Meslek
İçi Eğitim, Belgelendirme, Mesleki Yeterlilik ve
Yetkin/Yetkili Mühendislik
Meslek
İçi Eğitim, Belgelendirme, Mesleki Yeterlilik ve
Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik konuları tartışılırken
öncelikle kavramların net tanımlarının yapılması
gerekmektedir. Tanımları net bir şekilde yaptıktan sonra ise
kavramların durup dururken ve kendiliğinden oluşmayacağı
gerçeğinden hareketle, bu kavramları oluşturan tarihsel
süreçler incelenmelidir. Yenilikler ihtiyaçlardan
doğduğuna göre ihtiyacın ne olduğu da net bir şekilde
ortaya konmalıdır. Bütün bu saydıklarımız sağlıklı
bir şekilde yapılmadığı takdirde yapılan tartışmalar yüzeysel
olmakta, meselelerin özünden çok şekli ile ilgili
konular tartışılmakta ve gerçek ihtiyaçların ne
olduğu bir türlü anlaşılamamaktadır.
Nereden
Çıktı Bu Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik?
Yetkin
Mühendislik (yetkili, uzman ve profesyonel sıfatları da
kullanılıyor) özü itibarı ile mühendislik
eğitiminin, mühendislik mesleğinin uygulanmasında yeterli
olmadığını savunan ve buradan hareketle de mezuniyet sonrası
pratik bilgi edinimine dair bir süreci zorunlu kılan ve
nihayetinde bu süreci sınavlarla sonuçlandıran bir
belgelendirme sistemidir.
Yetkin
Mühendisliğin uygulandığı ülkelerde (bazı ülkelerin
kendi eyaletleri arasında da örneğin ABD) bazı farklılıklar
olmakla beraber, uygulamanın ana eksenini mezuniyet sonrası
sağlanacak bilgi birikim düzeyinin ölçülmesine
dayalı bir belgelendirme sistemi oluşturmaktadır.
Yetkin
Mühendislik kavramını net bir şekilde ortaya koyduktan sonra
hemen bu noktada bir yanlışı düzeltmek gerekmektedir. Yetkin,
yetkili, profesyonel, uzman mühendislik tartışılırken bu
uygulamayı savunanlar, bu uygulamanın dünyanın “gelişmiş”
ülkelerinde uygulandığını ve bu sebeple ülkemiz için
de örnek oluşturması gerektiğini söylüyorlar.
Dünyanın “gelişmiş”
ülkelerinde uygulanan her yöntemin ülkemiz için
gerekli olduğu tezi zaten başlı başına bir problem olmakla
beraber, bu tez doğru da değildir. Yetkin
Mühendislik bütün “gelişmiş
ülkelerde”
uygulanmamaktadır.
Örneğin Almanya, İsviçre, İtalya, Belçika,
Hollanda, İspanya, liste daha da uzatılabilir.
Dedik
ya yenilikleri ya da uygulamaları ihtiyaçlar belirler. O
zaman Yetkin Mühendislik nasıl bir ihtiyaçtan doğmuş
ve nasıl bir tarihsel gelişim izlemiş, buna kısaca bakmak
gerekir. Mühendislik dünyadaki en eski mesleklerden biri
olmakla beraber kurumsallaşması 18. yüzyılda olmuştur.
Mesleğin oluşumu ve kurumsallaşması da ülkeden ülkeye
farklılık göstermiştir. Tabii ki mühendisliğin
kurumsallaşması ve yeni uzmanlık dallarının ortaya çıkışı
ile birlikte, teorik ve uygulamalı bilgilerin mühendis
adaylarına hangi eğitim anlayışı ile aktarıldığı önem
kazanmıştır.
Dünyada
iki temel mühendislik eğitimi modeli vardır: Kıta Avrupası
Modeli ve Anglosakson Model. Bu yazı kapsamında bu modellerin
ayrıntılarına girmemekle beraber Yetkin Mühendislik
uygulamalarına yol açan temel farklarını ortaya koymakta
fayda var. Kıta
Avrupası Modeli’nde
akademik eğitim profesyonel çalışmanın bir ayağı olarak
ele alınır ve akademik diploma meslekte çalışmak için
yeterlidir. Eğitim sistemi de bu bakış açısıyla
Anglosakson Model’e göre hem daha uzundur hem de pratik bilgi
edinimini amaçlayan yoğun laboratuar ve staj uygulamaları
ile desteklenmiştir. Bu modele en iyi örnek Almanya’dır.
Tarihsel olarak daha teorik ve nitelikli bir mühendislik eğitimi
geleneği olan bu ülkelerde pratik bilgi gereksinimi de
üniversite eğitiminin bir parçası olarak kurgulanmış
ve üniversite
sonrası profesyonel (ya da yetkin) mühendislik benzeri bir
belgelendirme ihtiyacı oluşmamıştır.
