Yola çıkarken, cevabını sürekli aradığımız sorular olacağını söylemiştik. “Halktan yana mühendis, mimar, şehir plancıları ve vatanını seven yurttaşlar olarak hangi konuyu inceleyelim-” sorusu ilk kaygımızdı. Ele aldığımız teknik veya bağlantılı konuların, insanı, halkı ilgilendiren boyutudur işlemek istediğimiz. İlk sayımızda, özelde mimar-mühendisleri, ama genelde, ülkenin ulusal teknik gücünün yabancılar lehine tasfiyesi sürecinin başlangıcı olması bakımından, bu ülkenin tüm yurttaşlarını ilgilendiren yetkin-yetkili mühendisliği tartışmıştık. Bu sayımızda ise, ayrımsız herkesin yaşamının daha doğrudan, olmazsa olmaz bir parçası olan “enerji” konusunu ele alıyoruz.
Teknolojinin siyasetten bağımsız düşünülemeyeceği gerçeğinin en belirginleştiği alandır enerji. Bu nedenle, Türkiye ve dünyadaki enerji kaynaklarının potansiyel ve kullanım açısından durumunu ele alırken, enerji alanında uygulanan politikaları da inceledik. Yalnızca ABD’nin değil, tüm emperyalist güçlerin projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi’ne değindik.
Dergimizin bu sayısında en geniş yeri, yıllardır birkaç yıl sonra enerjisiz kalacağımızı gösteren talep tahminleriyle örülen bir enerji açığı kabusuyla ödü patlatılmış toplumumuza, bu korkunun tek yatıştırıcısı olarak sunulan nükleer enerjiye ayırdık. Peşinde olacağımızı söylediğimiz sorulardan biri de şuydu: Ele aldığımız konular hakkında kim neler söylüyor, bunlar gerçeklikle ne kadar bağdaşıyor-Nükleer enerji bu açıdan pek tekin bir konu değil. Resmi söylem yalanlardan ibaret bir ninni, hepimizi ayakta uyutmak istiyor. Bugün Türkiye’nin enerji politikası ulusal çıkarları gözeten bir politika değildir, alım garantili ithal doğalgaz ve ithal kömür nedeniyle kömürümüzün elektrik üretiminde payı yüzde yirmilere düşmüştür, petrol ürünlerini ve doğalgazı en pahalıya kullanan ülkelerin başında biz gelmekteyiz, yenilenebilir enerji kaynaklarımız gereğince değerlendirilememekte değil, kasıtlı olarak değerlendirilmemektedir. Bizce bu tabloda, eldeki kaynaklar böylesine verimsiz kullanılmaktayken, nükleer enerji, bugün Türkiye’nin enerji üretimi için bir alternatif değildir, olmamalıdır.
Nükleer konusundaki muhalif söylemlerin kimileri ise başka bir açıdan çürüklük göstermektedir. Nükleer enerji üretimini nükleer silah teknolojisinden ve dolayısıyla güvenlik sorunundan ayrı düşünemeyiz elbette. En gelişmiş nükleer silahları olan, bu silahları kullanmayı tehdit söyleminin bir parçası yapmış, üstelik geçmişte bu silahları kullanmış ve bugün dünyayı sınır tanımadan sömürmek isteyen emperyalist ülkelerin varlığı bilindiği halde, barışçı olma adına, diğer ülkelerin nükleer programlarından vazgeçmelerini istemek adil ve gerçekçi bir tutum değildir.
Son olarak dergimizde, enerji konusu dışında, TMMOB’nin 39. Dönem Çalışma Programı’na eleştirilerimizi yazdık ve 25-28 Mayıs 2006’da Ankara’da yapılan Genel Kurul Toplantısı’yla ilgili değerlendirmelerimizi aktardık. Öğrencilere söz hakkı verilmeyen, eleştiri getirenlerin sözleri sık sık kesilerek rahat ve serbest konuşma hakları gaspedilen, bu arada dergi standımıza da müdahale edilen bir Genel Kurul yaşadık. Evet, TMMOB’nin tarihi şanlıdır ve bu şan toplumsal muhalefet adına yürüttüğü mücadeleden gelir. Bugünün muhalefetten irkilen muhaliflerinin bu şanlı tarihi sürdürdüklerini düşünmüyoruz.















