"O-YA-LA-MA-YIN!"

F Tipi Cezaevlerindeki tecritin kaldırılması için 293 gün boyunca ölüm orucu eyleminde bulunan avukat Behiç Aşçı, tecridin kaldırılması ve cezaevlerinde yaşanan sorunlara karşı tekrar bir mücadele yaratabilmek için TAYAD başkanlığına aday oldu. "Sağolsun TAYAD"lılar beni aralarına kabul ettiler" diyen Behiç Aşçı, cezaevi sorunları için artık oyalanmak istemediklerini, tutuklu ve hükümlü ailelerin yedi yıldır bu konuda yalnız kaldığını dile getirerek, " Vicdan yükü ile yaşamaktansa cop yarası ile yaşamak daha iyi. Çünkü cop yarası geçiyor ama vicdan yarası kalbe bir yerleşti mi bir daha geçmiyor. Ondan sonra aynaya her bakışınızda onu görüyorsunuz. O nedenle belki biz böyle bir çağrı yapabiliriz. Aynaya baktığımızda içimiz rahat olsun" diye konuştu.

»F Tipi Cezaevlerinde uygulanan tecridin kaldırılması için 293 gün boyunca ölüm orucunda bulundunuz. Sürecin öncesi ve geldiğimiz noktayı konuşabilir misiniz?

Behiç Aşçı: F Tipi"nin ülke gündemine girmesi 1996-97 yıllarıdır ama esas olarak 1999"da tam olarak tartışılmaya başlandı. Çünkü artık F Tipi açılmak üzereydi. F Tipi"nin açılmasının yaklaşması ile birlikte siyasi tutuklu ve hükümlüler "tecrid hapishanesi" olduğunu ve o hapishanenin açılmaması gerektiğini belirttiler. İstanbul Barosu ile birlikte çalıştık. Hatta Kandıra F Tipi Cezaevi"ne inşaat halindeyken gittik. Oranın tecrid olduğu anlaşılıyordu. Hatta bizi gezdiren Adalet Bakanlığının Cezaevleri Müdür Yardımcısı Mehmet Yılmaz, tek kişilik hücreyi de gösterdi. Ben, tek kişilik hücrede buz gibi kesildim. Yani kanımızın çekildiğini hissettik. Ziyaret bittikten sonra heyetteki diğer üyelerle konuştuk. Herkes aynı duyguyu yaşamış. Tek kişilik hücrede herkes buz gibi bir hava yaşamış. O zamandan belliydi, F Tipi hapishanelerin tecride maruz kalacağı. Uluslararası deneyimler vardı. Bakanlık buna rağmen açtı hapishaneleri. 19 Aralık operasyonu yapıldığı esnada ölüm orucu başlamıştı. Operasyon ölüm orucunu durdurmadı. Bir şekilde "Hayata Dönüş" denen, ölüm oruçlarını yatıştırmak için yapıldığı söylenen operasyonda 28 tutuklu ve hükümlü öldürüldü. Operasyon yapılana kadar ölüm orucu eyleminde hiç tutuklu ve hükümlü ölmemişti. Ondan sonra diğer ölümler geldi. Direniş yedi yıl sürdü. Tek bir talep vardı: Tecridin kaldırılması. Bu konuda tutuklu ve hükümlülerin belli bir formülasyonu yoktu, tek talepleri tecritin kaldırılması, F Tipi"ndeki insafsızlığa son verilmesiydi. Maalesef yedi yıl süren ölüm orucuna rağmen Adalet Bakanlığı tecridin kaldırılması konusun da bir adım atmadı. Daha da kötüsü tecridin var olduğunu dahi kabul etmedi. Ben de bu süreçte avukat olarak vardım. Ama bir noktadan sonra avukat olarak yapabilecek başka bir şey kalmadı. Ve direnişe başka bir biçimde katılmak gerekiyordu. Zaten direnişin dışında kalmak gibi bir seçeneğim olmadı. Sadece direnişi hangi biçimde yürüteceğim konusunda bir belirsizlik vardı. Avukat olarak yapabileceğim fazla bir şey olmadığına karar verdiğimde ölüm orucuna başladım. Kendime ait bir talep yoktu. Tek talebim hapishanede bulunan müvekkillerimin tecridinin kaldırılması ve çıkartılmasıydı. Benden sonra Adana"da Gülcan Görüroğlu, Uşak Hapishanesinde Sevgi Saymaz ölüm orucu eylemine başladı. 22 Ocak 2007 tarihinde Adalet Bakanlığı 45/1 sayılı genel diye tanımladığımız genelgeyi yayımladı. Bu genelge hapishanelerde bulunan tutuklu ve hükümlülerin onlar kişilik gruplar halinde, haftada on saat hiç bir tecrid ve tretman şartına bağlı olmaksızın, hiç bir disiplin kararı ile engellenmeksizin sohbet edebilmelerini sağlıyordu. Bu elbette tecridi ortadan kaldıran bir çözüm değildi ama öncelikle tecridin var olduğunun kabul edilmesi daha sonra var olarak kabul edilen tecridin kaldırılması konusunda somut bir adım nedeniyle biz de ölüm orucu eylemine ara vermeye karar verdik. Fakat aradan neredeyse iki yıl geçiyor, maalesef Adalet Bakanlığı sohbet hakkı diye tanımladığımız 45/1 sayılı geneldeki hakkı uygulamıyor. Bu bizim için temel meseledir. Çünkü bizim talebimiz halen geçerliliğini koruyor. Bugüne kadar bize çok çeşitli gerekçeler gösterdiler. Yeterli yer, yeterli eleman olmadığını söylediler. Bunun inandırıcı olduğunu düşünmüyoruz, yine de onların gerekçelerini kabul ettik. Bekledik, görüyoruz ki artık oyalanıyoruz.

