İMO Yönetiminin Dayanılmaz Hafifliği

İMO Yönetim Kurulu Başkanı Taner YÜZGEÇ imzası ile 10/01/2008 tarihinde  “Yetkin Mühendislikle İlgili Kamuoyuna ve Meslektaşlarımıza Zorunlu Bir Açıklama”  başlıklı bir açıklama yapılmıştır. Bugüne kadar davet edildikleri halde katılmadıkları, tartışmaktan kaçtıkları, tartıştırmak istemedikleri “yetkin mühendislik” ile ilgili 6 sayfalık bir yazıyı oda genel kurullarının yaşandığı bir süreçte hem de oda olanaklarını kullanarak yayınlamaları manidardır. Çok açık ki bu yazı, İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkezi’nin İstanbul Şubesi Genel Kuruluna müdahalesidir.


 “Zorunlu açıklama” nın hemen girişinde oda ve şube faaliyetlerinin eleştirisini genel kurullarla sınırlayan, eleştirileri “karalama” olarak gören bir anlayışın çarpıklığı sergilenmektedir. Oysa ki biz “Yetkin Mühendislik”te olduğu gibi diğer konulardaki görüşlerimizi, eleştirilerimizi hiçbir zaman genel kurullarla sınırlamadık. Bu görüş ve eleştirilerimizi oda ortamlarında, oda tarafında yapılan geniş katılımlı toplantı ve etkinliklerinde demokratik bir tartışma zeminlerinde yaptık ve yapmak da isteriz. Ancak İMO İstanbul Şube yönetiminin, üyelerin bir araya gelerek ülke, meslek ve üye sorunlarını tartışmalarını “sakıncalı” gördükleri için olacak ki, bu tartışma zeminleri İMO İstanbul Şube’de hiç mümkün olmamıştır.


Tartışmaktan kaçtıkları, tartıştırmadıkları“Yetkin Mühendislik” İMO’nın “oda politikası” olabilir. Bizim de “Yetkin Mühendislik” in ne olduğunu, kimin projesi olduğunu demokrat kimliğimiz gereği anlatmak gibi bir sorumluluğumuz vardır. İMO yönetimi kendine güveniyorsa üyelerimize yönelik toplantılar düzenleyerek “yetkin mühendislik” olgusunu biz tartışmaya açsın, biz her yerde her zaman bu konuyu tartışmaya hazırız.


İMO yönetimi, “zorunlu açıklamasında”  “uzman”,  “profesyonel”,  “sertifikalı” mühendis tanımlarının ne kadar yanlış olduğunu (her nedense “yetkili” tanımını koymamışlar), ve bu tanımların  yerine kendilerince çok doğru buldukları “yetkin mühendislik” tanımını niye kullandıklarını ve böylece ülke ve meslektaş yararına ne kadar da “yararlı” bir iş yaptıklarını anlatmaya çalışıyor.


İMO yönetiminin açıklamasında yapmış olduğu bu tanım tartışmaları, bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor, bu tartışmalar bizim dışımızdadır. İMO, bu tanım tartışmalarını kendisi gibi “uzman”, “profesyonel”, “sertifikalı” mühendislik belgesi veren diğer odalarla yapabilir. Çünkü biz biçime değil öze bakarız ve olguları da öze göre değerlendiririz. Ancak burada TMMOB’ nin de “yetkin” e karşı çıkıp “yetkili” mühendisliği savunduğunu hatırlatmak isteriz.


Yetkin Mühendislik” kavramının ne olduğunu, kimin projesi olduğunu, kime hizmet ettiğini daha önce yazılı ve sözlü olarak değişik etkinliklerde ve platformlarda  çok geniş olarak anlattığımız için burada tekrar değinmeyeceğiz ki yazının konusu da bu değil zaten. Ancak İMO yönetimi, “oda politikası” olarak gördükleri, 26 şubesinin savunduğunu söylediği  ve her türlü sorunun çözümü olarak kabul ettikleri “yetkin mühendislik” belgesi için  2006 yılında 70.000 üyesinden sadece 146 kişinin başvurarak almasını açıklamak zorundadır. Zorundadır çünkü; sadece yönetim kurulu üyeleri (asil ve yedek) savundukları  “yetkin mühendislik” belgesini almak isterse bu sayının 364 olması gerekir. Bu durum İMO yönetiminin kitlesi ile bağının ne kadar güçlü olduğunun, kitlesine ne kadar önderlik edebildiğinin ve ne kadar samimi olduklarının da göstergesidir.


