Kontrgerilla Dogru Tanımlanmalıdır!

Kontrgerillaya karşı mücadele faşizme karşı mücadeledir ve kontrgerillanın tasfiye edilmesi de faşizmin yıkılması demektir.


Neyle mücadele ettiğini bilmeyenler, onunla nasıl mücadele edileceğini de bilemezler

Devleti doğru tahlil edemeyen, kontrgerillanın bu devlet içinde hangi konumda olduğunu yerli yerine oturtamayanlar, kontrgerillaya ilişkin doğru bir politika
da geliştiremezler. Bu yanılgıların en önemlilerinden biri, kontrgerillayı "devletin dışında" görmektir. "Derin devlet", "karanlık odaklar", "devlete sızmış çeteler" gibi tanımlamalar, esas olarak bu yanlış tahlilden kaynaklanmaktadır. Kontrgerillayı devletin dışında bir olgu olarak böyle tanımlayanlar, buna bağlı olarak da faşist devletten kontrgerillanın tasfiye edilmesini bekleyebilmektedirler. Bu beklenti ülkemizde faşizm tespitini yapmayan çevrelerin anlayışı olarak daha
1980 öncesinde vardı. Susurluk süreci, ardından AB'ye üyelik süreci, bu beklentileri daha da artırdı. Fakat beklentilerin artması, beklentinin doğruluğu anlamına gelmiyor.

Tam tersine; özellikle Susurluk'tan bu yana, ki üzerinden yaklaşık 12 yıl geçmiştir, böyle bir beklentinin ne kadar yersiz olduğu defalarca ve yeni
kanıtlarıyla görülmüştür. Birincisi, 12 yıl geçmesine rağmen, her şey bir yana, Susurluk'taki kazada yan yana bulunan üç kişinin ilişkilerinin, onlardan
özellikle Çatlı'nın işlediği suçların bile ortaya çıkarılamadığı noktada, kontrgerillanın aynı mekanizmalar tarafından açığa çıkarılmasının tartışılması
bile siyasi bir gafletten öteye geçmez. Ki kontrgerilla söz konusu olduğunda gerçekten de ülkemiz solunun, aydınlarının bir bölümünde böyle bir gafletten
söz etmek gereklidir. Bugüne kadar defalarca "umuda" kapıldılar; defalarca düzenin "bağırsaklarını temizleyeceği" beklentisine girdiler. Sıradan soruşturmaları veya oligarşi içi çelişkiler nedeniyle gündeme gelen bazı operasyonları, "kontrgerillanın tasfiye edilmesi, karanlık olayların açığa çıkarılması için olumlu bir başlangıç" diye değerlendirdiler. Kimbilir kaç kez "olumlu başlangıç" nakaratını
tekrarlamışlardır. Ama hiçbirinde o başlangıcın bir adım sonrası gelmedi.

İşte bu yanılgı, kontrgerillanın ve devletin niteliğine ilişkin köklü bir eksik ve yanlış kavrayışın ürünüdür. Yanlışlığın kökenine inilmediği, başka deyişle faşizm gerçeğiyle yüzleşilmediği için de, yanlış ve yanılgı kendini tekrarlayarak sürmektedir. Kuşkusuz her tekrar, demokratik mücadeleyi zayıflatırken, devleti güçlendirmekte, kontrgerillanın üzerindeki suni
karanlığı biraz daha koyulaştırmaktadır.

Kontrgerillaya karşı mücadele faşizme karşı mücadeledir ve kontrgerillanın tasfiye edilmesi de faşizmin yıkılması demektir. AKP’ nin "kontrgerilla
tasfiye ediliyor" yalanına inananlar, ülkemizdeki faşizm gerçeğini çözümleyemeyen, anlayamayanlardır. Türkiye faşizmle yönetilen bir ülkedir ve kontrgerilla faşist yönetimin başvurduğu bir yönetim tarzı ve aygıtıdır.
Oligarşik düzenin baskı ve sindirmeye ihtiyacı devam ettiği sürece varlığını sürdürecektir.

Kontrgerilla, birkaç politikacı ve birkaç kontra şefine (mesela Çiller-Ağar-Bucak üçlüsü gibi), bir grup tetikçiye (mesela kumarhaneci Lütfü Topal'ı öldüren özel timciler gibi), birkaç emekli generale (mesela Veli Küçük, Şener Eruygur gibi), birkaç olaya (Danıştay saldırısı, Cumhuriyetin bombalanması, Hablemitoğlu cinayeti gibi) sıkıştırılamaz. Kontrgerilla bir
dönemle (mesela sadece 90'lı yıllar veya sadece son 5-6 yıl veya sadece 1980 öncesi gibi) sınırlandırılamaz. Hangi gerekçeyle olursa olsun, her türlü
sınırlandırma, kontrgerillayı kendi bütünlüğünden koparır, onun anlaşılmasını zorlaştırır. Kontrgerilla, dönem olarak, ülkemizin yeni-sömürgeleşme sürecinin
bütünü açısından ele alınmalıdır. Böyle ele alındığında, tüm devlet kurumları, ülkeyi yöneten gelmiş geçmiş tüm iktidarlar, bunun içinde değerlendirilmek
durumundadır.

Düşünün ki, kontrgerilla diye bir yapı ve kontrgerilla eylemleri, 1950'lerde var, 1960'larda da var, 1970'lerde de var, keza 1980'lerde, 1990'larda ve nihayet 2000'lerde de hala var. Bu kadar uzun süreli bir yapı ve bu kadar çok infaz, katliam, kaybetme, provokasyon, sabotaj, komplo gerçekleştirmiş bir yapı, devletin dışında, ondan bağımsız olabilir mi? Bunu ne mantık kabul eder, ne devlet denilen yapının mantığı. Ülkemizde bu siyasi tarih ortadayken, hala kontrgerillanın "devletin içinde mi, dışında mı?" olduğunu tartışmak,
yukarıda sözünü ettiğimiz gafletin bir uzantısıdır.

Yüzlerce kayıbın, binlerce faili meçhulün dosyasının bile açılmadığı bir ülkede yaşıyoruz. 16 Mart gibi, 1 Mayıs 1977 gibi, kimlerin nasıl yaptığının gazete
sayfalarında çarşaf çarşaf tefrika edildiği katliamların bile "açığa çıkarılmadığı" bir ülkede yaşıyoruz. Bunlar bir "ihmal"le açıklanabilir mi? Bunun tek açıklaması, "politika"dır. Kontrgerilla yöntemleri oligarşik güçlerin ittifak halinde belirlediği ve ittifak halinde hayata geçirdiği bir politikadır. Böyle olduğu için, oligarşi içi çelişkiler had safhaya çıktığında bile kontrgerillaya dokunulmamaktadır.

Avrupa'da şöyle oldu, bizde niye olmuyor türü tartışmalar da ülke gerçeğimizi gözardı eden bir tartışma olduğu için yanlıştır. 1950'lerden itibaren CIA
tarafından birçok ülkede oluşturulan kontrgerillanın, her ülkedeki evrimi ve pratiği, sistem içindeki yeri, o ülkelerin sınıflar mücadelesinin gelişim düzeyine göre farklı farklı şekillenmiştir. Kontrgerilla kimilerinde tali bir örgütlenme olarak kalırken, kiminde –ülkemizde olduğu gibi– yönetim mekanizmasının en önemli parçası haline gelerek, bir anlamda devletin kendisi
haline dönüştü. Kontrgerillanın pratiği, kiminde, birkaç öldürme, bombalama, kaçırmayla sınırlı kalırken, kiminde –yine ülkemizde olduğu gibi– bir yönetim tarzı ve anlayışına dönüştü.

Kısacası, kontrgerillanın örgütlenmesi ve faaliyetleri, Avrupa'da ve bizim ülkemizde birbirinden oldukça farklı bir seyir izlemiştir. Dahası, mevcut koşullar açısından da farklılık sürüyor; Avrupa ülkelerinde düzeni rahatsız
edecek, tehdit edecek ulusal, sosyal kurtuluş mücadeleleri söz konusu değilken, ülkemiz devrim mücadelesinin sürdüğü bir ülkedir. Oligarşi bu açıdan da
kontrgerillayı tasfiye etmez, edemez.

Amerika tarafından örgütlendirilen kontrgerillanın amacı, Amerikalı askeri uzmanlar tarafından şöyle ifade edilmekteydi. "Amaç Amerika'nın desteklediği hükümetin otoritesini sağlayarak, düzeni kuvvetlendirmek."
(Peter Paret and John W. Shy, Guerillas in the 1960, syf. 42)

8 Kelimelik bu cümlede aslında bugüne kadar ki tüm kontrgerilla operasyonlarının özünü ve özetini bulabilirsiniz. Bu 8 kelime, halka ve devrimcilere karşı uygulanan infazların, kaybetmelerin, bugün yine devrimcilere karşı kullanılan komploların da açıklamasını veriyor. Kontrgerilla halka, devrimcilere karşı oluşturulmuş bir yapılanmadır. Bu yapı, zaman zaman egemen sınıfların çeşitli kesimleri tarafından birbirlerine karşı kullanılmıştır, keza zaman zaman da emperyalist ve işbirlikçi devletlerin kendi aralarındaki kavgalarda da devreye sokulmuştur; ancak bunlar, kontrgerillanın niteliğini değiştirmez.

Kontrgerillanın ülkemiz gerçeğinde en somut ve en özlü tanımı, devrimcilerin yıllar önce yaptığı şu tanım olsa gerek: "Kontrgerilla, halka karşı savaşın adıdır." Dolayısıyla, bu adlandırma, kullanılan araçları,
başvurulan yöntemleri, bu savaşı sürdürmek için oluşturulan örgütlenmeleri, bu savaşta kullanılan tüm devlet kurumlaşmalarını içermektedir. Kontrgerilla halka
ve devrimcilere karşı yürüttüğü savaşta kaybetme, infaz, faili meçhul cinayetleri hem fiziki imha, hem de yıldırma, sindirme, korkuyu büyütme gibi psikolojik savaşın bir parçası olarak kullanmaktadır. Bu yöntemler, takip, izleme, telefon vb. dinleme, muhbirleştirme, komplo kurma gibi çeşitli yöntemlerle tamamlanmaktadır. Bunların hepsi birlikte ele alındığında görülür ki, kontrgerilla politikaları, ne mesela JİTEM gibi bir birimle, ne de şu veya bu emniyet genel müdürünün, bir generalin, bakanın işbaşında olup olmasıyla değişecek şeyler değildir.

AB'ye uyum yasaları veya başka reform aldatmacaları da kontrgerilla olgusunu değiştirmez. Nitekim bugüne kadar değiştirmemiştir. Aksine oligarşi ne kadar demokratikleşme demagojisi yaparsa yapsın, veya sistemi AB'ye uydurmak için hangi düzenlemeleri yapmış olursa olsun, devrimci mücadelenin boyutu büyüdükçe
halkı sindirmek, devrimcilere fiziksel darbeler vurabilmek için kontrgerillaya daha fazla başvuracaktır. Ve böyle bir noktada, buna hiçbir emperyalist gücün
de itirazı olmayacaktır. Çünkü kontrgerillayla korunan onların çıkarlarıdır.

Buraya kadar söylediklerimiz, esas olarak Susurluk'tan bu yana geçen 12 yılda defalarca kanıtlanmış olan görüşlerimizdir. O gün de oligarşinin Susurluk'u, yani kontrgerillayı tasfiye edemeyeceğini söyledik. Çünkü dedik; "Susurluk devlettir!" Bugün yine söylüyoruz; Ergenekon kontrgerilla ise, o üç beş emekliden ibaret değildir; kontrgerilla devlettir.
Ve onu AKP dahil hiçbir düzen partisi tasfiye edemez.
Birinci olarak bunu tespit etmeliyiz. İkincisi; mevcut sistem içinde tasfiye edilemez diye kontrgerillaya karşı bugün yürütülecek mücadele önemsiz veya gereksiz değildir. Tam tersine, doğru bir muhtevada, doğru hedefler koyarak kontrgerillaya karşı mücadeleyi yükseltmeliyiz. Boş beklentilere kapılmadan, hiçbir düzeniçi güce yedeklenmeden, sabırla, ısrarla, kararlılıkla kontrgerillaya karşı çıkmalıyız. Bu mücadele egemenlerin değil, halkın mücadelesidir. Halkın tüm kesimlerini, tüm ilerici, devrimci, demokrat
kesimleri, kontrgerillaya karşı birleştirmeliyiz. Kontrgerillanın tasfiyesi faşizme karşı mücadeleden ayrı değildir ve işte bu anlamda kontrgerillaya karşı
mücadelemiz, emperyalizm ve faşizme karşı bağımsız demokratik Türkiye mücadelesini yükselterek doğru bir zemine oturur.


27/07/2008 www.yuruyus.com