Anglosakson gelenekten gelen ülkelerde ise (örneğin
İngiltere ve Kuzey Amerika ülkeleri) mühendislik çalışması
tamamen devletten bağımsız olarak şekillenmeye başlamış ve
mesleğe kimin katılacağına sivil mühendislik dernekleri
karar vermiş ve üye olabilecek kişileri bir sınava tabi tutma
yoluna gitmişlerdir. (Fransa’da Ecole Polytechnique 1794’te
kurulmuşken, İngiltere’de Cambridge 1895’te kurulmuştur)
Tarihsel olarak mühendislik gelenekleri teorik eğitimden çok
pratik eğitime dayanan Anglosakson ülkelerin mühendislik
eğitim modeli de bu temelde şekillenmiştir. Anglosakson
Model’de akademik
eğitim hem daha kısadır hem de kuramsal dersler derinlemesine
verilmez. Mesleğin sahada öğrenildiği zaten tarihsel
gelişimlerinden gelen bir yaklaşımdır. Buradan hareketle de
Profesyonel Mühendislik kavramını geliştirmişlerdir. Yani
akademik eğitimini tamamlayan kişi mühendis yetkilerini
kazanabilmek için daha doğru ifade ile mesleğe
kabul edilebilmek için Profesyonel Mühendislik
aşamalarını tamamlamalıdır.
Örnek teşkil etmesi açısından ABD’de uygulanan
modeli de kısaca özetleyelim. Mühendislik fakültesi
mezunu aday dört yıl boyunca bir profesyonel mühendisin
emrinde çalışacak, dört ayrı profesyonel mühendisten
tavsiye mektubu alacak ve bu belgelerle profesyonel mühendislik
kurumlarına başvuracak. Bu kurumların açtığı sınavlarda
mesleki, etik ve yasalarla ilgili soruları cevaplayarak 3 yıllığına
profesyonel mühendis olacak. Tüm bu söylediklerimizi
toparlarsak Profesyonel(ya
da yetkin) Mühendislik Anglosakson gelenekten gelen ülkelerde
uygulanan bir modeldir ve kendi mühendislik geçmişlerinin
ve eğitim anlayışlarının bir ürünüdür.
Ülkemizde
Yetkin (Uzman) Mühendislik Tartışmalarının Zemini
Buraya
kadar Yetkin Mühendislik uygulamalarının ülkelerin kendi
mühendislik gelenekleri ve akademik programları ile ilgisini
anlatmaya çalıştık. Hal böyleyken ülkemizde
yetkin, uzman, yetkili (her ne ad verilirse verilsin) mühendisliği
savunanlar ülkemiz mühendislik geleneğinden ve eğitim
anlayışından mı yola çıkıyorlar? Bunun cevabı tabii ki
hayır. Zaten ülkemiz mühendislik geleneği ve akademik
kurumlarımızın yaşadığı değişim incelense yetkin mühendislik
önermesinin sakatlığı anlaşılacaktır.
Ülkemizde
üniversite eğitim modeli 1980’lere kadar Kıta Avrupası
modelinin etkisi altında (özellikle Almanya) geliştirilmiştir.
Mühendislik eğitiminin temelinde ağır bir teorik eğitim
uygulanmış ve pratik bilgi ihtiyacı yoğun stajlarla
desteklenmiştir. Bu dönemde az sayıda fakat birikimli
mühendisler akademilerden mezun olmuştur. 1980 darbesi ile
üniversite sistemine ABD modeli egemen kılınmaya başlanmış,
üniversiteler YÖK ile tek tipleştirilip baskı altına
alınmış ve çok sayıda açılan altyapısı yetersiz
üniversiteler ile eğitim düzeyinde bir gerileme
yaşanmıştır. Bu süreç özel üniversitelerin
açılmaya başlanıp, hızla yayılması ile birlikte de
hızlanmıştır. (Eğitimin ticarileştirilmesi, yetişmiş öğretim
görevlilerinin özel üniversitelere transferi, özel
üniversitelere sağlanan olanaklara karşın devlet
üniversitelerinin kaynak yetersizliği ve “tabela”
üniversitelerinin yaygınlaşması, üniversite-sanayi
işbirliği söylemi altında bilimin uğradığı dumur bu yazı
kapsamında incelenemeyecek kadar uzun olmakla beraber sürecin
anlaşılması açısından önemlidir). Kısaca
özetlemek gerekirse ülkemiz mühendislik geleneği 80
darbesi ile birlikte tasfiyeye uğratılmıştır.
Tam
bu noktada öz örgütümüz TMMOB ve ona bağlı
olarak da EMO’nun alması gereken tavrı iki somut olgu üzerinden
inceleyelim. 80 sonrası kamusal alanların yok edilmesinin
hızlanması ve bunun somut karşılığı olarak özelleştirmeler;
80 sonrası bilimin hızlı bir şekilde tasfiyesi ve bunun somut
karşılığı eğitimde ticarileştirme ve bilimin tasfiyesi
olguları. Aslında bu iki konu belki de 80 sonrası yaşanan
tahribatın gözlemlenebileceği en net iki konudur. Kamu
kurumlarının bizzat devlet eli ile bozulup, bunun sonucunda da
özelleştirmeyi dayattığı koşullarda TMMOB ve ona bağlı
olarak EMO özelleştirmeye karşı çıkmış ve
özelleştirmelere karşı mücadele etmiştir, halen de
ediyor. Bu tavır doğru tavırdır, bu tavır halktan yana emekten
yana mücadele örgütü olmanın gereğidir. Nasıl
kamu kurumlarındaki bozulma özelleştirme için bir
gerekçe olamazsa; mühendislik eğitiminde yaşanan
bozulma da akademik eğitim dışı bir mühendislik tarifinin
yani yetkin/yetkili mühendisliğin gerekçesi olamaz.