İMO yönetimi “Yetkin Mühendislik iddia edildiği gibi mevcut mühendislik haklarını kısıtlayacak, meslektaşlarımızı hak kaybına uğratacak bir uygulama değildir. Çünkü gönüllülük esasında bir uygulamadır ve Yetkin Mühendislik sıfatı taşıyanlara ilave bir ayrıcalık öngörmemektedir.”  diyor. İMO yönetiminin “oda politikası” olarak kabul ettiği ve  bunun için 5 yıl bir pratik ve teorik ek eğitimi öngördükleri “yetkin mühendislik” öyle matah bir şey değilmiş ki  mühendislere “ilave bir ayrıcalık” sağlamadığını kendileri itiraf ediyor. O zaman bu belge “ilave bir ayrıcalık” sağlamıyorsa üyelerden para sızdırmanın bir aracı olarak mı kullanılıyor.  Anlaşılan İMO yönetiminin kafası çok karışık.


İMO yönetimi mevcut iktidarlardan da yakınarak, “ toplum ve ülke çıkarı doğrultusunda mühendislik alanlarına yönelik düzenlemelerin siyasi iktidarlar tarafından yapılacağını beklemek artık hayal kurmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.”Tespitini yaptıktan sonra  “İşte bu noktada Odamız, mesleğimiz ve meslektaşımız için duruma fiilen müdahale ihtiyacı hissetmiş, kendi göbeğini kendisi kesmiş, geleceğini belirleme hakkını kendi ellerine almıştır.


Bunun adı Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliğidir. Bunun adı, Serbest İnşaat Mühendisliği Hizmetleri Uygulama, Tescil, Denetim ve Belgelendirme (SİM) Yönetmeliği’dir.” diyerek sorunların çözümü olarak “yetkin mühendislik” yönetmenliğini çıkardıklarını ve bununla da ülkeye büyük bir hizmette bulunduklarını övünerek anlatmaktadırlar.  


İMO tarafında yapılan yukarıdaki tespitte çok açık bir yanıltma vardır ya da kaba bir propaganda yapılmaktadır. Çünkü sınıflı toplumlarda (karşılarında güçlü bir muhalefet yoksa) her türlü dönüşüm ve değişim mevcut sistemin ihtiyaçları ve egemen sınıfların çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilir. Siz hiç merak etmeyin siyasi iktidarlar “ülke yararına” ülkemizde bu görevlerini başta Anayasa olmak üzere; tarım, hayvancılık, ormancılık, madencilik, sanayi, eğitim, sağlık, çevre, sosyal güvenlik, enerji, hizmet ticareti genel anlaşması (GATS), iletişim, ulaşım, kamu yönetimi, kentler, mahalli idareler, kamu maliye yönetimi ve kontrolü, kamu personeli, tüm mühendislik-mimarlık hizmetleri (yetkin mühendislik), sigorta hizmetleri, belediye hizmetleri, kültür-sanat alanları, turizm, muhasebe ve müşavirlik hizmetleri v.b tüm alanları emperyalist tekellerin ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirerek yerine getirmektedir. İMO yönetimi olarak tüm bunlar karşısında “ülke yararı” için siz ne yaptınız, ne yapıyorsunuz? Ne yapmak istiyorsunuz? Bunlara karşı bir mücadele programınız var mı? Önce bunu bir açıklayın da ondan sonra “göbeğinizi” kesin.