»TAYAD"ın içinde bulunarak vermiş olduğunuz mücadeleyi mi devam ettirmek istiyorsunuz?

Behiç Aşçı: Avukat ve TAYAD"lı aileler olarak bizler demokrasi mücadelesinin içindeyiz,. Ama özellikle ölüm orucu eyleminden itibaren bu birliktelik daha farklı bir biçim aldı. Aslında aramızdaki görünürdekiler farklılaştı. Benim avukat olmam, ailelerimizin TAYAD"lı olması gibi farklılıklar ortadan kalktı. Ve giderek bir bütünleşme oldu. Ortak hedeflerimiz var, amaçlarımız aynı. Birçok eylemde beraberdik. Şimdi belki bu mücadeleyi daha da örgütlü olarak yapma konusunda bir adım atmak gerekiyor. Sağ olsun TAYAD"lılar beni aralarına kabul etti. Şimdi, beraber, tekrar TAYAD"ın genel kuruluna hazırlanıyoruz.

Mehmet Güven: Bizim genel kurulumuz bir formalitedir. Yasa, uymamız gereken bir formalite. Yoksa TAYAD"da yıllar boyu bütün insanlar görevlerinin ve sorumluluklarının bilincinde, ne yapmaları gerektiğinin farkındalar. TAYAD"ın başkanı olmak ya da herhangi bir yönetici olmak ya da olmamak, bunlar usule uygun olması için yapılan bir olaydır. Kendimizi TAYAD"lı hissediyorsak görevlerimiz zaten belli. Bizim en önemli sorunumuz cezaevlerindeki tecrit. Çok büyük bir işkence tecrid. Daha önceleri devlet karakolda işkenceleri fiziki olarak yapıyordu. Bunlardan daha da ağır bir işkence tecrid. Çünkü o fiziki işkence belirli bir süre sonra tedavi edilip geçiyor, ama tecritin etkisi o kadar fazla ki insanlar üzerinde bir ömür boyu bile sürdürebiliyor. Kaldırılması gerekiyor. Bu konularda hem hukuken hem de konuyla ilgili bilgisinden, takibinden dolayı Behiç Aşçı gibi bir avukatın da bizimle birlikte ve TAYAD"lı olarak hareket etmesi bize daha fazla güç verecek. O bakımdan mutluyuz ve sorunlarımızı en kısa zamanda çözebiliriz gibi geliyor. Çünkü uzun süre yalnız kaldık. Bu önemli bir hareket. Behiç Aşçı"nın yapmış olduğu eylemle en azından genelge çıkartıldı. Ama daha önce sanatçı ve aydınların duyarlılıkları da mücadeleye dahil olsaydı çok sayıda insan ölmezdi.

