükle nitelenemez.

Koza Altın İşletmeleri, yaptığı basın açıklamasının dışında, TMMOB ve yönetim kurulu başkanı Mehmet Soğancı aleyhine bir tazminat davası açmış ve yukarıda belirtildiği üzere davanın ilk duruşması geçtiğimiz hafta gerçekleşmiştir. Hayri Öğüt imzalı açıklamaya TMMOB yönetim kurulundan bir yanıt gelmemiş, ancak birçok Oda ve Eskişehir İKK peşpeşe açıklamalar yayınlayarak sermayenin bu çirkin ve haddini bilmez saldırısını kınamıştır. TMMOB yönetim kurulu ise 14 Mart 2009 tarihli toplantısında bu tazminat davasıyla ilgili her türlü yasal işlemin yapılması kararını almıştır.    

TMMOB’nin siyanürlü altın işletmeciliğine bakışı resmi olarak 40. Dönem Olağan Genel Kurul’un 20 no’lu kararında ifade edilmiştir. Bergama-Ovacık ile ilgili yapılan 24 Şubat tarihli açıklama “(...) Maden kaynaklarımız, toplumun ihtiyaçlarını gören, bilim ve akla uygun yöntemlerle işletilen, insanı, çevreyi ve doğayı merkezine alan yaklaşımla değerlendirilmelidir ilkesiyle, TMMOB'nin bu talan yasası (Maden Yasası) başta olmak üzere, siyanürlü altın işletmeciliğine karşı durması, yerellerde geliştirilen direnişlerde yerini alması yönünde gereken tüm çalışmaları önümüzdeki dönem hayata geçirme mücadelesine devam etmesi yönünde 40. Dönem TMMOB Yönetim Kuruluna görev verilmesine” biçimindeki bu kararın bir gereği olarak elbette doğru ve yerindedir, yapılması gerekendir.

TMMOB GK’da alınan bu karar dışında, Çevre MO, Kimya MO, Jeoloji MO gibi birçok odanın siyanürlü altın işletmeciliğine öteden beri net bir tavırla karşı durduğu bilinmektedir. Ne var ki aynı net karşı duruşun Maden Mühendisleri Odası için geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir. Maden Mühendisleri Odası’nın 28.12.2005 tarihli Altın Raporu’nda yer alan “Ülkemizde, siyanürleme yöntemi ile yapılan altın madenciliği, haklı veya haksız ciddi tepkiler çekmiştir. Günümüzde teknolojinin sunduğu olanaklar ve artan çevresel duyarlılık Bergama‘da işletmeye açılan altın madeninde, ileri düzeyde çevre önlemleri alınmasını sağlamıştır. Böylece, Türkiye‘de bu alanda gelişmiş ülke standartları yakalanmıştır” ifadesiyle çok açıkça Bergama’da siyanür kullanılarak yapılan altın işletmeciliğini onaylanmaktadır. Yine aynı raporda “Altın madenciliği, dünyada çevre konusunda duyarlı pek çok ülkede gerekli önlemler alınarak yapılmaktadır. Yıllık altın üretiminin yaklaşık %85‘i siyanür liçi ile üretilmektedir. Dolayısıyla, altın madenciliğinin yapılması teknik nedenlere dayanılarak engellenemez” biçimindeki ifade siyanür liçi yöntemini, “her yerde kullanılması” gibi toplumsal mücadele bakış açısından hiçbir geçerliliği olmayan bir gerekçeyle savunmaktadır.

