İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Harp’in
41. Dönem II. Danışma Kurulu Toplantısı’nda yaptığı konuşma metni:
Değerli Başkan,
Değerli Danışma Kurulu Üyeleri,
Değerli Meslektaşlarım,
Danışma Kurulu toplantısına hoş geldiniz.
Odamız açısından önemli bilinen bir uygulama olan Yetkin İnşaat Mühendisliği konusunu Danışma Kurulu’nda bir kez daha tartışmak için biraraya geldik.
Odamızın karar alma sürecindeki önemi yadsınamaz organı Danışma Kurulumuz, mesleğimiz, meslektaşımız ve halkımız açısından önemi herkesçe bilinen Yetkin İnşaat Mühendisliği ile ilgili hukuki süreci değerlendirecek ve yeni yönetmelik taslağını tartışacak.
Odamız, camiamız açısından önemi tartışılmayacak kadar açık olan bu konunun ele alınacağı Danışma Kurulumuza katılan tüm üyelerimize teşekkür etmek istiyorum.
Yetkin mühendisliğin gündemimize girdiği 1990’lı yılların başından bu yana tartışma zemini oluşturan, konuyla ilgili görüşünü açıklayan, Genel Kurullarımızda, Danışma Kurullarımızda, örgüt içi toplantılarda konu üzerine fikir yürüten, yazılarıyla tartışmaları zenginleştiren, olumlu ya da olumsuz yaklaşım sergileyen tüm meslektaşlarımıza teşekkür ediyorum.
İnanıyorum ki her katkı, yetkin mühendislikle ilgili tartışmaların olgunlaşmasında ve bugünlere ulaşmasında önemli bir iz bırakmıştır.
Özellikle son yıllarda konu üzerine neredeyse geceli gündüzlü çalışan, büyük fedakârlık sergileyen Yetkin Mühendislik ve Sınav Kurullarının değerli üyelerine ayrıca teşekkür edilmelidir.
Mesleğimizin vizyonu olabilecek değerdeki yetkin mühendisliğe çok emek verdiler; yaşamlarından, sorumluluklarından feragat ettiler, değerli zamanlarını bu konuya ayırdılar.
Özverili çalışmalarından dolayı Kurul ve komisyonlarımızda yer alan tüm meslektaşlarımıza Odamız adına, mesleğimiz adına bir kez daha teşekkür ediyorum.
Değerli Danışma Kurulu Üyeleri,
Yetkin Mühendislikle ilgili süreci hepiniz çok yakından biliyorsunuz. Burada hafızalarımızı tazelemekten ziyade, Yetkin Mühendislik konusunda ısrarımız üzerinde kısaca durmak istiyorum.
Biliyorsunuz; Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği hakkında 6 Kasım 2007 tarihinde Danıştay 8. Dairesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildi.
Bizim açımızdan ise sürecin yürütmeyi durdurma kararı ile son bulmaması gerekiyordu; nitekim öyle oldu.
Konu 41. Genel Kurulumuzda tartışıldı ve Genel Kurulumuzun Yönetim Kurulumuza, Danışma Kurulumuzdan geçirilmek kaydıyla, “...yeni bir yönetmelik hazırlayıp yürürlüğe koymak için....” verdiği görev ve yetki çerçevesinde bu konuda ısrarcıyız. Israr ediyoruz; etmeye de devam edeceğiz.
Çünkü; Yetkin mühendisliği mesleğimizin kendisini geleceğe hazırlama şansı olarak değerlendiriyor, mesleğimizin dönüşümünün hazırlayıcısı bir uygulama olduğunu düşünüyoruz.
Bu ısrarımızın salt mesleğimizle ilgili olmadığını da vurgulamam gerekiyor.
