İçeriğe Atla

Sistemin Belediyeleri Ve Başkanları

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF

Yerel seçimler yaklaşırken partilerin belediye başkan adayları da belli oluyor. Düzen partilerinde kıran kırana bir adaylık yarışı var. Ama bu yarış, demokratik bir yarış değil, halka en iyi hizmet edecek adayın belirlenmesine yönelik de değil. Yarış, parti liderlerinin beğenip seçeceği isimler arasında yeralabilme mücadelesinden ibarettir. Her aday rakiplerini bir şekilde geride bırakmanın yollarını arıyor. Diğer adayları geride bırakıp başkanlık koltuğuna ulaşabilmek için ise her yol mübah. Parti liderlerine yağcılık, yalakalık, rüşvet gibi yüklü bağışlar, en sık başvurulan yöntemler. Gözlerini koltuk hırsı bürüyenler için "ilkeler", "ideolojiler" bir anda geçersizleşiyor. Başkan adaylığı sallantıda olanlar, seçilmeme ihtimali olanlar o ana kadar "savundukları" görüşlerini ve partilerini terkederek, başka partilerle adaylık pazarlığına girişiyor. Örneğin Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak tekrar AKP'den aday gösterilmeyeceği anlaşılınca istifa ederek MHP'ye geçerek başkan adayı oldu. Aytaç Durak daha önce de ANAP ve DYP'den başkan seçilmişti. ANAP, DYP, AKP, MHP... hiç farketmiyor. Yarın CHP, DSP, SP ya da bir başkası da olabilir. Belediye başkan adaylıkları için yarıştaki ilkesizlik, pervasızlık, belediyelerdeki rantın büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Özellikle büyükşehir belediye başkanları, gelirleri ve harcamaları ile birçok bakanlıktan daha büyük bir para akışını kontrol ediyorlar. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 2008 yılı bütçesi 5 milyar 450 milyon TL. İETT, İSKİ ve büyükşehire bağlı 23 şirketle birlikte 15 milyar 785 milyon liralık bir büyüklüğe ulaşıyor. Bu bütçe 12 bakanlığın 2008 bütçesini geride bırakıyor. İstanbul bütçesinin yanında Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Konya gibi büyükşehir belediyelerinin bütçeleri de düşünülürse belediyelerde dönen paranın büyüklüğü daha net ortaya çıkar. Ulaşımdan su dağıtımına, yol- kaldırım yapımından kanalizasyonlara belediyelerin görev alanı içinde bulunan işlerde yüzlerce kalem ihale yapılmaktadır. Tüm bu imkanları ve maddi kaynakları elinde bulunduran belediyeler düzen partileri için birer arpalıktır. Kendi yandaşlarını belediyeler ve bağlı şirketlerde istihdam ederek kadrolaşırlar. İşe aldıklarının, yetki verdiklerinin yeterliliği, işe uygun olup olmaması önemli değildir. "Partili" olması, yöneticilerin yakınlarından olmaları tüm ehliyetlerin üstündedir. Kendi yandaşlarını yerleştirdikleri belediyelerden elde edilen rant ile hem yandaşları, hem partiler beslenir. Oligarşinin partileri için "makbul" belediye başkanı, bu iki işlevi de yerine getirebilecek başkandır. Belediyeler birer "yağma" mevzisidir. Halka belediye hizmetleri gitmiş-gitmemiş, kentin, beldenin altyapı sorunları çözülmüş-çözülmemiş, düzen partileri için tali konulardır. Yılların biriktirdiği sorunlara kalıcı çözümler getirmek yerine seçim dönemlerinde göz boyamaya yönelik yapılan makyaj yeterli bulunmaktadır. Asıl olan belediyeler eliyle yaratılan rantla partiyi finanse eden burjuvaların, tefeci tüccarların beslenmesi, partilerin kadro ve finans ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Makbul belediye başkanları, hem kendilerini zenginleştirir, hem partilerini zenginleştirirler. Muazzam yağma ve yağmacılar Bir dönem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Ali Müfit Gürtuna bu durumu açıkça itiraf etmişti: "Yağma oluştu ne yazık ki, birbirinin desteklenmesi ve günahlarını örtmek yaklaşımı, kol kırılır, yen içinde