Hele bu uygulamanın kimlerin çıkarına hizmet edeceğini
düşünürsek… Bu konuya tekrar dönmek üzere
şimdilik şu soruyu soralım. Siyasal iktidar TMMOB’nin her türlü
girişimi karşısında dururken, neden uzman/yetkin mühendislik
konusunda tam tersi bir tutum takınmıştır?
Ülkemizde
Uzman/Yetkin Mühendislik Tartışmalarının Tarihçesi
Ülkemizde
profesyonel mühendislik tartışmalarının kronolojik
ayrıntısına girmemekle beraber tartışmalarda yaşanan kırılma
noktalarını anlamak açısından bir özet yapalım. Türk
Müşavir Mühendisler Derneği tarafından savunulagelen
profesyonel mühendislik Türk Tesisat Mühendisleri
Derneği içersinde de tartışılmış, 1996 yılından
itibaren de özellikle İMO ve MMO içinde “uzman
mühendislik” adı altında yapılan tartışmalar hız
kazanmıştır. 1999
Marmara depremi ilk kırılma noktasını oluşturmuştur.
Deprem sonrası yaşanan can kayıpları ve yıkımların bir
gerekçesi olarak “uzman mühendisliğin” olmaması
gösterilmiştir. Dönemin siyasal iktidarı da 595 ve 601
sayılı kanun hükmünde kararname ile odalara yetki devri
yapmıştır. Daha sonra bu kararnameler Anayasa Mahkemesi’nce
iptal edilmiş olmasına karşın MMO uygulamayı sürdürmüş(hatta
bir Personel Belgelendirme merkezi kurmuş), İMO ise Yetkin
İnşaat Mühendisliği Uygulama Yönetmeliğini
2004 yılında uygulamaya sokmuştur. Bu
yönetmelik ABD’de uygulanan profesyonel mühendislik
uygulamasının çok benzeridir.
Gene
bu noktada bir durup yetkin/uzman mühendislik savunucularının,
argüman olarak kullandıkları deprem, insan hayatını
ilgilendiren konular gibi kritik konulara açıklık getirelim.
17 Ağustos depremini “uzman” mühendislik için
dayanak gösterenlere şu soruları sormak gerekiyor. Deprem
sonrası ne gibi araştırmalar yapılmış ya da ne gibi veriler
toplanmıştır? Yıkılan binalar yeni mezun, deneyimsiz mimar ve
mühendislerce mi yapılmıştır? Tabii ki hayır. Depremde ki
can kayıpları ve yıkımlar bilgi eksikliği sonucunda mı
artmıştır? Tabii ki hayır. Deprem sonrası odalarımız hatalı
üyelerine karşı yeterli yaptırım uygulamış mıdır?
Sorular daha da uzatılabilir. Depremi uzmanlık, yetkinlik
tartışmasına kaynak olarak gösterenler bilinçli ya da
bilinçsiz asıl gerçeği karartmaktadırlar.
O gerçekte şudur; yıkımlar ve can kayıplarının asıl
kaynağı kapitalizmin çarpık gelişimi ve onun insan
hayatını bile önemsemeyen kar hırsı ile kamusal denetimin
içler acısı hali.
Yani bir yandan daha fazla kar hırsı ile her türü
yolsuzluğun yapılması; denetim mekanizmalarına hakim olan rüşvet;
kapitalizmin ve onun siyasal iktidarının almadığı tedbirler vs.
Hal böyleyken bu çarpık kapitalizm gerçeği ve
kamusal denetim mekanizmalarının işlevsizleştirilmesi süreci
ortada iken “belgelendirme” ile nelerin nasıl çözülmesi
hedefleniyor? Belgelendirme hiçbir sorunu çözmeyecektir.
Çünkü
sorun mühendis-mimarların bilgi seviyeleri değil; sorun
mühendislik-mimarlık bilgisinin icrası ve mesleki-toplumsal
denetim sorunudur.
Bu konudaki odanın görevi ne olmalıdır sorusunu ileriki
bölümlerde inceleyeceğiz.
Yetkinlik/Uzmanlık
tartışmalarında ikinci
kırılma noktası ise II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı
olmuştur.
22-24 Mayıs 1998 tarihlerinde gerçekleştirilen TMMOB 35.
Genel Kurulu’nda “Mühendislik Mimarlık Kurultayı”
yapılması kararlaştırılmış ve 2 yıl süren bir
hazırlıktan sonra 28-29 Nisan 2000 tarihinde I. Mühendislik
Mimarlık Kurultay’ı 345 delege ile toplanmıştır. Bu kurultayda
“karar taslaklarının yeterince görüşülemediği ve
bu nedenle de karar alınmaması gerektiği” kabul edilerek sadece
taslaklar tartışılmıştır. TMMOB 37. Genel Kurulu’nun aldığı
kararlar çerçevesinde II. Mühendislik Mimarlık
Kurultayı 5-6 Nisan 2003 tarihinde 645 delege ile Ankara’da
gerçekleştirildi. Bu kurultayda Mesleki Yeterlilik –
Mesleki Yetkinlik, Mesleki Denetim, örgüt birimlerinin
hizmet üretimi, mesleki davranış ilkeleri ve örgüt
misyonu konuları tartışılmıştır. Mesleki Yeterlilik –
Mesleki Yetkinlik kapsamında 18 karar alınmıştır. Bu kararlardan
6. oldukça önemlidir “TMMOB
ve Odaları; gerek Dünya Ticaret Örgütü gerekse
Avrupa Birliği(Gümrük Birliği) kanallarından gelen
teknik ve mesleki mevzuat uyarınca mühendislik/mimarlık meslek
alanlarının düzenlenmesine dönük uyumlaştırma
(emperyalist/kapitalist ilişkilere tümüyle bağlanmak
anlamında) çalışmalarına karşı durur. Bu yönde
izlenen politika ve uygulamalar ile mücadele eder.”