Asıl hareket noktamız, Yönetmeliğin amaç maddesinde “....üyelerin temel bilgilerine ve mesleki deneyimlerine dayanan yetkinliklerin belirlenmesi ve belgelenmesi yoluyla, deprem zararlarının azaltılması başta olmak üzere, inşaat mühendisliğinin bütün alanlarında, kişiler ve toplum yararı ile çağdaş tekniklere ve etik ilkelerine uygun, üstün nitelikli ve güvenilir mühendislik hizmetlerinin sunulmasına ve bu hizmetlerle ilgili yanlış uygulamaların önlenmesine yönelik gelişmelere katkıda bulunmaktır.” şeklinde ifade edildiği üzere kamusal sorumluluğumuzdur.
Yetkin İnşaat mühendisliği, çuvaldızı sisteme batırmadan önce iğneyi kendisine batırma çabasıdır.
Bu noktada belki de hemen her meslek grubunun örnek alması gereken bir uygulamadır.
Yetkinlik, önce kendi evinin önünü temizleyen ve bunu eleştirilerine dayanak yapan anlayışa duyulan ihtiyacın bir başka ifadesidir.
Değerli Arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi Türkiye, topraklarının yüzde 93’ünün aktif deprem kuşağı üzerinde bulunan ve nüfusunun yüzde 98’i deprem riski altında yaşayan bir ülkedir.
Bu gerçek, mühendislik mesleği dahil, bir bütün olarak toplumsal hayatın yeniden tanzim edilmesini, köklü ve radikal yönde değiştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Yapı üretim süreci göz önüne alındığında, bu süreçte yer alan tüm unsurların, sektör bileşenlerinin, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir yapı üretimi için asgari bir düzeyi ve kaliteyi yakalaması zorunludur.
Yaşanan sıkıntıların, sorumlulukların yerine getirilmemesinden kaynaklandığı bilinmelidir.
Siyasi erk sorumluluğunu yerine getirmeli, ilgili mevzuat değişikliklerini yapmalı, sürecin denetlenmesinin yasal çerçevesini hazırlamalı, mühendislik eğitimin nitelikli olması için gerekli altyapıyı hazırlamalı, güçlendirme ve yenileme çalışmaları dahil bütün bunları gerçekleştirmek için bütçeden pay ayırmalı, kısaca gerekli mevzuat değişikliklerini yapmalıdır.
Olaya mesleğimiz ve meslektaşlarımız açısından bakıldığında,
inşaat mühendisleri de yapı üretim sürecindeki rolleri gereği, proje üretimi aşamasından başlayarak, üretim sürecinin tüm aşamalarında, mühendislik hizmetlerinde gerekli kaliteyi yakalamak ve nitelikli hizmet üretmek yükümlülüğü ile karşı karşıyadır.
Yetkinleşme, meslek içi eğitim ve benzeri uygulamalar nitelik yükseltmeyi amaçlamaktır ki, mühendislik hizmetlerinin bu günkü düzeyi göz önüne alındığında bunun ihtiyaç olmadığını iddia etmek pek mümkün olmayacaktır.
Danışma Kurulumuzun Değerli Üyeleri,
Yetkin mühendislik sürecinin teknik, hukuki boyutu ve geleceğe dönük tasarruflarımızla ilgili bilgilendirmeyi değerli hocamız Tuğrul Tankut yapacak. Bilgilendirme sonrasında ise katılımcıların yeni durumla ilgili görüş ve önerilerini tartışacağız.
Ben burada sadece “Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği” taslağı hazırlanırken, “Yetkin İnşaat mühendisliği Yönetmeliği” hakkında 6 Kasım 2007 tarihinde Danıştay 8. Dairesi tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararı çerçevesinde, yönetmeliğin özünün korunarak hukuki gerekçelerinin bertaraf edilmeye çalışıldığını ifade etmek istiyorum.
Bunu yaparken, TMMOB ve Makine Mühendisleri Odası’nın belgelendirme yönetmeliklerindeki hukuki yaklaşımı dikkate aldığımızı vurgulamam gerekiyor.