Maden MO’nun 20-21 Şubat 2009’da Ankara’da gerçekleştirdiği Altın Politikaları Sempozyumu ise örgütlenişi ve katılımcıları itibarıyla Oda’nın 2005 tarihli bu raporunda savunduklarıyla aynı doğrultuda olmamıştır. Sempozyuma siyanürlü altın işletmeciliğine karşı oldukları bilinen konuşmacılar ve yöre halkından temsilciler çağrılmıştır. Öyle ki bu durum davetliler arasında olan sermaye kesimini rahatsız etmiş ve Altın Madencileri Derneği, Maden MO Başkanı’na hitaben yazdığı bir yazıyla sempozyumun düzenlenişini eleştirerek katılmayacaklarını bildirmiştir. Altın Madencileri Derneği bu yazıda, bugüne dek Maden MO’nun yaptığı sempozyumlarda sektörde bizzat çalışan üyeler, kurumlar ve akademisyenler davet edilirdi, oysa bu sempozyumda bu kural bozularak altın üretimi ile ilgisi olmayan ve Türkiye’de altın madenciliği yapılmasın söylemleriyle bilinen kişiler, üstelik de çoğunlukta olarak çağrılmıştır diyerek şikayetçi olmuştur. Yine aynı yazıda Maden MO’nın o güne dek altın işletmeciliğini destekler bir tavrı olduğu Yönetim Kurulları kararları olarak kamuoyuna deklare edilmiştir denilerek söz konusu sempozyumu bir politika değişikliği olarak değerlendirdiğini ifade etmiştir. Ve bu gerekçelerle, aralarında Koza Altın İşletmeleri’nin de bulunduğu madencilik şirketleri Altın Politikaları Sempozyumu’na katılmamıştır.

Gerek 2005 tarihli Altın Raporu’na, gerek Altın Madencileri Derneği’nin söz konusu yazıda Maden MO’ndan alıştığı muameleyi görmediğini belirtmesine, gerekse Maden MO’nun son Genel Kurul’da altın madenciliğiyle ilgili kararın alınması sırasında sergilediği tavra bakıldığında şunu açıkça söylemek gerekir:

Altın Madencileri Derneği’nin bir meslek odasına kimleri çağırarak sempozyum düzenlemesi gerektiğini öğretmeye kalkışan saygısız tavrına da, Hayri Öğüt’ün koskoca bir meslek birliği başkanına kişisel sataşmalarda bulunabilen haddini bilmez, kabadayıca açıklamasına da meydan veren, onlara bu cüreti veren, Maden Mühendisleri Odası’nın ve son TMMOB GK’da Mehmet Soğancı’nın da aralarında olduğu etkin yönetim anlayışının siyanürlü altın işletmeciliği konusundaki ikircikli tavrıdır. Hatırlanacağı gibi Genel Kurul’da 20 no’lu kararın alınması çok tartışmalı olmuş, Maden MO delegelerinin büyük bir kısmı karardan siyanürlü altın işletmeciliği bölümünün çıkarılması için uğraş vermişler, Makina MO, İnşaat MO delegelerinin de yine önemli bir kısmı onları desteklemiştir. Salon adeta ikiye bölünmüş, divan başkanının taraflılığı protestolara konu olmuş ve uzun tartışmalar ve iki kez yapılan oylama sonucu karar bu şekliyle alınabilmiştir. Mehmet Soğancı ve onun şahsında TMMOB etkin yönetim anlayışı, siyanürlü altın işletmeciliğine gerçekten karşı iseler GK’da niçin bu tavrı sergilediklerini açıklamalıdırlar. Delege ya da başka hesaplar uğruna tutarsız politik duruşlar sergilemek TMMOB içinde alışıldık olmakla birlikte asla meşru değildir. Politik tavır net olmadığında saygınlık yitimi ve ciddiye alınmama kaçınılmazdır. Koza Altın İşletmeleri’nin TMMOB’a karşı saygısız üslubu kaynağını buradan almaktadır. Bu sorunun çözümü noktasında ise, Koza’ya sen kim oluyorsun minvalinde hamasi yanıtlar vermek pek fazla anlam taşımamaktadır; yapılması gereken, örgüt içindeki ne savunduğu belirsiz politik duruşların özeleştirisini istemek olmalıdır. 

