ORMANLARI TURİZİMCİLERİN "YOLGEÇEN HANINA" ÇEVİREN YASA ONAYLANARAK YÜRÜRLÜGE GİRDİ
|
SİYASAL İKTİDARIN ORMANLARIMIZI TURİZMCİLERİN “YOL GEÇEN HANINA” DÖNÜŞTÜRME ÇABALARI SÜRÜYOR... |
|
|
|
Doç.Dr. Yücel ÇAĞLAR*
Anımsanacağı gibi, ülkemizde, bir yandan 1982 yılında çıkarılan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesi, bir yandan da 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1983 ve 1987 yıllarında yılında değiştirilen 17. maddesiyle, başta “orman” sayılan alanlar olmak üzere her türlü kamusal arazi yerli ve yabancı turizm yatırımcılarına 49 yıllığına tahsis edilebiliyordu. Ancak, Anayasa Mahkemesi, 2002 yılında 6831 sayılı yasanın 17. maddesindeki, 2007 yılında da 2634 sayılı yasanın 8. maddesindeki “orman” sayılan yerlerin turizm yatırımlarına tahsis edilmesi ile ilgili işlemleri düzenleyen yaptırımlarını büyük ölçüde iptal etmişti. Böylece, başta golf tesisleri olmak üzere çok sayıda turizm yatırımı amaçlı “orman” arazisi” tahsis işlemi de durdurulmuştu. Her türlü kamusal varlığı, bu kapsamda da “devlet ormanı” sayılan yerleri çeşitli ormancılık dışı kullanımlara açma çabasındaki siyasal iktidar, hazırladığı “Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ile bu süreci yeniden işletmeye kalkışmıştır.
Bu noktada, Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda değinilen kararlarının konuyla ilgili gerekçelerinin anımsanması, söz konusu Taslakta yer verilen yaptırımların ve gerekçelerinde yapılan açıklamaların anayasa hukuku açısından anlamlılığı daha kolay tartışılabilecektir:
<<... Bu durumda, orman arazilerinin bedeli karşılığında tahsisi için sadece kamu yararının varlığı yeterli görülmekte, ancak bu kavramın sınırlarının belirlenmemesi ve çerçevesinin çizilmemesi nedeniyle idareye çok geniş takdir yetkisi tanınmış olmaktadır. Anayasa'nın 169. maddesinde öngörülen "kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz" tümcesine dayanılarak kamu yararının bulunduğu gerekçesiyle gerçek ve tüzel kişilere bina ve tesisler yapmak üzere orman arazileri tahsis edilemez. Devlet ormanlarının gerçek ve tüzelkişilere tahsisinin, karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerinin ormandan geçmesi ya da anılan bina ve tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğu bulunduğu hallerle sınırlı olması gerekir. Başka bir anlatımla, kamu yararının bulunması ve zorunluluk hallerinde Devlet ormanları üzerinde ancak irtifak hakkı tesisine olanak tanınabileceği, öte yandan, Anayasanın 169. maddesiyle ormanların özel olarak korunduğu gözetilerek bu maddede geçen "kamu yararı" kavramının hangi durumları kapsadığının yasayla belirlenmesi gerekirken, bu yola gidilmeyerek söz konusu kavramın kapsam ve içeriğinin tespitinin idareye bırakılması, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.>>
<<2634 sayılı Yasa'nın 8. maddesinin itiraz konusu bölümlerinde, hangi taşınmazların ve orman arazilerinin turizm yatırımlarına tahsis edileceği ile ilgili genel bir çerçeve çizilmekle beraber, ormanların turizm yatırımlarına tahsisinin hangi hallerde kaçınılmaz veya zorunlu sayılabileceğine dair herhangi bir ölçüte Yasada yer verilmemiştir.
üzerinde turizm yatırımları için izin verilmesini, zorunluluk veya kaçınılmazlık hallerine özgüleyen belli ölçüt ve sınırlamalara yer verilmiştir.>> Siyasal iktidar göz boyamaya çalışıyor ! Tasarıya göre, turizm yatırımlarına tahsis edilebilecek “devlet ormanı” sayılan alanın toplam genişliği, illerin “orman” sayılan alan genişliğinin % 1’ini geçemeyecektir. Ancak, görünümde kolaylıkla küçümsenebilecek bu oran, ülke genelinde toplam 2,1 milyon dönüm orman alanına denk düşmektedir. Sözgelimi, bu düzenlemeyle Antalya’da 111, İçel ve Muğla’da 84, Çanakkale’de 53, İzmir’de 48 ve Aydın’da da 31,5 bin dönüm genişliğinde orman alanı turizm yatırımlarına tahsis edilebilecektir. Tasarıyla bu alanların % 30’unda yapılaşmaya izin verildiği göz önünde bulundurulduğunda, çeşitli yapılaşmalarla orman ekosistemlerine doğrudan ve dolaylı olarak getirilebilecek yükün boyutları daha kolay kavranabilecektir.