Bu karar hem anlamlıdır hem de belgelendirme, mesleki yeterlilik ve
yetkin/uzman mühendislik tartışmasının uluslararası ölçekte
“Mesleklerin
Dönüşümü”
kapsamında ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. TMMOB
açısından süreç II. Mühendislik
Kurultayında bu konuda alınan 3. karara dayanarak “TMMOB
Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Yönetmeliği”nin
38. Genel Kurul’da oy çokluğu ile kabul edilmesi ile devam
etmiştir. Her ne kadar bu bir çerçeve metin olsa da
hali hazırda İMO ve MMO tarafından sürdürülmekte
olan uygulamaların yasal zemini oluşturulmuştur. Eş zamanlı
olarak AB Genel Sekreterliği bünyesinde yürütülen
“Mesleki
Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun
Tasarısı Taslağı”
çalışmalarına TMMOB katılmış ve Bayındırlık
Bakanlığı’na(Bakanlığın isteği üzerine) “Yetkin
Teknik Eleman Kanunu Tasarısı Taslağı”nı(Şubat
2005) hazırlamıştır. Süreç bağlı odaların kendi
yönetmeliklerini yapmaları ile süregelmiştir. Süreç
gerçekten anlamlı işlemiştir. Bir yandan Belgelendirme,
Mesleki Yeterlilik ve Yetkinlik tartışmasının “küreselleşme”
sürecinde ülkemizin uluslararası sermayeye entegrasyonu
ile ilgisi olmadığı söylenmiş(hatta buna çağdaşlaşma
bile denebilmiş); diğer yandan da bu sürece karşı çıkanları
“eğitime karşı çıkıyorlar” gerekçesi ile
susturmaya çalışmışlardır. Aslında Belgelendirme ve
Mesleki Yeterlilik tartışmalarının kaynağı bellidir ve ne yazık
ki TMMOB yönetiminin tavrı da bellidir. Tavır bizimle ya da
bizsiz bu süreç işleyecek bari biz de içinde
olalım tavrıdır.
Fakat bu tavır TMMOB’nin mücadele geleneği ile bağdaşmayan
ve örgütü geleneklerinden ve üyesinden koparacak
bir tavırdır.
Hiçbir süreç kaçınılmaz değildir. Kaldı
ki Meslek Alanlarımıza yönelik bir saldırı olduğunda
yapılması gereken “uzlaşma” değil mücadele etmektedir.
TMMOB yi TMMOB yapan da bu mücadele geleneğidir.
Buraya
kadar ülkemizde ve öz örgütümüz
içerinde yaşanan kırılma noktaların anlattık. Dedik ya
Belgelendirme, Mesleki Yeterlilik ve Yetkinlik bu ülke
topraklarında yaşanan sorunların ya da eksikliklerin sonucu ortaya
çıkmamıştır. Bu sebepledir ki bu ülke topraklarından
aranan her dayanak temelsiz çıkmıştır/çıkacaktır.
Uluslararası ölçekte yaşanan “küreselleşme”
sürecinde “mesleklerin dönüşümü ve
mesleki yeterliliklerin düzenlenmesi” bu tartışmaları
doğurmuştur. Burada da en önemli süreç GATS
sürecidir.
GATS
(Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) ve AB Uyumlulaştırma Süreci
Tüm
bu tartışmaları yaratan ihtiyacın bu ülke topraklarındaki
mühendislik-mimarlık mesleğinin uygulanmasının ilerletilmesi
amacı olmadığını anlatmaya çalıştık. Asıl büyük
resmi ve yapılmak isteneni görmeden yürütülecek
tartışmalarda anlamlı olmayacaktır. 1 Ocak 1995’te Türkiye’nin
de kurucu üye olarak imzaladığı GATS anlaşması hizmetlerin
serbest dolaşımını emrediyor. Küreselleşme politikalarının
araçlarından biri olan GATS uluslararası hizmet ticaretine
dair temel kuralları içeriyor. 1995’te TBMM’de onaylanmış
ve 2005 yılında da yürürlüğe girmiştir. (1995
yılında Türkiye Dünya Ticaret Örgütü’ne
de üye olmuş, GATS kapsamındaki ülke taahhüt ve
muafiyet listelerinde TBMM’de onaylanması ile GATS bir iç
hukuk düzenlemesi niteliği almıştır). GATS kapsamındaki
hizmet sektörleri mühendislik-mimarlık hizmet alanlarını
da kapsıyor. Birçok ülke kendi ulusal pazarını korumak
için kısıtlamalar getirirken Türkiye 155 hizmet alanın
72 sine izin vererek hem en yüksek oranla ulusal hizmet
sektörlerini uluslararası rekabete açmış hem de
herhangi bir kısıtlama getirmemiştir. Tabii ki serbest dolaşım
akademik ve mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınması ile
mümkün olacaktır. Belgelendirme ve akreditasyon tam da bu
noktada işin içine girmektedir.