kalır yaklaşımı, özellikle İstanbul için muazzam bir yağmayı beraberinde getirdi. Bakınız, hiç boş alan kalmadı. Her tarafa binalar dikiliyor ve yüksek yoğunluklu satıldı. Birçoğu kaçak binalar bunların. Bakıyorsunuz iktidara yakın çevreler hep bu işleri yapıyor. Zaten iktidar, kendisine yakın olmayan halkaya zırnık koklatmıyor. Onun için de rant paylaşımı kapalı bir çevrenin içinde kalıyor." Partilerini ihya eden makbul belediye başkanlarının pislikleri, yolsuzlukları ortalığa dökülmüş olsa bile önemli değildir. "Hırsız" diye ünlenmeleri, hatta haklarında yolsuzluktan, sahtecilikten davalar açılmış olması, adeta başarı ölçütü gibidir. Bu isimler tekrar tekrar belediye başkanlıkları için aday gösterilirler. Mesela, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, 2004-2007 arasında ihaleye fesat karıştırma, zimmet, rüşvete aracılık, suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama ve bu suçlara iştirak gibi suçlardan 9-49 yıl hapis istemiyle yargılanırken 3. kez AKP tarafından aday gösterildi. Yılmaz bu konudaki tek örnek değildir. AKP'den CHP'ye tüm düzen partilerinin belediye başkanları arasında yolsuzluğa karışmamış bir isim bulmak zordur. Ve bu isimler kendi partileri ya da pazarlıkla geçtikleri başka bir parti tarafından tekrar aday gösterilmektedir. Yapılan hırsızlıklardan, haksızlıklardan, namussuzluktan görüntüde de olsa rahatsızlık duyup, yolsuzluğa adı karışan başkanları cezalandırmak, parti saflarından uzaklaştırmak gibi yaptırımları görmek mümkün değildir ya da çok zorunlu kalındığında başvurulan bir yoldur; ki o zaman da onu hırsızlığa, yolsuzluğa ne kadar karşı olduklarının şovuna çevirirler. Belediyelerde yolsuzluk yöntemleri saymakla bitecek gibi değildir. Mahkemelere ve basına yansıyan yolsuzluklar ağırlıklı olarak, imar yolsuzlukları, ihale yolsuzlukları, satın alma ve tedarik yolsuzlukları, bağış ve yardım yolsuzlukları, dış kaynaklı kredi kullanımlarında yaşanan yolsuzluklar, başlıklarında toplanmaktadır. İktidar partilerinin tüm koruma ve örtme çabalarına rağmen yerel yönetimlerde görevli birçok yönetici hakkında "sebepsiz zenginleşme", "yolsuzluk" davaları açılmaktadır. Ama ortaya çıkan yolsuzluk dosyalarının çoğu cezasız kalır. 2007 yılında yapılan yargılamalarda yolsuzluk iddialarının yüzde 91'i beraatle sonuçlandı. Verilen cezalar da "para cezasına" çevrildi. Yani, soyduklarının onbinde, belki milyonda birini para cezası olarak ödemiş oldular; yani ranttan zarar! Yağma, soygun karşısında ödedikleri bedelin en fazlası budur. Belediye yağmasında asıl "malı götüren" iktidar partileri olmakla birlikte, diğer düzen partileri de genellikle bunun dışında değildir. Belediye Meclisleri, halkın yerel yönetime katılmasının, denetiminin değil, soygunda düzen güçlerinin ittifakının simgesidir adeta. Öte yandan muhalefetteki düzen partileri de zaten "bugün sana, yarın bana" mantığıyla yolsuzluk dosyalarının üzerine gitmekten kaçınırlar. Belediyelerdeki yağma, elde edilen rant o kadar büyüktür ki, ülkemizde bir çok belediye başkanı, o koltukta elde ettiği maddi güçle, yeni parti kurmaya veya partisinde liderliğe soyunmuştur. Özellikle İstanbul Belediye Başkanlığı zenginleşmenin, düzen partileri içinde liderliğe yükselmenin maddi koşullarını hazırlamanın basamağı halindedir. İstanbul Belediye Başkanları'nın hemen hepsi bir parti ya da "hareket" kurmaya soyunmuştur. Bedrettin Dalan Demokratik Merkez Parti'yi, Recep Tayyip Erdoğan AKP'yi, Ali Müfit Gürtuna Turkuaz Hareketi'ni kurarak, başlarına geçtiler. Nurettin Sözen de SHP'nin başına geçme hazırlıkları içindeyken patlayan İSKİ'deki yolsuzluklar nedeniyle vazgeçmek zorunda