Önümüzdeki süreçte, Yekin Mühendislik Yasa Taslağı ile ilgili çalışmaların hassasiyetle yürütüleceğini belirtiyor, “Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği” ile ilgili sözlerime son veriyorum.
Değerli Meslektaşlarım,
Odamız açısından önemli bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum
Biliyorsunuz; 16-17 Ağustos tarihlerinde Odamız “Depreme Duyarlılık Yürüyüşü” ve etkinliğini gerçekleştirdi.
Odamız tarihi açısından bir ilki gerçekleştirdik. İMO’nun kendi gücüyle, kendi potansiyeli ile sınırlı, bağımsız olarak örgütlediği buna benzer bir eylem tarihimizde pek sık rastlanır bir şey değil.
Deyim yerindeyse; boyumuzun ölçüsünü alacaktık; aldık da.
Bu nitelikte bir etkinlik için çok kısa sürede hazırlanmış olmasına ve kimi aksayan yönlerine karşın, boy ölçümüzün bizleri tatmin ettiğini söyleyebilirim.
Aksaklıkların ilk olmaktan kaynaklı olduğunu ve gelecek yıllarda gerçekleştireceğimiz eylemlerin daha olumlu sonuçlar üreteceğini bilmek gerekiyor.
Marmara depreminin üzerinden dokuz sene geçti.
İnsanlarımızın geleceğe güvenle bakabileceği bir ortam yaratılmadı; kayda değer hiçbir adım atılmadı. Bunları biliyorsunuz; bilinenleri tekrarlamayacağım ama Odamızın 2008 17 Ağustosunda yaptığına dikkat çekmek istiyorum.
Dokuz sene boyunca, depreme, deprem önlemlerine ilişkin çok söz sarf edildi; pek çok yazı yazıldı, haber yapıldı.
Buraya kadar hiçbir sıkıntı yok. Ama birilerinin hareket geçmesi gerekiyordu.
İşte İMO, sözün bittiği yerde harekete geçme kararı aldı.
Üçbine yakın meslektaşımız deprem duyarlılığı için yürüdü, binbeşyüze yakın meslektaşımız depremin merkez üssü Gölcük’te ki etkinliğe katıldı. Dört ilde eş zamanlı başlayan yürüyüşe pek çok ilden de meslektaşlarımız katıldı.
Bu nedenle; Depreme Duyarlılık Yürüyüşü”ne ve Gölcük’te ki etkinliğe katılan, öncesinde bu işe dört elle sarılan Oda Yönetim Kurulu Üyelerimize, şube başkanlarımıza, şube yönetim kurullarına, temsilciliklerimize, üyelerimize, öğrenci üyelerimize, yürüyüşe katılan duyarlı vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.
İMO’nun deprem duyarlılığı gibi önemli bir konuda, kendi ayakları üzerinde durmasına, göbeğini kendisinin kesmesine katkı sağladılar.
İMO rüştünü ispat etti. Bu önemliydi; gelecek açısından umut vericiydi.
Herkesin eline, aklına, yüreğine sağlık.
Değerli Meslektaşlarım,
Siyasi iktidar, neredeyse her yılın 17 Ağustosunda Gölcük’te, Sakarya’da, İzmit’te, Yalova’da bir araya gelen ve daha çok depremde yakınlarını kaybeden insanlarımızın oluşturduğu kalabalıklardan yükselen çığlığa kulaklarını kapattı.
Deprem anıtlarının önünden yükselen feryadı duymazlıktan geldi.
Başta İnşaat Mühendisleri Odası olmak üzere ilgili meslek odalarının uyarılarını dikkate almadı.
Mağdurların, acı çekenlerin, güvenle yaşamak isteyenlerin, güvenli konut hakkı için sokaklara dökülenlerin değil, kentsel dönüşüm adı altında, kentsel değerleri ranta çevirmek isteyen büyük sermaye gruplarının taleplerine karşılık verdi; deprem önlemleri hanesine sadece kentsel dönüşüm projelerini yazdırılmasını başka türlü yorumlamak mümkün değil.
İşte yürüyüşümüzün asıl hedefi buydu.
Depremde yakınlarını kaybedenlerin çığlığını, mühendislerin bilgisiyle aynı potada eritmek, siyasi iktidara sorumluluğunu hatırlatmak, sorumluluğunu yerine getirmesi için toplumsal basınç oluşturmak.
Bunu ne derecede yapabildik; hedefi yakalayabildik mi?
Bunlar açıkçası bugünden yarına ortaya çıkabilecek bir durum değil.
Ancak bunun açığa çıkması için, İMO ısrarcı olmaya devam edecektir.
Bu yürüyüş, bu ısrarın kamuoyuna beyan edilmesinden ibarettir.
Sonrasının nasıl seyredeceğinin bizlerin kararlılığına, istemesine, ısrarcı olmasına bağlı olduğu unutulmamalıdır.
İMO konuyu gündeme getirmeye devam edecek, sıcaklığının yitip gitmesine izin vermeyecektir.
Değerli Arkadaşlar,
Şu noktayı atlamamamız gerekiyor.
Yetkin mühendislikle ilgili ısrarımız, deprem önlemleriyle ilgili hassasiyetimizin bir başka ifadesidir.
16-17 Ağustos etkinliğimiz aynı zamanda bir meslek içi eğitim niteliğindedir ve salonlarda söylediklerimizin alanlarda ifade edilmesidir.
Örgütümüzün bunun bilincinde olduğuna inancım tamdır.
Değerli Arkadaşlar,
Biliyorsunuz, bugün 12 Eylül. Bugün 12 Eylül askeri darbesinin 28. yıldönümü.
Dolayısıyla Danışma Kurulumuz ülkemiz açısından son derece önemli bir günde toplandığını bilmek gerekiyor.
Bilindiği gibi egemenler, 12 Eylül askeri darbesini 24 Ocak kararlarının sorunsuz ve sıkıntısız uygulanması için gerçekleştirmiş, bastırılmış, sindirilmiş, muhalefetin olmadığı bir toplum yaratılmak istenmiştir.
12 Eylül büyük bir alt üste yol açmış, ekonomik, politik ve kültürel açıdan toplumsal bir travmaya neden olmuştur.
Değerli Meslektaşlarım,
Hafızalarımızı tazelemek istiyorum. Bu önemli çünkü. Çünkü 12 Eylül’ün nasıl bir toplumsal hayat kurgulandığını, nasıl bir korku toplumu yaratıldığını unutmamamız gerekiyor.
Unutmamız gereken bir nokta daha var: Eğer unutursak gerçekten yenilmiş sayılırız.
12 Eylül’de resmi kayıtlara göre bir milyona yakın kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 kişi fişlendi. Toplam 210 bin dava açıldı ve toplam 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi hakkında idam istemiyle dava açıldı. 517 kişiye idam cezası verildi. 49 kişi idam edildi. 388 bin kişinin pasaport alması yasaklandı. 30 bin kişi sıkıyönetim kararıyla işten atıldı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak başka ülkelere sığındı. 171 kişinin işkence altındayken öldüğü belgelerle kanıtlandı. 43 kişi gözaltında ya da cezaevinde intihar etti. 16 kişiyle ilgili olarak kaçarken vuruldu açıklaması yapıldı. 14 kişi cezaevindeki uygulamaları protesto etmek amacıyla düzenlenen açlık grevlerinde öldü. 937 film yasaklandı. TÜSİAD dışında 23 bin 667 dernek kapatıldı. Meslek odalarına zorunlu üyelik ortadan kaldırıldı. Sendikalar işlevsizleştirildi. Din dersi zorunlu hale getirilerek, eğitimin laik yönüne darbe vuruldu.
İşte 12 Eylül’ün nasıl bir tahribata yol açtığının rakamsal ifadesi böyledir.
Rakamsal ifadesi böyledir böyle olmasına ama asıl ekonomik, politik, kültürel sonuçları bilginiz dahilindedir.
Siyasal islamın kat ettiği mesafede, neo liberal ilişkilerin hakimiyetinde 12 Eylül’de atılan adımların ne derecede önemli olduğunu bir kez daha dikkatlerinize sunuyor, Danışma Kurulumuzun çalışmalarında başarılar diliyorum.
















Düşüncelerimizi, Ortaya Koyduklarımızı Nasıl Bertaraf Edecekler?
Konuşmada her zamanki demagojilerin dışında bir argüman getirilmediği açık. Bu argümanları zaten İvme'nin ilk sayısında çürütmüştük. Sonrasında da açtığımız dava sonucunda yürütmeyi durdurma kararı alınmıştı. Görülen o ki, İMO yöneticilerinin ne argümanlarında ne de yaklaşımlarında bir değişiklik var. Hala deprem "yetkin mühendislik" için gerekçe olarak gösteriliyor, hala "yetkin mühendislik" belgesiyle mühendislere sihirli bir değnek dokunacak ve tüm sorunlar çözülecekmiş gibi ifadeler kullanılıyor. Yetkin mühendisliğe dönük harcadıkları "emek"in onda birini mesleki ve kamusal denetim alanında harcasalar belki de gerçekten sorunların çözümünde belli adımlar atılabilecek ama yapılmıyor. Sarp'ın konuşmasında en dikkat çekeni ise alınan mahkeme kararına karşı yapılması planlanan hülle... Bu da şu ifadelerle yer almış:
"Yetkin Mühendislikle ilgili süreci hepiniz çok yakından biliyorsunuz. Burada hafızalarımızı tazelemekten ziyade, Yetkin Mühendislik konusunda ısrarımız üzerinde kısaca durmak istiyorum.Biliyorsunuz; Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği hakkında 6 Kasım 2007 tarihinde Danıştay 8. Dairesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildi.Bizim açımızdan ise sürecin yürütmeyi durdurma kararı ile son bulmaması gerekiyordu; nitekim öyle oldu.
Konu 41. Genel Kurulumuzda tartışıldı ve Genel Kurulumuzun Yönetim Kurulumuza, Danışma Kurulumuzdan geçirilmek kaydıyla, "...yeni bir yönetmelik hazırlayıp yürürlüğe koymak için...." verdiği görev ve yetki çerçevesinde bu konuda ısrarcıyız. Israr ediyoruz; etmeye de devam edeceğiz."
"Ben burada sadece "Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği" taslağı hazırlanırken, "Yetkin İnşaat mühendisliği Yönetmeliği" hakkında 6 Kasım 2007 tarihinde Danıştay 8. Dairesi tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararı çerçevesinde, yönetmeliğin özünün korunarak hukuki gerekçelerinin bertaraf edilmeye çalışıldığını ifade etmek istiyorum.
Bunu yaparken, TMMOB ve Makine Mühendisleri Odası'nın belgelendirme yönetmeliklerindeki hukuki yaklaşımı dikkate aldığımızı vurgulamam gerekiyor."
Diyelim ki hukuki gerekçeler bertaraf edildi; peki, bu yönetmeliğe ilişkin gerçekleri bilen ve ortaya koyduklarınızı çürüten, yetkin müehendisliğe karşı mücadele eden bizlerin gerekçelerimizi nasıl bertaraf edeceksiniz? Yetkin mühendisliğe karşı çıkan bizlerle aynı panelde bile yer almaya cesaret edemeyenler, üyelere görüşlerini sormayan, üyelerini bilgilendirmeyenler, bu konuyu tartıştırmayanlar, kendi bürokratik mekanizmalarında bu konuyu pişirmeye çalışanlar; öğrencilerin, genç mühendis ve mimarların, emekten ve halktan yana olan meslektaşlarımızın, bizim düşüncelerimizi, ortaya koyduklarımızı nasıl bertaraf edecekler?