GATS,
bugüne kadar kısmen koruma altında kalmış hizmet alanlarının
uluslararası hizmet sermayesinin serbest dolaşımına yani sınırsız
sömürüsüne ve bu sömürüye engel
olabilecek her şeyin, yani yerel hizmet sunucuların, yerel
bürokrasinin tasfiyesi anlamına gelmektedir.Bugün
için meslek ve alanlarda yaşanan yeniden yapılandırma
süreci de emperyalist politikaların hayata geçirilme
araçlarından biri olan GATS ile direkt biçimde
bağlantılıdır.
Ticarileşen eğitimden, yetkin mühendislik ve ücretli
avukatlık uygulamalarına, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık
Sigortası’ndan, çıkarılan iş-kölelik yasalarına
kadar yaşanan tüm dönüşümlerde GATS süreci
karşımıza çıkmaktadır. Bu yazı kapsamında olmadığı
için diğer meslek alanlarında yaşanan dönüşümleri,
eğitimin ticarileştirilmesi vb. konulara girmeyeceğiz. Fakat
bilinmesi gereken sadece mühendislik-mimarlık alanında değil
avukatlıktan doktorluğa taşımacılığa kadar birçok
meslek alanında bu dönüşüm süreci başlamıştır.
Yani çok kapsamlı bir saldırı ve dönüştürmeden
bahsediyoruz. Büyük resmi görmek gerekten kastımız
budur.
AB
sürecinde Gümrük Birliği’ne girilmesi de sürecin
bir başka ayağını oluşturuyor. AB giriş sürecinde mal ve
hizmetlerin serbest dolaşımı kapsamında “mesleki
yeterliliklerin karşılıklı tanınması başlığı altında” ve
AB müktesebatına uyum çerçevesinde mühendislerin
diplomaları da sorgulanmaya başlanacak. YÖK’ün
diplomalardan mühendislik unvanını kaldırması da tam bu
noktada önem kazanmaktadır.
YÖK uluslar arası sermayenin ve AB uyumlaştırma sürecindeki
iktidarın ona biçtiği rolü yerine getirmiştir.
GATS
anlaşmasının kendisi zaten problemin kaynağıdır. Hele ki bu
anlaşmaya başlangıçta kısıtlamalar getirmeyen ülkelerin
daha sonra hiçbir sınırlama getiremeyeceği hükmü
Türkiye açısından çok manidardır. GATS
kurallarına göre yerli mühendislere sağlanan her tür
hak ve avantaj yabancı mühendislik tekellerinde sağlanacaktır.
Bu noktada
ulusal mühendislik-mimarlık gücünün korunması
ve yabancı mühendislik-mimarlık tekellerine kapıların ardına
kadar açılmasını engellemek için mücadele etmek
gerekirken TMMOB’nin yetkin/yetkili mühendislik yasa
tasarıları hazırlaması, belgelendirme konusunda bu kadar ısrarcı
olması ne anlama geliyor?
GATT
ve GB ile malların serbest dolaşımında yaşanan tek yönlü
süreç yani Türkiye’nin AB ülkelerine pazar
olması süreci; GATS ve AB uyum çerçevesinde
hizmet alanları için yaşanacak bu süreçte ulusal
mühendislik-mimarlık gücü uluslararası tekeller
karşısında tasfiye edilecektir. Süreç bu kadar nettir.
Öz
örgütümüz TMMOB ve bağlı Odalarının bir
yandan GATS’ a karşı çıkarken diğer yandan GATS’ a
paralel uygulamalar içinde olması düşündürücüdür.
Belgelendirme ve yetkin/yetkili mühendisliğe karşı
çıkılamaması ve TMMOB eli ile siyasal iktidara tasarılar
hazırlanması ve kendi iç yönetmelikleri ile bu
uygulamaları başlatması bunun somut karşılığı olmuştur.
Bir
oda yöneticisinin ifadesi ile “yağmurun yağması nasıl
engellenemezse, bu süreçte engellenemez. O zaman biz bu
işi yapalım” demek TMMOB’ un ne mücadele geleneği ile ne
de toplumsal misyonu ile bağdaşmamaktadır.
Bu
sürecin tamamlayıcısı olarak “Yabancıların
Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”
TBMM tarafından çıkarılmıştır. TMMOB bu yasaya karşı
çıkmıştır doğrusuda budur. Bu yasa ile de emperyalist
tekellere peşkeş çekilen ülkemiz, ikili anlaşmalar
veya AB süreci kapsamına girmeyen emperyalist ülke
tekellerine de GATS kapsamında sunulmaktadır. AB tekelleri
karşısında haksız rekabetle karşı karşıya kaldığını
düşünen diğer tekeller dikkate alınarak, ülkemizin
sömürüye “adil” ve herhangi bir tekele “haksızlık”
yapılmayacak şekilde açılması düzenlenmektedir.Sorunun
özü, yabancı bir mühendisin ülkemize gelerek bir
yıl izin almadan çalışması değildir. Sorunun özü,
dünyada oluşturulan tekel bürokrasisinin meslek
alanlarımızda şekillendirdiği düzenlemelerdir. Bu
düzenlemeler, GATS ve AB uyum süreci adı altında her gün
yaşantımıza yeni bir yaptırım getirmektedir. Fakat ne yazık ki
bu yasanın da bu büyük resmin bir parçası olarak
görülmemesi ya da görülmek istenmemesi doğru
tavrı geliştirmede sorun yaratmaya devam etmektedir. Bu noktada
yapılması gereken AB ve GATS süreci karşısında net bir
karşı çıkışı sağlayıp bu temelde üyesi ile
bütünleşip güçlü bir mücadele hattı
örmektir. Ve
de tam da bu noktada bu sürecin yansımaları olan
yetkin/yetkili mühendislik, mesleki yeterliliklerin tanınması
ve belgelendirme konularında bir karşı duruş örebilmektir.