İMO yönetimi, “Yetkin Mühendislik”  için “emek sömürüsü iddiası dayanaksızdır.”diyerek manipülasyona devam ediyor. İMO yönetiminin aksine biz, çalışan diğer kesimlerde olduğu gibi mühendis, mimar ve şehir plancılarının bugün de sömürüldüğünü,  “Yetkin Mühendislik” olgusuyla da  ulusal mühendislik gücümüzün tasfiye edileceği gibi meslektaşlarımızın sömürünün daha da katmerleşeceğini ve dahası, kölelik şartlarında çalıştırılacağını düşünüyoruz. Dahası “yetkin mühendislik”i savunan İMO gibi oda ve kurumların mühendis, mimar ve şehir plancılarını bu sömürü düzeninin bir nesnesi haline getireceğini söylüyoruz. İMO yönetimi, “işveren sendikaları bu uygulamalarımızdan rahatsızlık duyup kaldırılması için basınç uygularken, görünen o ki kendilerine bazı “Demokrat” yandaşlar bulmuştur!” diyerek bizleri işveren sendikalarıyla işbirliği yapıyormuş gibi gösterme çabasına girmiştir. Sormak istiyoruz kimdir bu işbirliği içerisinde olan “demokrat” yandaşlar?


İMO Yönetiminin 6 sayfalık “zorunlu açıklamasında” tek doğru olan “Emek sömürüsünün adresi aranıyorsa piyasanın vahşi koşullarında asgari ücretle çalıştırılan genç mühendislere yüzümüzü dönelim”  cümlesidir. Evet dönelim, emek sömürüsünün yanında geç yaşlı mühendislerin bayram, tatil demeden günde 12, 13 saat çalıştırıldıklarını da ekleyelim. Bu yasa dışı çalışma koşullarına karşı çıktıklarında ise kapı önüne konulduklarını ve üyesi olduğu İMO gibi odaların da bu üyelerine sahip çıkmadıklarını da belirtelim. Şimdi soruyoruz; bugüne kadar İMO yönetimi bu durumda çalışan ve haksız yere işten atılan üyelerinin hakları hakkında ne yapmıştır? Bu işyerleri için ne yapmıştır? Bu üyelerin durumunu Yönetim Kurulu gündemine almış mıdır? Almışsa ne karar çıkarmıştır? Çıkarmışsa çıkan kararları uygulamış mıdır? Merak ediyoruz ve öğrenmek istiyoruz.


Odaların asli görevlerinin “mühendislere mühendisliği öğretmek”,  “mühendislerin bilgi düzeyini” ölçmek ve bununla ilgili de “yetkin”, “yetkili”, “uzman”, vb gibi belgeler vermek olmadığını söylüyoruz. Odaların asli görevinin mühendislerin yaptığı işin, verdiği mühendislik hizmetinin denetlenmesi olduğunu söylüyoruz ve İMO yönetimine tekrar soruyoruz: Bugüne kadar bu denetleme görevinizi yerine getirdiniz mi? Getirdiniz ise mühendislik tekniğine uygun yapılmayan yapılar hakkında ne yaptınız? Mühendislik tekniğini uygulamayan mühendisler hakkında ne yaptınız? Üç ve daha çok mühendisin çalışması gereken bir işyerinde, bir mühendisi istidam eden, bu bir mühendisi de kölelik şartlarında çalıştıran ve iş yeri güvenliği dahil hiçbir önlem almayan iş yerleri hakkında ne yaptınız?


Bugün oda yönetimlerinin rant ilişkileri TMMOB ortamının da dışına taşarak  tartışılmaktadır. Korhan Gümüş 03/09/2007 tarihli  Birgün  Gazetesindeki köşesindeBelediye başkanının danışmanı ise açıkça kendilerini eleştirmesinler diye plan ve proje işlerini bazı kurumların yöneticilerine verdiklerini ve bunu bir siyasal strateji haline getirdiklerini itiraf ediyor.diye yazıyor. Kim bu kurumlar? Kim bu kurumların yöneticileri? Merak ediyoruz ve öğrenmek istiyoruz.


 


YETKİN MÜHENDİSLİK” EMPERYALİZMİN PROJESİDİR.


İMO yönetimi, yetkin mühendislik emperyalizme karşı çıkışın simgesidir diyor ve devamında Dünyada Yetkin Mühendislik türü uygulamalar, emperyalizmin, küresel döneminden, üçüncü evresinden hatta ikinci evresinden öncelerine dayanmaktadır. Yani 1900’lü yılların başlarına kadar gitmektedir. Emperyalist ülkelerin hemen hepsi, kendi içlerinde ihtiyaç duydukları nitelikli mühendislik hizmetleri için Yetkin Mühendislik türü uygulamaları hayata sokmuşlar ancak hegemonyası altına aldıkları hiçbir ülkeye ihraç etmemişlerdir. Çünkü, bir ülkenin teknik hizmetlerinin gelişmişliği emperyalist çıkarlarla çelişen bir olgudur.tespitini yapıyor.


Yetkin mühendisliğe kılıf bulmak için bu kadar kendinizi zorlamaya teorik tahliller yapmaya gerek yoktur. Bizler de zaten yetkin mühendislik konusunun dünyada hiçbir yerde olmadığını söylemiyoruz. Yetkin mühendislik dünyada Anglo-Sakson eğitim modelinin uygulandığı ülkelerde eğitim modelinin doğal sonucu olarak ortaya çıkmış bir uygulamadır. Ancak dünyadaki mühendislik alanında tek ve mutlak bir uygulama değildir. Birçok farklı ülkede örneğin gelişkin mühendislik eğitimine sahip Almanya’nın da içinde bulunduğu Kıta Avrupası ülkelerinde mühendislik sonrası bir belgelendirmeye ihtiyaç duyulmamaktadır. Burada önemli olan şu yada bu eğitim sistemi değil ülkemizin mühendislik ihtiyaçlarıdır. Bizim söylediğimiz yetkin mühendisliğin bu toprakların ihtiyaçları sonucunda değil uluslararası mühendislik tekellerinin ihtiyaçları doğrultusunda çıkartıldığıdır.


Mesleklerdeki dönüştürme çabaları 1995 yılında emperyalizmin bir kurumu olan GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması)la birlikte gelmiştir. GATS’ta “piyasalaştırma”, “ticarileştirme” vardır. “Yetkin mühendislik” işte bu anlaşmanın bir sonucudur.      


“Nitelikli mühendislik hizmetleri için nitelikli mühendislik” eğitimini İMO yönetimi değil, biz savunuyoruz ve “nitelikli mühendislik hizmetleri için nitelikli mühendis”i piyasaların ya da odaların yetiştiremeyeceğini söylüyoruz. Çünkü; piyasaların “kar” amaçlı kuruluşlar olduğu, odaların ise asli görevlerinin eğitim, öğretim yapmak değil, denetim yapmak olduğunu söylüyoruz (Meslek içi eğitim ile “yetkin mühendislik” birbirine karıştırılmamalıdır). “Nitelikli mühendislik hizmetleri için nitelikli mühendislik” eğitim ve öğretimi fakültelerin görevidir. Fakültelerin ise bugünkü yapılarıyla “nitelikli mühendislik” eğitim ve öğretimini karşılamadığını ve fakültelerin bu eksikliklerinin giderilmesi gerektiğini söylüyoruz. Üniversitelerin, fakültelerin yerine özel sektörün devreye sokulması için (özelleştirme gerekçelerinde olduğu gibi) bu eksiklikler iktidarlar tarafından özellikle giderilmemektedir. İktidarlar bu politikalarıyla kamuoyunu yanıltırken oda yönetimlerini de kendi politikalarına yedeklemektedir.  


İMO Yönetimi “Bu gün ülkemizdeki kapitalizmin, hele tekelleşmiş sermayenin, nitelikli bir mühendislik hizmeti için Yetkin Mühendislik ya da benzeri belgelendirme sistemlerine ihtiyacı yoktur.”  diyor ve devamla bu ihtiyacın İMO tarafından karşılanacağını “İşte bu ihtiyacı karşılamakta mütevazı de olsa önemli bir adımı İnşaat Mühendisleri Odası atmıştır. Yetkin Mühendislik uygulamaları ve serbest inşaat mühendisliği belgelendirme uygulamaları yarınlarımızın payandası olacaktır” ifadesinde belirtiyor.


Öncelikle, kapitalizmi, emperyalizmi bilmeyen bir kafa yapısının, kapitalizmin, emperyalizmin neye ihtiyacının olup olmayacağını bilmesi mümkün değildir. Kapitalizmde zenginlerin zenginliği, yoksulların varlığı sayesindedir. Kapitalizm, yoksulları yoksul bırakmadan, daha da kötüsü, yoksulları daha da yoksullaştırmadan zengin insanlara hizmet edemez. Kapitalizmin yoksullara tek “hizmeti” sistemin devamını güvenceye alacak kadar yiyecek ve sosyal hak vermesidir. Asla fazlası değildir!


Emperyalizm karakteri gereği önceliğine göre yer yüzünde sömürülmedik tek bir alan dahi bırakmak istemez. Mesleklerin dönüştürülmesinde alanımızdaki “yetkin mühendislik” de bu uygulamalardan biridir. “Yetkinlik” belgesi için akredite edilecek şirketler, “yetkinlik” belgesi bedeli, referans alana kadar şirketlerde bedava çalışan, üstüne bu şirketlere para ödeyebilecek olan meslek sahipleri düşünüldüğünde, bu alandaki rantın ne kadar büyük olduğu da görülecektir. İMO gibi odalar da, kapitalistler için bu “ihtiyacı” yerine getirirken, diğer yandan bu “ihtiyaç” karşılığı bu ranttan pay almanın hesabını yapmaktadır.  


Özetle, “Yetkin Mühendislik” İMO yönetiminin bilerek yanıltmaya çalıştığı gibi emperyalizmin dışında, işbirlikçi iktidarın dışında gelişen bir olgu olmayıp tam aksine emperyalizmin dayattığı bir projedir. Burada İMO ve bazı odalar yönetimleri, bu projeye karşı çıkıp mücadele etmeleri gerekirken, “nasıl olsa bu yasa çıkacak, bari bunun rantından biz de yararlanalım” mantığı ile yaklaşarak “Yetkin Mühendislik” i savunmaktadır.


 


SON SÖZ YERİNE


İMO yönetimi “… Her iki yönetmelik de ülkemizdeki inşaat mühendisliği uygulamalarına yön vermek amacıyla çıkarılmıştır. Dolayısıyla, yaşanan her değişim sürecinde olduğu gibi, değişimden çekinen ve değişim ile çıkarları sarsılan bazı kişi ve kesimlerin olmasını, Odamız açısından da doğal karşılıyoruz. Değişime karşı direnişler olacaktır. Doğaldır. Aksi durum eşyanın tabiatına aykırıdır. Davalar da açılacaktır, Bakanlık ya da siyasiler nezdinde farklı girişimlerde olacaktır, hatta olmaktadır. TMMOB Genel Kurulu’nda yaşandığı gibi, gençler de kışkırtılacaktır. Hatta sağlı sollu muhalefet odaklarının ortak siyasi argümanı haline de gelecektir” diye tam da kendilerine yakışır bir üslup kullanmışlardır. Bu saldırı argümanı bize hiç de yabancı değildir. Biz özelleştirmelere karşı, haksızlıklara, adaletsizliklere karşı, YÖK’ e karşı, eğitim haklarımızın gasp edilmesine karşı, vb gibi temel hak ve özgürlüklerimiz mücadelesinde  hep bu argümanlarla suçlandık. Hep “değişime karşı direndik”, hep birilerini “kışkırttık”, hep birileri bizi “kışkırttı” . İMO yönetiminin Tayiplerin üslubuyla bize saldırması bazılar için sürpriz olsa da bizi hiç şaşırtmamıştır.


Biz; Demokrat İnşaat Mühendisleri olarak, mesleğimizi özgürce icra edebileceğimiz  “Bağımsız ve Demokratik bir Türkiye” için, hak ve özgürlüklerimiz için adaletsizliklere, haksızlıklara karşı mücadele içinde olacağız.


Bürokratik ve rantçı odacılık anlayışına karşı, sömürüye, yıkıma, yağmaya ve talana karşı Mesleki Demokratik Kitle Örgütü anlayışını hakim kılmak için;


Ulusal mühendislik gücümüzü tasfiye eden, mühendislerin kölelik şartlarında çalışmasını hedefleyen ve emperyalizmin bir projesi olan yetkin/yetkili mühendislik yasa ve uygulamalarına karşı mücadele için;


Emekten halktan yana bir oda için;


Katılımcı bir gelecek yaratmak için,


Birlikte üretip birlikte yönetmek için;


Çok netiz.


Sorun; İMO yönetimi gibi oda yönetimlerinin “çağdaşlık adına” egemenlerin yedeğine düşen “iflah olmaz” bu politikalarını daha ne kadar sürdürecekleridir. Üyelerin bu politikalara daha ne kadar izin verip vermeyeceğidir.


           


DEMOKRAT İNŞAAT MÜHENDİSLERİ