kaldı. Yine Melih Gökçek, Murat Karayalçın, Saadettin Tantan, Mustafa Sarıgül çeşitli şehirlerin belediye başkanlıklarından parti liderliğine soyunan isimlerden bazılarıdır. Halkın değil, eşrafın temsilcileri Yerel yönetimler, sistemin genel niteliğinin bir uzantısı olarak anti- demokratiktir. Düzen partilerinin belediye başkanları da buna uygundur; halkın değil, kendi parti liderlerinin hizmetindedirler. Belediye başkan adayları belirlenirken parti üyesi işçinin, memurun, köylünün sesini, taleplerini parti yönetimleri dikkate almaz. Öyle ki, yıllardır "ön seçim" bile yapmaz düzen partileri. Bunun da seçimleri demokratik yapacağı şüphelidir gerçi. Çünkü, delegelikler de lidere göre şekillendirilmiştir. n seçim olsa da olmasa da, çoğunlukla parti lideri ve yanındaki çıkar çevresinin dediği olur. Seçimlerden sonra da anti- demokratik işleyiş devam eder. Sıradan partililere, halkın sorunlarına, taleplerine kapalıdır başkanların kapıları. Halk, şehir yönetiminde kendilerini ifade edecek, dertlerini anlatacak bir zemin bulamaz. Düzenin belediye başkanları halkın değil, şehir "eşrafının", yani şehrin sömürücü egemenlerinin hizmetindedirler. fiehre yol, park, kaldırım yaparken bile, aslında bir taşla iki kuş vurulur hep; bir yandan şehre "hizmet" yapıyor görünümüyle, egemenlere kâr ve rant alanı açmak amacı içiçedir. Çoğu zaman ikincisi ön plana da geçer; şehirlerin gerçek ihtiyaçları dururken tekrar tekrar kaldırımların yenilenmesi, parkların yıkılıp yenilenmesi, uzmanların itirazlarına rağmen şehrin hemen her yerine köprülü, köprüsüz "kavşaklar" yapılması, gibi "hizmetler", bu yüzdendir. Altyapı sorunlarına köklü çözümler getirmek yerine eşrafın taleplerine öncelik verilir. Kentlerin gelişme dinamikleri, doğası, tarihi dokusu, halkın ihtiyaçları gözetilmeden, bilimsel verilere dayanılmadan rant elde etmeye yönelik projeler hazırlanır. Yaşam kentte yaşayanlar için çekilmez hale gelirken belediye yönetimlerine, başkanlarına yakın şirketler ihya edilir. Yağan her yağmur, kar trafiği felç eder. Sellerde yoksulların evleri kullanılmaz hale gelir, dereler taşar. Denetimsiz binalar çöker, depremlerde koca şehirler mezarlığa dönüşür, kanalizasyonlar patlar, temiz su şebekelerine kanalizasyon sızar... Şebeke suları çoğu yerde artık içilemez durumdadır; bu yönetim anlayışı milyonlarca insanı susuz bırakmıştır. Sık sık salgın hastalıklar yüzünden insanlar hastanelere taşınır. Fakat bu saydıklarımızın "düzenin belediyecilik anlayışı" açısından bir önemi yoktur. Tüm bunlar bir belediye başkanını "başarısız" kılmaz, değiştirilmesini gerektirmez... Ne zaman parti lideriyle ters düşer, partiye sağladığı imkanlar daralır, ne zaman o şehirdeki burjuvazinin, tefeci tüccar kesiminin, toprak ağalarının istekleriyle ters düşer, o zaman farklı isimlerin arayışı başlar. Mevcut başkan, parti liderine, partinin o kentte çıkar birliği yaptığı kesimlere hizmeti devam ettirecek olan bir yeni isimle yer değiştirir. Böylelikle, "arpalık" emin ellere devredilirken, aynı zamanda da halkın hırsızlığa, yolsuzluğa, şehir hizmetlerinin yetersizliğine karşı duyduğu tepkiler de bir kişiye yöneltilip bir önceki başkana yıkılarak sistem ve partiler aklanmış olur. Böylelikle "yerel yönetim" soygununu ve despotizmini sürdürmek daha kolaylaşır. Tablo budur. Bu tabloda, halk güçleri için, devrimciler, ilericiler için, yerel seçimlerin anlamı, işlevi, bu sistemin bir parçası olmak, bu yağmadan pay almak olamaz elbette. Yerel seçimlere ve yerel yönetimlere doğru devrimci bakış açısı, her açıdan bu sistemin bir parçası, bu çarkın bir dişlisi olmayı reddetmekle başlar. 2009.02.01 www.yuruyus.com