Bu
sürecin son halkasını ise Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu
oluşturmuştur. (Kabul tarihi 21.9.2006) TMMOB bu kuruma ve kurumun
yetkilerine de karşı çıkmıştır. “Ülkemizin teknik
gücü devre dışı kalacak, mühendisler mimarlar işsiz
kalacak” itirazı doğrudur ama yeterli değildir. Oysa TMMOB ve
Hükümet tarafından hazırlanmış her iki yasa tasarısı
da incelendiğinde, tasarıların özünün aynı olduğu
ve her iki yasa tasarısının da ülkemizin teknik gücünün,
ülke teknik yaşamından dışlanması sonucunu vereceği
anlaşılmaktadır.
İki yasa tasarısı arasında temel fark şudur: TMMOB tasarısında
üniversite sonrası belgelendirme işlemlerinde tümüyle
TMMOB’nin yetkili olması ve dolayısıyla elde edilecek her tür
gelirin tümüyle TMMOB’ye kalması hedeflenirken, hükümet
tasarısında TMMOB’ye yalnızca genel kurul üyeliği
makamının verileceği ve TMMOB’nin “ön büro” olarak
elde edeceği gelirden bile mahrum bırakacağı anlaşılmaktadır.
Süreç ne yazık ki acımasız işlemektedir. Bir TMMOB
yöneticisinin de belirttiği gibi siyasal iktidar
“belgelendirme” konusunda TMMOB’yi devre dışı bırakacaktır.
Baştan sürece karşı duruş sergileyememek, örgütümüzü
ve üyelerimizi bu noktalara kadar getirmiştir.
Meslek
İçi Eğitim ve Odalardaki Uygulamalar
Bir
mühendisin mezuniyetinden meslek yaşamını tamamlamasına
kadar geçen dönemde bilim ve teknolojide birçok
gelişme ve değişme yaşanmaktadır. Doğal olarak bu değişim ve
gelişmelere paralel bilginin uygulanmasına yönelik standartlar
da değişmektedir. Bu değişimlerden haberdar olsa da olmasa da
mühendis-mimarların uygulamaları bu değişen standartlara
uygun olarak denetlenmelidir. Bu
noktada odaların sorumluluğu bu standartların belirlenmesi ve
uygulanmasının takipçisi olmaktır.
Meslek
İçi Eğitim programları tam bu noktada önem
kazanmaktadır. Meslek Örgütlerinin hele TMMOB ve bağlı
Odaları gibi toplumsal sorumluluk taşıyan Demokratik-Mesleki Kitle
Örgütlerinin bu değişimleri üyelerine aktarmak gibi
bir zorunluluğu vardır. Odanın bu bilgileri üyelerine
aktarması bir zorunluluk ve sorumluluk olmakla beraber; üyelerin
bu programlara katılması zorunlu olmamalıdır. Çünkü
mühendislik lisansına sahip olan bir kişi bilgiyi hangi
kaynaktan edineceğine kendisi karar verebilmelidir. Burada önemli
nokta söz
konusu bilgi mühendislik uygulamalarında bilinmesi zorunlu bir
bilgi ise, uygulamanın denetimi sırasında bu bilginin kullanılıp
kullanılmadığının denetlenmesidir.
Bu da kamusal denetim konusuna girer ki asıl yapılması gereken,
kafa yorulması gereken, takipçisi olunması gereken, çözüm
yolları üretilmesi gereken ve baskı oluşturulması gereken
konu budur.
Biz
eğitime karşı değiliz, eğitimin sürekli olması
gerektiğinden yanayız. Eğitimden yana olmak ve bu yönde çaba
sarf etmek başka bir şey “belgelendirme” başka bir şeydir. Bu
anlamı ile bizim Meslek İçi Eğitim’den anladığımız
şey ile hali hazırdaki uygulamalar birbirinden farklıdır. Meslek
İçi Eğitimler Odaların hem mesleki hem toplumsal
sorumluluğun bir gereği olarak gerçekleştirilmelidir.
Hazırlanan yönetmeliklerin ve uygulamalarında amacı bu
olmalıdır. Tam
da bu noktada verilen eğitimler mümkünse ücretsiz
olmalı ya da en azından bu yolla gelir kazanımı elde etme amacı
taşınmamalıdır.
Yönetmeliklerde bu konu net olarak ifade edilmelidir.
Gene
Meslek İçi Eğitim’de amaç üyelerin değişen
bilgi, uygulama ve standartlar konusunda bilgilendirilmesi olmalıdır.
Bu anlamı ile belgeli üyeleri kamuoyu ile paylaşma anlayışı
bu amaca hizmet etmemektedir. Oda
ne bir dershanedir ne bir akademidir ne de piyasaya kategorize
edilmiş eleman sunma yeridir.