Tasarıda yer verilen “göz boyamacı” bir başka düzenleme ise, turizm işletmelerinin denetlenmesi ve sınıflandırılması sırasında temel alınacak ölçütlerin “uzman gerçek ve tüzel kişilerin” yanı sıra “sivil toplum kuruluşlarına” da yaptırılmasıyla ilgilidir. Açıktır ki, siyasal iktidar böylesi bir düzenlemeyle, ilgili ve duyarlı “sivil toplum kuruluşlarının” olası karşı çıkışlarını önlemeyi, dahası, suç ortakları arasına bu kuruluşları da katmayı hedeflemektedir. Çünkü, Tasarıya göre bu kuruluşlar da yine Bakanlıkça belirlenecektir. Ön izin ve kesin tahsis işlemleri durdurulan turizm yatırımcıları yaşadı ! Tasarıyla getirilmesi öngörülen Geçici 9. Maddeye göre; SONUÇ OLARAK... Açıktır ki, ülkemizde “orman” sayılan alanları hem korumak, doğal değişme ve gelişme süreçlerine herhangi bir zarar vermemek hem de bu alanlardan toplumun tüm sınıf ve kesimlerinin dengeli biçimde ve devamlı olarak yararlanabilmesini sağlamak gerekmektedir. 1982 Anayasası bile bu gereğin bir kamu hizmeti olarak yerine getirilmesini zorunlu saymaktadır. Ne yazık ki, bu yalın gerçeklik, ülkemizde, hemen hemen hiçbir dönemde gerektiğince kavranamamıştır. Dahası, özellikle “devlet ormanı” sayılan alanlardan kapitalist sermaye birikim sürecine yeni fırsatlar yaratmak amacıyla sınırsızca yararlanılması, egemen bir yaklaşım biçimi olmuştur. Oysa, ülkemizde;
Bu belirsizlikler giderilmediğinde, “orman” sayılan alanlarda yürütülecek ormancılık ve ormancılık dışı etkinliklerin orman ekosistemlerine ve kamu yararına ne türden ve ne denli zarar verebileceğinin gerçekçi biçimde öngörülebilmesi, tümüyle rastlantısaldır. Açıktır ki, bu durum, “orman” sayılan alanlara yönelik sakıncalı yaklaşımların gündeme getirilebilmesini ve yaşama geçirilebilmesini büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır. AKP de bu kolaylıktan yararlanma çabası içindedir: AKP’nin en son olarak gündeme getirdiği “Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” da, gerçekte, bu yaklaşımın bir ürünüdür. Ancak, bilindiği gibi AKP, kamusal varlıkların ve hizmet alanlarının yerli ve yabancı sermayeye devredilmesine ve/veya satılmasına yönelik uygulamalarda önceki siyasal iktidarları aratacak bir göz karalık içindedir ve bu tutumunu her türlü olumlu toplumsal ve kültürel geleneği tüketen bir anlayışla sürdürmektedir. Başarıya ulaştığında, “devlet ormanı” sayılan alanlara yönelik bu son hukuk dışı girişimi de ormanlarımızda onarılamayacak yıkımlara yol açabilecektir. Ne yazık ki, ilgili ve duyarlı kamuoyu bile bu sürece etkili biçimde karşı durabilmek için gerekli bilgiye çoğunlukla sahip değildir. Yine ne yazık ki AKP, bu gerçeğin de bilincindedir ve kendince gereğini (!) yapmaktadır. *** * Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği Üyesi-ANKARA; İletişim: oduncugil@yahoo.com |
||













HALKIN YAŞAM ALANLARI
HALKIN YAŞAM ALANLARI DARALTILIYOR
5761 sayılı “Turizmi teşvik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun” la devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanlar, yani kamu adına devletin egemenlik hakkını elinde bulundurduğu alanlar; egemenlik haklar da dahil olmak üzere yerli ve yabancı turizm şirketlerine “sürekli” olarak devrediliyor.
Bunun adı; özelleştirmedir.
Bunun adı; bu alanların halka yasaklanmasıdır.
AKP iktidarı, “turizm yasaları” ile ormanları ve kıyıları, vb, “kentsel dönüşüm” ile kent merkezlerini burjuvaziye peşkeş çekip bu alanları halka yasaklıyor.
Asıl sorulması gereken soru ise, AKP iktidarı temsil ettiği sınıfın çıkarları için gereğini yaparken, emekten, halktan, adaletten yana olduğunu söyleyen o “kocaman” “kocaman” Meslek Odaları, Sendikalar, DKÖ’ ler “sosyalist-komünist” partilerin bir mücadele plan ve programları varmı? Varsa bu programları hayata geçirmek için nerede ne yapıyorlar.
Mehmet GÖÇEBE