Genel Kurul’da sergilenen bu tutumun ardından Altın Politikaları Sempozyumu’nun bu şekilde örgütlenmesi Maden MO’nda bu konuda iç çelişkiler bulunduğunu da göstermektedir. Sempozyumun sonuç bildirgesinde her ne kadar siyanürlü altın işletmeciliğine net bir karşı çıkış bulunmasa da etkinliğin bu biçimde örgütlenmesi, Maden MO’nun halkın çıkarlarını ön planda tutan bir demokratik kitle örgütü gibi davranması yolunda bir adımdır ve desteklenmelidir.

Maden MO’nun “Altın Politikaları Sempozyumu konusunda bazı çevrelerce çıkarılan haberlere karşı” denilerek 5 Şubat 2009 tarihinde yaptığı açıklamada “Odamız diğer madencilik işletmeleri gibi  altın madenciliği konusunda da kamuoyuna doğru mesaj verebilmek için  altın madenciliği yapan işletmelerin birçoğuna işyeri ziyaretleri yapmış, bu doğrultuda; Bergama Altın İşletmesine 2 kez, Salihli-Sart işletmesine 2 kez, Gümüş işletmesine de bir kez gidilmiş ve yetkililerle görüşülerek bilgi alışverişinde bulunulmuştur” ifadesi yer almaktadır. Altın Madencileri Derneği’nin yukarıda değinilen, Maden MO Başkanı’na hitaben yazılmış, 16 Ocak 2009 tarihli yazısında yer alan “Sizlere birçok kez altın-gümüş üretimi yapılan tesisleri yerinde gezmeyi teklif etmemize karşın bu güne kadar olumlu bir cevap alamadık” serzenişinden sonra bu ziyaretlerin gerçekleşmesi anlamlıdır. Maden MO faaliyet alanına giren işletmeleri elbette ziyaret edebilir ve etmelidir ancak ziyaretin üye ve kamu yararını gözetme amaçlı bir inceleme ziyareti mi, yoksa bir “iyi niyet”, “gönül alma”, “ilişkileri onarma” ziyareti mi olduğu önemlidir. İnceleme amaçlı ziyaretlerin sonuçları konusunda üyelerin bilgilendirilmesi şeffaf bir örgüt içi işleyişin olmazsa olmaz bir gereğidir. Üstelik altın işletmeciliği gibi uzun yıllardır gündem yaratan bir konuda mühendis odaları gibi saygınlığıyla tanınan kurumların inceleme raporları yalnızca oda üyesini değil, tüm kamuoyunu ilgilendirmektedir. Gerek bu konudaki eksiklik, gerekse 20 Nisan’da TMMOB’nin 7 Odasının da katılımıyla açılan ÇED Olumlu işleminin iptali davasında konunun birebir muhatabı olan Maden MO’nın davacılar arasında bulunmayışı, iç çelişkilere karşın söz konusu Oda içinde siyanürlü altın iletmeciliğine karşı olmayan eğilimin ağırlıkta olduğunu ortaya koymaktadır.   
Siyasi iktidardan aldığı destekle kendisini toplumun ve toplumun örgütlü yapılarının üstünde gören Koza Altın İşletmeleri’nin Bergama-Ovacık’ta siyanürlü altın işletmeciliği faaliyetini sürdürmesine engel olunmalıdır. Bu amaçla hem hukuki hem de toplumsal mücadele ivmelenerek sürdürülmelidir. Karşılıklı açılan davalar, TMMOB ve bağlı Odaları tarafından siyanürlü altın işletmeciliğine karşı bir toplumsal muhalefet yaratacak biçimde, politik bir kampanya gibi örülmelidir. Böyle bir süreç örgütün de bu konudaki yaklaşımının netleşmesini sağlayacak, kimin ne yanda durduğu daha iyi anlaşılacaktır. Elbette tüm devrimci demokrat mühendis-mimarlar bu mücadelenin içinde etkin olarak yer almaya hazırdır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME