Merhaba

Artı İvme’nin 3. sayısıyla tekrar merhaba!
Havaların biraz zorlansa da giderek soğuduğu bu kış ortasında, yeni sayımızın ve kampanyamızın sıcaklığıyla sizleri selamlıyoruz.
Yaşadığı topluma, ülkesine karşı sorumluluk taşıyan mimar, mühendis ve şehir plancıların çıkardığı Artı İvme, artık kozasından epey sıyrıldı. İçinde olgunlaştırdığı dinamikleri, yazılarının yanı sıra, yürüteceği “Yetkin Mühendislik?” kampanyasıyla tüm ülke çapında büyütmeye devam edecek. Kampanyamızla ilgili ayrıntılı bilgileri ve dergimizde ifade ettiklerimizin nasıl yaşama geçmeye başladığını, kampanya ve haber sayfalarımızda yansıtmaya çalıştık. Sayımız bu haberler haricinde elbette yine olabildiğince dolu. Bu sayımızın konusu, bir ülke için taşıdığı yaşamsal önemi ile “Teknik Eğitim”.
Ancak konumuza geçmeden önce, dergimizi hazırladığımız dönemde toplumca yaşadığımız iki olaya kısaca değinmek istiyoruz. Bunlardan ilki, hepimizin yüreğini acıtan Hrant Dink katliamı. Geliyorum diyen bir kaza gibi gelişen olaylar zincirinin sonucunda katledildi Hrant Dink, yazık ki bir AYDINımızı yitirdik. Yüz binler yürüdü ardından “HEPİMİZ ERMENİYİZ” diyerek.
Bu acıyı yaşadığımız günlerde bir de sevincimiz oldu, çünkü başka bir AYDINın, Behiç Aşçı’nın ölüm orucuna ara verdiği haberini aldık. Adalet Bakanlığı’nın F tipi cezaevlerine ilişkin bir genelge yayımlamasının ardından, ölüm orucunda olan Behiç Aşçı, iki çocuk annesi Gülcan Görüroğlu ve tutsak Sevgi Saymaz, somut bir adım atıldığı için ölüm orucuna ara verdiklerini açıkladılar.
Bu ülkede yaşayan herkesi, her yurttaşı ve her insanı, derinden etkilemesi gereken bu iki konuya değinerek altlarını bir kez daha çizdikten sonra, dergimize, uzmanlık alanlarımızla ilgili konularda ülkemize faydalı, yaşanan çarpıklıklara karşı duran sözler söyleyebilmek ve alternatifler ortaya koymak amacıyla çıkardığımız dergimize dönelim. Belirttiğimiz üzere bu sayımız için “Teknik Eğitim” konusunu seçtik. Eğitim ve öğretimde teknik eğitimin rolünü, önemini ele alırken, okulları, sınav sistemini, staj kurumunu, teknik liseleri ve meslek yüksekokullarını, dil sorununu, dünyada teknik eğitimin veriliş örneklerini değerlendik. Saptadığımız ilk nokta, bir ülkenin ekonomik, siyasi ve toplumsal yapısı ile eğitim ve özelde teknik eğitim arasında kopmaz bir bağ olduğu oldu. Ülkemiz bağımsızlaştığı, toplumumuz özgürleştiği oranda teknik eğitimin niteliğinin de yükseleceği, bu eğitimi alanların, gelecek kaygısı duymadan üretkenliklerini ve becerilerini tüm toplumla paylaşabilecekleri bu saptamanın doğal bir sonucu.
Yükseköğretimde teknik eğitimi ve bilimsel araştırma-geliştirme konularını işlerken, ülkemizde üniversitelerin tarihini, eğitimde özelleştirmeyi, AB sürecinde eğitimi ve akreditasyon konularını araştırdık. Yükseköğretim söz konusu olduğunda da saptama aynıydı: Kendi ayakları üzerinde durabilen üretken üniversiteler, üretken mühendisler, mimarlar, şehir plancıları, adamakıllı bir demokrasi, ancak kendi ayakları üzerinde durabilen onurlu bir ülkede mümkün göründü.
Her konuya ilişkin alternatifleri o konuyla ilgili yazıda ortaya koymaya çalışırken, genel eğitim anlayışı ve yaklaşımı olarak uygun gördüğümüz politeknik eğitim modelini ayrı bir yazıda ele aldık. Politeknik eğitimi felsefi ve ideolojik boyutta işledik, değişik ülkelerde uygulanmış örnekleri anlattık. Her ülkenin kendi koşullarına göre yapılandıracağı bir eğitim sisteminde, politeknik eğitim anlayışına uygun olarak eğitim ve üretimi iç içe sürdürmenin, bugün önümüzde sorun olarak duran ve ne yazık ki çözümleri sorununun kaynağında aranmayan pek çok konunun doğru ve topluma yararlı bir işleyişe kavuşturulacağını düşünüyoruz.  
Sayfa sayısı sürekli artan ve yazarları çoğalan dergimize anlatmak istediklerimizin tamamını sığdıramıyoruz. Elimizden gelen kadarı ile de olsa, birlikte üretmenin coşkusunu sizlere de duyurmak ve katkılarınızı beklediğimizi belirtmek isteriz. Yeni sayımızda tekrar buluşmak dileğiyle...