KUŞATILAN ÇEVREMİZ
Mühendis Olmak
Ülkenin işgücü talebi hesaplanmadan, tamamen günlük ve politik hesaplarla
kurulmuş irili ufaklı, geceli gündüzlü birçok üniversiteden şu günlerde
yoğun bir mühendis sevkiyatı başladı. Diploma törenleri yapılıyor,
kepler havaya atılıyor, herkes umutlu görünüyor.
Güzel meslektir mühendislik, ama yapabilirseniz güzeldir. Mezun olana
kadar çektikleri, aslında çekeceklerinin teminatıdır genç mühendisin.
OKS/ÖSS/üniversite engellerini aşan; öğrenciyken faşistlerin, özel
güvenliğin, polisin saldırısına uğrayan;üniversite yönetimlerince
fişlenip cezalandırılan genç mühendisi bu kez yeni sınavlar ve
mücadeleler bekliyor.
Kimi mezun kamuda çalışmak isteyecek, ama bunun için de birçok sınava
girmek zorunda kalacak, kazansa bile boş kadro açılması gerekecek.
Kadro açılıp işe girse de iktidarın gerici mahalle baskısına uğrayacak,
yolsuzluklara imza atması istenecek, kabul etmezse oradan oraya
sürülecek. Kimisi de özel firmalara girip düşük ücretle çalışmak
zorunda kalacak. Patronu işçi ücretlerini ödemeyecek, genç mühendis
işçisi ile karşı karşıya kalacak, kendi maaşını da alamayacak.
Yurtdışında iş bulacak ama pasaportunu işverene teslim edince aylarca
ailesini görmesine, ülkesine dönmesine izin verilmeyecek, köle
muamelesi görecek. İşten ayrılmak istediğinde, “alacağını unutursan
pasaportunu veririz” diyecekler ona.
Şantiyelerde iş ve can güvenliğinden yoksun çalışacak; sevgili Gülseren
Yurttaş’ın “iş kazası”, şeriatçı Taliban’ın katlettiği Ufuk Aydın,
Tuzla’daki iş cinayetleri hiç aklından çıkmayacak.
Genç mühendis örgütlü olmak ve mesleğini yapabilmek için, öğrenci
üyeliği zamanında genel kurullarında kendisine söz hakkı verilmeyen
meslek odasına üye olacak. AB dayatmaları sonucu başa bela olan, bazı
meslek odalarının nedense pek bir sahiplendiği, ve şimdilik yargı
kararıyla uygulaması durdurulan yetkin/yetkili/uzman gibi sıfatlara
sahip olabilmek için yine eğitimlere, sınavlara girecek. Üniversitedeki
hocası bu kez meslek odasında aynı konuları ona iki-üç saat anlatınca
uzmanlık kursunu tamamlamış sayılacak, bu işe de çok şaşıracak. Bu
sıfatlar neyin nesidir diye sorduğunda, meslek odası yönetimi
tarafından susturulacak. Çaresiz bu sıfata mahkumsa, sıfat sahibi
değerli abilerinin, yetkin mühendislerin yanında bir süre çıraklık
yapacak, ucuz işgücü üretecek. Yanında çıraklık yaptığı abisi
toplantılarda, genel kurullarda emeğin yüce değerinden dem vurunca
hayretle dinleyecek onu. Derdini, hayretini meslektaşlarına anlatmak
isteyecek ama bu sefer de öğrenciyken konuşturulmadığı genel kurullarda
delege olabilmek için 10 yıl kadar bekleyecek, ya sabır diyerek.
Yazılanlar yaşanan ve yaşanacak olan gerçeklerdir, genç
mühendislerimizin umudunu kırmaya yönelik değildir. Yaşama yürekten
bağlı, ülkesini ve halkını seven bir mühendisin umudu ve direnci zaten
öyle kolay kırılmaz. Üretime ve onun temel taşı emeğe saygının en
önemli ölçüsü ise yaşadığımız çevreye olan saygıdır. Üretimin içindeki
mühendis hangi disiplinden olursa olsun, üretiminin çevreye ve doğaya
vereceği tahribatı bilmeli ve nasıl önlem alabileceğini sorgulamalıdır.
Çağdaş mühendis atacağı imzanın, yapacağı üretimin, çalıştıracağı
işçinin sorumluluğunu alırken pembe kariyer rüyalarını ve parlak
vaatleri ön planda tutmayan;kendisinin ve gelecek nesillerin sağlıklı
bir çevrede yaşam hakkını gözeten mühendistir.
Mühendislerin en belirgin özelliği, net ve doğrudan düşünerek soruna
çözüm üretebilmeleridir. Bir mühendis büyüğümüz, atın dümdüz düşünen
bir hayvan olduğundan yola çıkarak buna “at aklı”diyor. Doğru, atların
insanlardan üstün bir tarafı da yaşadığı çevreyi tahrip etmemeleridir.
. Mühendisler, at aklını kullanarak dağ başında yoksunluklar içindeki
bir şantiyede bile en olmayacak işleri hallederler ve bundan büyük zevk
alırlar.
Mesleğin en keyifli anı ise, şantiyede bir akşamüstü işini bitirmiş
mühendisin, dökülen taze betonun kokusu altında işçileri ile birlikte
çayını yudumlarken Nâzım’ın şu dizelerinin aklına düştüğü andır;”.
türkü söyler gibi yapılmıyor yapı/bu iş biraz daha zor/zor mor ama/yapı
yükseliyor, yükseliyor/saksılar konuldu pencerelere alt katlarında/ilk
balkonlara güneşi taşıyor kuşlar kanatlarında/bir yürek çarpıntısı var
her putrelinde, her tuğlasında, her kerpicinde/ yükseliyor, yükseliyor,
yükseliyor yapı kan ter içinde.”
Kaynak; 28/06/2008 Evrensel Gazetesi. Ertuğrul Ünlütürk-eunluturk@gmail.com