Zaten hali hazırda Odaların kendi yönetmeliklerini hazırlaması
yönünde temel teşkil eden TMMOB
Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Yönetmeliği’ de
bu amacı taşımamaktadır. Öyle ki bunu temel alan İMO yetkin
mühendislik uygulamasına başlayabilmiş(her ne kadar şimdilik
zorunlu değil gönüllü deseler de) MMO birçok
alt uzmanlık alanı belirleyerek “uzmanlık belgelerini”
dağıtmaya devam edebilmiştir(hem de 15 ila 18 saatlik
programlarla).
Toparlamak
gerekirse uygulamada olan yönetmelik ve pratik uygulamaları
göstermiştir ki şu an yapılan ya da yapılmak istenen
toplumsal ve mesleki sorumluluğun gereği olan Meslek İçi
Eğitim değildir. Yapılan belgelendirme tabanlı yakın tarihte de
yasal dayanağını bulacağı düşünülen Mesleki
Yeterlilik ve Mesleki Yetkinliğin alt yapısını oluşturabilmek
için gerekli kurumların kurulması gerekli mevzuatların
hazırlanmasıdır.
Yani GATS ve AB süreci çerçevesinde
yaşanan/yaşanacak uyumlulaştırma çerçevesinde
mühendislik-mimarlık alanında ülkemize dayatılacak
akreditasyon ve belgelendirmenin bir ön hazırlığını
yapmaktır.
SONUÇ
Belgelendirme
Hangi Sorunları Çözecek?
Bu
soru cevaplanmadığı sürece “belge” üzerinden yapılan
her tartışma anlamsız olacaktır. Bilginin kullanılma ve
uygulanma biçimini denetlemek öze ilişkin bir
uygulamadır ve sonuca hizmet eder. Bu yapılmak istenilmediğinde
veya bu konuda mücadele edilmedikçe bunun yerini
alabileceği düşünülen kişinin denetlenmesi veya
belgelendirilmesi şekilsel bir uygulamadır ve sonuç üzerinde
doğrudan bir etkisi olmayacaktır. Bilgiye
sahip olmak başka bir şey bilginin kullanılması başka bir
şeydir. Burada
özellikle bizim gibi her anlamda emperyalist ilişkiler göbekten
bağımlı bir ülkede bilginin kullanımının belirleyicisi
sermaye ve rant ilişkileridir. Kapitalizmin çarpık yapısı,
“küreselleşme” adına kamusal olan her şeyin tasfiye
edilmesi, uluslararası sermayeye her anlamda boyun eğiş,
uluslararası tekellerin önündeki her tür engelin
ortadan kaldırılması, üretime değil montaj ve yan sanayi
üzerine kurulu bir anlayış ortada duruyorken “belgelendirme”
konusunda ısrarcı olmak en hafif deyimi ile yanlış tarafta saf
tutmaktır. Özetlemek gerekirse meslek bilgisinin denetlenmesi
ve bu anlamdaki belgelendirme “emekten yana halkın ve üyesinin
çıkarlarını düşünmek” amacına hizmet
etmemektedir. Küresel ölçekteki meslek dönüşümlerine
ve mesleki yeterlilik uygulamalarına hizmet etmektir. Meslek
icrasının denetimi için çaba sarf etmek ve bu yönde
baskı unsuru oluşturmak ise toplumsal misyonu olan mücadele
örgütümüzün yapması gerekendir. Bu
noktada tekrar edelim Odanın görevi üyelerinin bilgisini
ölçmek değil, bu bilginin doğru şekilde
kullanılmasının takipçisi olmaktır.
Tam
bu noktada mühendis yetkin/yetkilide olsa belgelide olsa
denetleme mekanizması yoksa denetimin yaptırım gücü
yoksa hiçbir şeyin değişmeyeceği ortadadır. O
halde ne yetkin mühendislik ne de belgelendirme daha ileri bir
mühendislik düzeyi tarif etmemektedir.
Hatta Odanın bu yetkin ya da belgeli üyeleri kamuoyu ile
paylaştığı durumlarda(yönetmeliklerde bu konuda gerekli
durumlarda ibaresi ile bir tanımlama yapılmıştır) yaşanacak
olumsuzluklara ortak olmak gibi bir sorunsalla da karşılaşılacaktır.
Çünkü tüm sorunlar olduğu gibi ortada durmaya
devam edecektir.
Peki
Ne Yapmalıyız?
Tüm
söylediklerimizi toparlamak gerekirse öncelikle her
yeniliğin bir ihtiyaçtan doğacağını söyledik. Bu
noktada Yetkin Mühendislik ve Belgelendirmenin nasıl bir
ihtiyaç karşısında önerildiğini tartıştık. Yetkin
Mühendisliğin Anglosakson gelenekten gelen ülkelerde
uygulandığını bunun da o ülkelerin kendi mühendislik
gelenekleri ve eğitim modellerinden kaynaklandığını anlattık.
Ülkemizdeki mühendislik eğitiminin 80 sonrası nasıl
kalitesizleştirildiğini ve tam bu noktada mühendislik
eğitiminde yaşanan sorunların da gene kendi içinde
çözülmesi gerektiğini anlattık. (Özelleştirme
örneği ile paralellik kurarak) Modern toplumlarda lisanslama
yetkisi üniversitelerindir ve her bozulma kendi içinde
onarılmalıdır. Bu noktada Odalarımızın yapması gereken
mühendislik eğitiminde yaşanan olumsuzluklar karşısında
taraf olmak ve baskı oluşturmaktır. Kendisini akademi yerine
koymaya kalkmak ya da mühendislere mühendislik öğreteceğiz
demek yanlışa yanlışla ortak olmaktır. Hele ki mühendislik
eğitimde yaşanan gerilemeye, mühendislik eğitimi sonrası bir
belgelendirme sistemi ile çözüm bulunacağını
düşünmek asıl sorunu görmek istememek demektir. Asıl
sorun mühendisin bilgisi değil asıl sorun bilginin
uygulanmasının denetlenmemesidir.
Yetkin
Mühendislik ve Belgelendirme konularının bu ülkenin
mühendislik sorunlarının çözümüne
yönelik bir ihtiyaçtan çıkmadığını,
uluslararası ölçekte AB-GATS sürecinde mesleklerin
dönüşümü kapsamında ki düzenlemelerin bir
gereği olarak ülkemize dayatıldığını anlattık. Bu durumda
AB-GATS’ a karşı net bir tavır alınması gereğini belirttik.
Hali
hazırda uygulanan Meslek İçi Eğitim programlarının
toplumsal ve mesleki sorumluluk çerçevesinde ele
alınması gerektiğini ve bu kapsamda yönetmeliklerin tekrar
düzenlenmesi gereğini belirttik. Şu
an uygulamada olan çerçeve yasa da Odaların kendi
yönetmelikleri de Meslek İçi Eğitim’i değil
belgelendirmeyi amaçlamaktadır.
Bu yönü ile de Yetkin Mühendislik ve Mesleki
Yeterliliğin bir ön hazırlığı durumundadır.
Gene
Yetkin Mühendislik ve Belgelendirmeyi savunanların ileri
sürdüğü argümanların temelsizliğini ortaya
koyarak bu meselenin gerçek kaynağını yani AB-GATS sürecini
irdeledik.
Tam
da bu noktada sürecin tamamlayıcı unsurları olarak YÖK’ün
diplomalardan mühendislik ünvanını kaldırmasını,
yabancı mühendislere çalışma izni veren kanun
tasarısının hazırlanmasını ve en önemlisi Mesleki
Yeterlilik Kurumu Kanunu’nun hazırlanmasının büyük
resmin birer parçası olarak görülmesi gerekliliğini
ifade ettik.
Sonuç
olarak bugün TMMOB ve bağlı odaların yapması gereken
mühendislik-mimarlık hizmetlerinin gerçekleştirildiği
tüm alanlarda mesleki ve kamusal denetimin yapılması yönünde
çaba sarf etmek olmalıdır. Odanın görevi üyesinin
bilgisini ölçmek değil, bu bilginin meslek ve halk
çıkarına kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi
yönünde gerekli araçların oluşturulması yönünde
baskı unsuru oluşturmak olmalıdır. Mühendis-mimarların
yetkinliğinin sınanması ve ispatı yönüne gitmek hem
sorunun çözümüne hiçbir katkı
sağlamayacak hem de mühendis-mimarları birbirinin karşısına
koyarak kastlaşmaya yol açacaktır ve bu
kastlaşma örgütlenmeyi de bölecektir.
Sistemin,
eğitimden başlayarak oluşturduğu eşitsizliğin, yetkin, uzman,
yeterli, profesyonel, sertifikalı, vb. mühendislik-mimarlık
tanımlarıyla tescillenmesi, mühendis-mimarların büyük
çoğunluğunun, piyasa ve sömürü koşullarına
terk edilmesi anlamına gelmektedir. Sorunlara bütünsel bir
bakışla yaklaşarak, kaynağına inmek ve çözmeye
çalışmak yerine, var olan eşitsizliği kabullendirmeye
çalışan bir yaklaşım her alanda mahkum edilmelidir.
Kamusal
olan her şeyin tasfiye edildiği bir süreçte TMMOB ve
bağlı Odalarının da yetkilerinin daraltılması yönünde
siyasal iktidar çalışmalara hız verecektir. Daha önce
TMMOB ye siyasal iktidar tarafından yetkin teknik eleman tasarısı
hazırlatılırken, Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu tasarısı ile
TMMOB saf dışı bırakılmıştır. Bu bile sürecin nasıl
işleyeceğinin yeterli göstergesidir.
TMMOB
bir mücadele örgütüdür, mücadele
geleneği ve üyesi ile olan güçlü bağları ile
büyümüştür. Yetkin Mühendislik ve
Belgelendirme sürecine “bu süreç zaten yaşanacak”
diye teslim olmak kendi mücadele geleneğini reddetmektir. Tam
bu noktada yetkin/yetkili mühendislik ve belgelendirme
konularında ki kafa karışıklığı giderilmeli ve TMMOB’nin
üyesi ile birlikte aktif bir karşı duruş sergilemesi hayati
önemdedir. Süreç hızla işlemektedir. Daha geç
kalındığında ulusal mühendislik-mimarlık gücümüzün
yabancı tekeller karşısında tasfiye edilmesine karşı duruş
sergilemek mümkün olamayacaktır.




















Son yorumlar
2 gün 23 saat önce
1 hafta 1 gün önce
2 hafta 5 gün önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 2 gün önce
5 hafta 4 gün önce
6 hafta 3 gün önce
11 hafta 3 gün önce
14 hafta 5 gün önce
18 hafta 13 saat önce