»TAYAD sürecine girdikten sonra ilk hedef tecritin kaldırılması ama STK"larla, siyasi partilerle, odalarla çalışmalarda mücadeleye daha yoğun katılmaları için uğraşılacak mı?

Behiç Aşçı: TAYAD bir demokratik kitle örgütü. Temel önceliğimiz hapishaneler ve tecrit. Şunu da biliyoruz bunu yalnız tek başımıza başaramayacağız. Geniş bir demokratik muhalefet cephesi oluşturmak gerekiyor. Bu hedefe inanmış olan demokratik kitle örgütleri, partiler, sendikalar, konfederasyonlar, barolar, derneklerle birlikte olmak gerekiyor. Tabi bunu da çalışmalarımızın bir parçası haline getireceğiz. Öncelikle tecrit ve diğer sorunlar ile ilgili olarak ortak hareket etmeye çalışacağız. İstiyoruz ve bekliyoruz ki bu mücadelede yalnız olmayalım. Çünkü yedi yılda yalnızdık.

»Tecrit için verilen mücadelenin yanında siyasi olmayan tutuklu ve hükümlerle de dayanışmayı amaçlayan çalışmalar yapılacak mı?

Mehmet Güven: Var. Çeşitli hapishanelerde çok fazla olmasa da tutuklu ve hükümlülerle iletişimimiz var. İşte onların çeşitli sorunlarıyla ilgileniyoruz, hukuki yardımlarda bulunuyoruz, aileleri ile görüşüyoruz. Bize müracaat eden eden faşist, mafya olmadığı sürece bütün tutukluları kapsıyoruz ve onlarla birlikte hareket etmek istiyoruz. Bu yönde de çabalarımız var. Ama şu ana kadar yeterli değil. Bundan sonra bence daha da güçleneceğiz. Tecrit süreci vaktimizi alıyor, ama daha sonra tüm tutukluları kapsayacak bir çalışma yapacağız. Bunu da Behiç Aşçı ile gerçekleştireceğiz.

Fahrettin Keskin: Biz hapishanelerde hak arayışındayız. Bu hakları aldığımız zaman da adli tutuklu ve hükümlüler siyasilere göre daha çok yararlanıyor.

Behiç Aşçı: Adli tutuklular aslında örgütsüz. En büyük problemleri orada. Siyasi tutuklu ve hükümlüler bir biçimde aynı ideal, amaç etrafında bir araya geldiği için F Tipi"nde bile olsalar koruyabildikleri bir örgütlülükleri var. Adli tutuklu ve hükümlüler için öyle değil. F Tipi kapatıldığında en fazla üç ya da dört ay sonra F Tipinin sonuçlarını yaşıyorlar. Adalet Bakanlığı istatistik listesini açıklamıyor. Her sene hapishanelerde kaç kişi intihar girişiminde bulunuyor, F Tipinde bu oran kaç, diğer hapishanelerde kaç, bu oranları bize Adalet Bakanlığı açıklasın. Basına yansımayan çok haber var.

»Yetkili ağızların ilk olarak neler yapmaları gerektiğine inanıyorsunuz?

Mehmet Güven: İlk ağızdan talebimiz 45/1 sayılı genelgedeki sohbet hakkının herkes için uygulanması.

Behiç Aşçı: Bizim cezaevi açısında değişmeyen temel talebimiz tecritin kaldırılması. Bizim bu konuda somut bir formülasyonumuz yok. Tecritin kaldırılması konusunda Bakanlığın her türlü önerisine açığız. Ama Bakanlık bunun adı çok önemli değil, geçmişte birileri "Üç kapı üç kilit" önerdi. Şimdi Bakanlık bunun olmayacağını söylüyor. Bu olamıyorsa ne olabilir? Onu söylesin ama tecridi kaldırsın. Bundan önceki talebimizde, madem ki sohbet hakkı kendi emirleri kendi haklarıdır, kendi emirlerine, talimatlarına sahip çıksınlar, uygulasınlar. Ve bizi de inanmayacağımız gerekçelerle oyalamasınlar. Çünkü inanmıyoruz.
Kaynak; Birgün