Kuşatılan Çevremiz-İndirelim Onları

Ankara’nın havasının ve suyunun derdi, başkent olmasına ve ortada dolaşan onlarca kırmızı plakaya rağmen yıllardır bitmez. Doğal gaz kullanımının başlamasından önce büyük bir hava kirliliği sorunu vardı, bir ara bu sorun unutulur gibi oldu, şimdilerde ise belediyenin kendi yandaşlarına bedava kaçak kömür dağıtması ile yeniden havamız bozuldu. Yaz aylarında dağıtılan kaçak kömürün yaratacağı kirliliği, yakında hepimiz ciğerlerimizde depolayacağız.

Suyumuzun derdi de hem tarihin en beceriksiz DSİ Genel Müdürü olan, şimdiki Bakan Veysel Eroğlu, hem de Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek yüzünden halen sürüyor; bu derdimiz önümüzdeki süreçte bizi daha da üzecek. Beceriksiz bakan ve belediye başkanı, su temini konusunda biraz olsun uzmanları, meslek odalarını dinleselerdi, su sorunumuz olmayacaktı ama burası Türkiye ve burada yeteneksiz idarecilerin borusu öter; aklın ve bilimin sesine kimse kulak vermez.

DSİ uzmanları yıllar önce Ankara için su temini planı hazırladı, suyun iletim alternatifleri ile birlikte bu planı idarecilerin önüne koydu; ana temin kaynağı Gerede Havzası’ydı. Bunun nedeni ise o havzanın kirlilikten uzak ve zengin olmasıydı, mühendislik tekniğine uygunluğuydu. Bu çok bilen idareciler ise o planı ellerinin tersiyle ittiler ve Ankara suyunun Kızılırmak’tan temin edilmesine karar verdiler.

Teori ve pratik ayrı kavramlardır ama birbirini tamamlar, bunun üzerine koca koca ciltler yazılmıştır, bizim kuşak okumuştur o ciltleri. Beceriksiz bakanda teori olması lazım, çünkü o bir öğretim üyesidir, su temini ve su kalitesi konusunda dersler vermiştir ama pratik sıfırdır. Vaktiyle öğrencilerine özelliklerini anlattığı ikinci sınıf suyu, yani tarla sulama suyunu; o yeteneksiz, teori ve pratikten yoksun belediye başkanı ile birlikte içme suyu diye halka içiriyor. Bunların Kızılırmak’tan büyük maliyetlerle getirdiği su için DSİ geçenlerde bir rapor verdi; tarla sulamak için dahi kullanmayın diyor.
 
ODTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü de kendi hazırladığı yeni bir içme suyu analiz raporunu kamuoyuna duyurdu. Bu raporda, Ankara’nın birçok semtinden alınan içme suyu örneklerinin, halen yürürlükteki standartlara uygun olmadığı, koliform bakterisi içerdiği yazılıydı. Koliform bakterisi, adından da anlaşılacağı gibi kolera gibi salgın hastalıklara neden olur, ölümlere yol açar. Kolera da çağdaş ülkelerde pek görülmez; daha çok sömürge ülkelerde, AB’ye üyelik müzakereleri havai fişeklerle başlatılan ülkelerde rastlanan bir hastalıktır.

Bir üniversitenin, yani bir bilim aklının hazırladığı bu rapor karşısında beceriksiz belediye başkanı oturup bu soruna yöntemi belli çözümleri aramak yerine, bu bilim kurumuna saldırmayı tercih etti. ODTÜ’nün hazırladığı, tamamen tarafsız ve akademik yöntemle hazırlanan bu rapora, AKP’li belediye tehditli ve ağdalı bir cevap yazdı. Belediyenin bir birimi olan, Atatürk Orman Çiftliği’nde de kaçak sosyal tesisleri bulunan ASKİ, bu cevabında ODTÜ’yü halkı paniğe sevk etmekten dolayı suç duyurusunda bulunmakla tehdit ediyor, üstelik de belden aşağı vuruyor. Yazıda kullandıkları cümle aynen şudur: “Umarız ODTÜ, üniversitedeki kanun dışı yapılaşma konusunda intikam duygusuyla hareket etmiyordur.” Bunların düzeyi işte budur, sonuçta bunlar da Melih Gökçek’in atadığı ASKİ yetkilileridir, hep aynı dili ve aynı yöntemi kullanırlar.

Yani AKP’li belediye bu bilim kurumuna özetle diyor ki; ‘sen benim millete içirdiğim mikroplu suya laf etme, yoksa ben de senin binanı başına yıkarım, üstüne tutar bir de mahkemeye veririm’... Kentinin ve kentlisinin sağlığına değer veren çağdaş yerel yönetimlerde ise bu gibi durumlarda yapılması gereken, toptan istifa ve kadro temizliğidir; bilimin sesine saygı duymaktır.

Halkına mikroplu suyu bilerek içiren, kentine ve kentlisine düşman bu çağ dışı yönetimi, önümüzdeki yerel seçimlerde oradan indirmek, gümbür gümbür devirmek, Ankara’da yaşayan; sağlığını, ülkesini ve gelecek nesilleri düşünen her yurttaşın temel ve kaçınılmaz görevi oldu. Bu anlayışı başkentte ve her kentte mahkum etmek, devirip değiştirmek artık boynumuzun borcudur.

Klasik deyimdir; “beğenmiyorsan değiştir” derler, bunlardan şiddetle kurtulmamız gerekiyor.

 

 
 
   Ertuğrul Ünlütürk - Evrensel 12.10.2008