Kural Değişmiyor: Yük Emekçilere!

İflaslar, kapatmalar,

kurtarmalar, işten çıkarmalar...

Emperyalist sistemin krizi giderek daha fazla derinleşiyor, dünyanın önde gelen tekelleri iflas açıklamaları yapıyor, üretim kapasiteleri düşürülüyor. İşten çıkarmaların artarak süreceği açıklanıyor. Emperyalist veya işbirlikçi devletler, tekeller için yüzlerce milyar dolarlık "kurtarma paketleri" devreye sokup şirketleri kurtarırken, emekçiler için yapılan bir şey yok.

Elbette krizde en büyük fatura dünya halklarına ödetiliyor. İşsizler ordusu her geçen gün daha fazla büyüyor, kimi yerlerde de sürelerle işçiler "ücretsiz izne" çıkarılıyor. Açlık ve yoksulluk artıyor.

AKP iktidarının, özellikle ilk dönemler yaptığı açıklamaların aksine, Türkiye'de bu kriz tablosunun dışında değildir. Kapanan fabrikalar ve şirketler, büyüyen işsizlik rakamları ve işten çıkarmalar, bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan'ın IMF kapısında dolar dilenciliğine çıkması da, krizin Türkiye'yi "teğet geçmediğinin" göstergeleridir.

Dünyada Kriz Tablosu:

* Almanya ve Japonya ekonomilerinin durgunluğa (resesyona) girdiği açıklandı. Yine krize bağlı olarak 15 AB ülkesinin ekonomilerinde de küçülme yaşandığı açıklanmıştı.

* Amerika: İstatistiklere göre Eylül ayına kadar ilk 9 ayda, işten çıkarmaların en yüksek olduğu finans, otomotiv, taşımacılık, perakende sektörlerinde ve kamuya iş yapan şirketlerde işten çıkarılanların sayısı, 386.200 kişiye ulaştı. Bu rakam, kısa süre içinde işçi çıkaracaklarını açıklayanlarla birlikte daha da büyüyor. Yıl sonuna kadar işsizlik oranının yüzde 8,5 olacağı tahminleri yapılıyor.

* İngiltere: İşsizlik sayısı son üç aylık dönemde 140 bin artış göstererek 1 milyon 820 bine yükseldi. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mervyn King, "İngiltere son 30 yılın en büyük krizine giriyor" uyarısında bulundu.

* Renault grubu, çeşitli ülkelerdeki fabrikalarında üretimi yüzde 25 düşürme kararı aldı.

* Fransa: Otomobil tekelleri durgunluk nedeniyle üretimi sınırlandırma, geçici durdurma ve işçi çıkarmaya başvuruyor.

* Almanya: Otomotiv sanayinde çalışan binlerce işçi işten çıkarılmayla karşı karşıya. İşsiz kalma tehlikesi altında olanlar arasında yaklaşık 20 bin Türkiyeli işçi de bulunuyor.

* İsveç: Maliye Bakanı Anders Borg, 2009'da 100 bin kişinin daha işini kaybedeceğini, işsizlik oranının 2010'da yüzde 9.2'ye çıkacağını açıkladı.

* Hindistan: Devlet Hava Yolları şirketi Air India, 15 bin işçiyi geçici olarak 3 ya da 5 yıllığına ücretsiz izine çıkaracağı açıklamasını yaptı.

Benzer durum, dünyanın bir çok ülkesinde yaşanıyor. Dünyanın büyük tekellerinin, son bir ay içinde işten çıkaracakları işçi sayısına ilişkin açıkladıkları rakamların toplamı 100 bini buluyor.

İLO'nun tahminlerine göre, kriz dünya çapında 20 milyon işçinin işini kaybetmesine yol açacak. Günde 1 doların altında ve 2 dolarla geçinenlerin sayısına yenileri eklenecek. Açların ve yoksulların sayısında büyük artışların yaşanacağını söylemek bile gereksizdir.

Türkiye'de Kriz Tablosu:

* Resmi kayıtlardaki işsizlik oranı bir yıl içinde yüzde 9.2'den yüzde 9.8'e çıktı. İşsiz sayısı geçen yılın Ağustos ayına göre, 207 bin kişi artarak 2 milyon 439 bine ulaştı.

* Otomotiv satışları Ekim ayı içinde yüzde 38 geriledi.

* Adana'da 7, Adıyaman OSB'de 7, Isparta ve Adıyaman'da 4'er, Diyarbakır, Malatya, Niğde, Karaman, Konya, Bursa ve Ankara'da birer, Denizli'de 5, Gaziantep'te 19, Maraş'ta 19, Kayseri'de 6, Ege bölgesinde 5, İstanbul çevresinde 14, Urfa'da 8, Uşak'ta 2 tekstil fabrikası, Çorlu'da 60 deri fabrikası kapandı. 7 çimento fabrikasının da üretimini durdurduğu açıklandı.

* TÜİK'in verilerine göre, 2008'in ilk 10 ayında kapanan şirket sayısı, geçen yıla göre yüzde 50 arttı. Son 10 ayda 41 bin şirket kapandı.

* Yılın ilk 9 ayında 122 gemi siparişi iptal edildi. Deniz Ticaret Odası Başkanı Metin Kalkavan, tersanelerde 10 bin kişinin işten atılabileceğini açıkladı.

Fransa'dan İngiltere'ye, Amerika'dan Filipinler'e, Arjantin'den Türkiye'ye kadar kriz artık şu veya bu şekilde her yerde etkisini göstermektedir. İşten çıkarmalar, işsizlik kurumlarına artan başvurular, kapanan şirketler ve krize karşı eylemler, dünyadaki hakim görüntü haline gelmektedir.

Kriz "Elbirliği"yle Aşılmaz!

Tayyip Erdoğan, 3 Kasım'daki Ekonomik Koordinasyon Kurulu toplantısında; "sürecin birlik, beraberlik ve sosyal dayanışma içinde atlatılması temeldir" demişti.

Bu söylem, krizin yükünün emekçilerin omuzlarına yüklenmesinin kılıfıydı. Nitekim, krizin faturası emekçilere en başta işten atmalar şeklinde çıkarılıyor zaten ve AKP iktidarının işten çıkarmayı engelleyen bir kararı, işten atılan emekçilerin haklarını korumak için attığı bir adım yoktur.

Erdoğan, bir yandan krizden "Ücretli kesimin etkilenmemesi için büyük önem veriyoruz" derken, diğer yandan, krizin faturasını emekçilerin omuzlarına yıkmanın kararlarını alıp, adımlarını atıyorlar.

AKP, Türkiye'nin krizden etkilenmeyeceğini söylerken, yalan söylüyordu. Amaçlarından birisi de halkta rehavet yaratmak, krizin sonuçlarına örgütlü tepki göstermelerini engellemekti. Şimdi, bu yalanlarını tekzip eden açıklamalar yapıyorlar.

Krizin faturasını emekçilere yüklemeyecekleri de yalandır. Yine yalanın amaçlarından birisi, emekçilerin krizin yaratacağı sonuçlara karşı duyarlılıklarını zayıflatmak, rehavete sürüklemektir.

Tersine, krizin birlik içinde atlatılacağı söylemi, krizin yükünün emekçilerin sırtına yüklenmesi demektir. Emekçilerden "fedakarlık" istenerek, krizin faturasına boyun eğmelerinin isteneceği anlamına gelmektedir. Emekçilerin "fedakarlık" yapmalarının koşulu da yoktur. Zaten açlık ve yoksulluk içinde yaşayan kesimlerden "fedakarlık" yapmaları istemek, bir avuç azınlık lüks ve sefa içindeki yaşamlarını sürdürebilsinler diye, açlıktan ölmeniz gerekse de sesinizi çıkarmayın demektir.

Patronların ise, bugüne kadar taşıdıkları bir yük olmamıştır, bundan sonra da taşıyacağı bir yük yoktur. Patronların tek derdi, kârlarının ne kadar olacağına ilişkindir. Ki, kârları sözkonusu olduğunda gözlerini kırpmadan işçileri kapının önüne koydukları da biliniyor. Patronlar, yine işçi çıkarmaya devam edecekler. İktidardan istedikleri ise, halktan şu ya da bu biçimde alınacak paraların kendilerine aktarılması, IMF'nin dayattığı koşullar kabul edilerek, kendilerine sermaye yaratılmasıdır.

Nitekim AKP, krize rağmen kârlarını artıran tekellerden, krizin yükünü paylaşma adına istediği birşey yoktur.

Örneğin, ülkemizdeki işbirlikçi tekellerin en büyüklerinden Sabancı Holding, bu yılın ilk dokuz ayında net kârını bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 18 artırdı ve 1 milyar YTL kâr açıklaması yaptı.

Aynı dönem için, Vakıfbank 569 milyon YTL kâr elde ederken, 2007 sonuna göre yüzde 18 büyüdü. Tüpraş da, kârını yüzde 18 artırarak, 1.1 milyar YTL'ye çıkardı.

Emekçilerin, yoksul halkın, kriz konusunda "elbirliği, işbirliği" yapacağı hiçbir şey yoktur.

Tekellerle Emekçilerin Çözümü Aynı Olamaz

Krizi yaratanlar emekçiler değildir, dolayısıyla, emekçilerin krizin faturasını üstlenmesi için de, "fedakarlık" yapmaları için de bir neden yoktur.

Fakat, daha önemlisi, emekçilerin tekellerin krizlerini atlatmalarını istemeleri için de bir neden yoktur. Emekçilerin krizin atlatılması için kendilerine çıkarılan faturayı ödemeyi kabul etmesi demek, emperyalist-kapitalist sisteme, yani kendilerini sömüren, açlığa, yoksulluğa mahkum eden sisteme kan taşımaları demektir.

Sömürü düzeninin egemenleri, krizi atlatmak denildiğinde, iflaslardan kurtulup, kârlarını katlayarak büyüttükleri düzenin yara almadan sürmesini anlıyorlar. Bu ise, emek sömürüsünün yara almadan sürmesi, giderek daha fazla büyümesi demektir.

Emekçilere, bu tabloyu, "sizden işinizi kaybetmeyeceksiniz", "işsizlik böylece azalacak", "daha yüksek ücretlerle çalışma olanağı bulacaksınız" diyerek kabul ettirmek istiyorlar.

Gerçek bu değildir. Tekeller kârlarını büyütürken de, emekçiler yine açlık ve yoksulluk içinde yaşıyorlardı. Yine, işsizlik rakamları milyonlarla ifade ediliyordu. Kriz, sadece bu bedeli daha fazla artırmıştır ve artıracaktır.

Fakat, bu bedellerden kurtulmanın yolu, tekeller için çalışmak değildir. Bu bedellerden kurtulmanın yolu, tekellere, onların sömürü düzenlerine, her koşulda emekçilere dayattıkları işsizlik, açlık ve yoksulluğa karşı mücadele etmektir.

Kriz, tekellerin kârları, soygun ve talanının ürünüdür ve faturasını da kendileri ödemelidir. Kriz daha somut olarak göstermektedir ki, kapitalist sistem halklar için mutluluk değil, açlık, yoksulluk ve ölüm demektir. Halklar için esas olan, bundan kurtulmaktır.

Kimi borsalardan anlar krizi, kimi uzayıp giden işsizlik kuyruğundan... Kimi için kar oranının azalmasıdır kriz, kimi çorba tasının boşalması...

Kaynak; www.yuruyus.com