Su da özelleştirme bağımlılıktır...


Suda özelleştirme bağımlılıktır

24/07/2008 06:26
image Suyun özelleştirilmesi en temel ihtiyaçlarının daha pahalı olması anlamına geliyor.
Prof. Minibaş: Akarsu ve göllerin özelleştirilmesi o ülkenin bağımsızlığını yitirmede vardığı noktayı da gösterir.
soL'un dünkü "su" manşeti büyük ilgi çekerken, su kaynaklarının özelleştirilmesine ilişkin sorularımızı yanıtlayan Prof.Dr. Türkel Minibaş, "bağımsız bir ülkenin, tüm yer üstü ve yeraltı kaynaklarının, dolayısıyla da akarsularının, yönetiminin doğrudan ülkedeki iktidar erkinin kontrolünde olması gerektiği"ni savundu:
"Suyun özelleştirilmesi, suyun planlamasının, yönetilmesinin özel şirketlere devri anlamına gelir ki, bu aslında iktidarın, iktidar erkinin devredilmesi olarak yorumlanmalıdır. Artık su gibi çok temel bir ihtiyaç, çok temel bir yönetim kalemi özel şirketlerin kârlarını artırmalarını gözeten politikalar hayata geçirilerek belirlenecek demektir.
Bu noktada, bağımsızlık kavramının altını çizmek önemli. Eğer bir ülkenin bağımsız olduğunu söylüyorsak, tüm yer üstü ve yeraltı kaynaklarının, dolayısıyla da akarsularının, yönetimi doğrudan ülkedeki iktidar erkinin kontrolünde olmalıdır.
Akarsuların özelleştirilmesi özellikle de sınır aşan sular, komşu ülkeler arasındaki en önemli sorunları oluşturmaktadır. Suyun kimin tarafından kullanılacağı önemli gerilim konularındandır.
Ama suyun kullanımı sadece komşu ülkeler açısından iyi planlanması gereken bir konu değildir. Aynı zamanda bir ülkenin kendi içinde de suyun bölgeler arasında ya da bölge içinde nasıl halkın ihtiyaçlarına en iyi biçimde çözüm sağlanacak biçimde paylaştırılacağı, planlanacağı önemli bir konudur."
Su taşımacılığı da özel sektöre devrediliyor
"Suyun özelleştirilmesi demek, aynı zamanda suyun taşımacılık alanında sağladığı olanakları da özel sektöre devretmek anlamına gelir. Böylelikle taşımacılıkta da artık özel sektörün kâr maksimizasyonu temel belirleyen haline gelecektir.
Yerel yönetimlerin su politikalarına yön verebilmesi aslında neo-liberalizmin "yönetişim" modeliyle son derece uyumludur. Burada yerelden karar verilmesi, ilk bakışta daha demokratik gibi algılanır ve sunulur. Yönetişim denilen, devlet, özel sektör, sivil toplum örgütlerinden oluşan yönetim biçimine yakından bakarsak, bu yerel yönetimlerin kendi ekonomik kaynaklarını da kendilerinin oluşturması ve sundukları kamu hizmetlerine "ticari faaliyetler" olarak yaklaşmaları anlamına gelir. Bu yaklaşımda, halkın ihtiyaçlarına çözüm bulmada birincil sorumluyu yerel yönetim olarak saptadığından, halk ile yerel yönetimi doğrudan karşı karşıya getirmektedir. Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi yerel yönetimler aracılığıyla yapılmakta, halk ihityaçlarının giderilmesi karşılığında özel şirketlere yüksek bedeller ödemeye razı olmakta hatta rıza göstermektedir."
İlk özelleştirilenler içme ve kullanma suyu
"Demokratikmiş gibi görünen uygulamalar, halkın suya ulaşmak için çok daha yüksek maliyetlerle su kullanmasını, giderek içme suyunu parasını ödeyebilenin alabilmesini beraberinde getirir. Suyun özelleştirilmesinin ilk adımı dikkatinizi çekiyorsa içme ve kullanma suyu üzerinden oluşmuştur. Belediyeler özel şirketler kurarak, bu şirketler aracılığı ile hizmet vermeye
başlamışlardır. Başlangıçta, herhangi bir bedel ödemeden musluğu açınca kullanılabilen su için halk belediyelere para ödemeye başlamıştır. Ancak, zamanla belediyeler tarafından kurulan şirketler, özel sermayeye devrolunmaya başlamıştır. Bu Alman modeli olarak isimlendirilebilir."
Yabancı sermaye içme suyu pazarını kontrol ediyor
"Su, tüketimi en fazla olan ihtiyaç maddelerinden biri olduğu için, uluslararası şirketler, yerel pazarlara yerli ortaklıklar üzerinden ya da doğrudan girerek, su pazarını kontrol altına almayı hedeflemektedirler. Türkiye'de de olan budur aslında. Dikkatinizi çekecek olursa, ülkemizde içme suyu pazarı oluşmuştur ve yabancı sermayenin kontrolüne girmektedir. Mevsimsel sıcaklıkların yükseldiği, içme suyu ihtiyacının arttığı dönemlerde de tüketici, tamamen şirket tarafından belirlenen fiyattan su almak zorunda kalabiliyor, hatta su bulamayabiliyor.
Bir de bunu yoksul ve dar gelirli kesimler için düşünün, daha yoksul kesimler suyu mümkün olduğunca kullanmamakta, bazen mikroplu suları kaynatarak, ya da susuzluğunu gidermek için her koşul altında kullanmaya çalışmaktadır."
Melen suyuna kanalizasyon arıtılmadan katıldı
"Melen Suyu projesi bu noktada üzerinde durulmaya değerdir. Çünkü Melen suyuna kanalizasyonun arıtılmadan katıldığını biliyoruz. Melen suyunu arıtmak için gerçekleştirilen işlemlerin suyun bakteri yükünü kaldırması olasıdır. Ancak, su kalitesi açısından sonuçlarını bilemiyoruz. Bu suyu içme suyu olarak kullanan kesimler de yoksul kesimler, kentin çevresinde yaşayan kesimlerdir.
Su, sadece insanlar için içme ve kullanma ihityacı için gerekli değildir. Tarımın kullanacağı suyun nasıl sağlanacağı başka bir sorundur. Akarsu ve göllerin özelleştirilmesi sonucu, tarım ve hayvancılık için gerekli olan suyuda ancak maliyetini karşılayabilen kullanabilecektir. Tarımın özelleştirilmesini, suyun özelleştirilmesi izlemektedir. Özel şirketler sadece parasını ödeyebilen çiftçiye su sağlayacaktır. Türkiye, uluslar arası ticari tahkimi kabul eden bir ülke olduğundan, yarın su alamayan çiftçi mahkemeye başvurduğunda uluslararası mahkemede, özel şirket haklı bulunacaktır.
Dolayısıyla, akarsu ve göllerin özelleştirilmesi sadece halkın suya nasıl ulaşacağı sorusunu yanıtsız bırakmaz, o ülkenin bağımlılıkta, ya da bağımsızlığını yitirmede vardığı noktayı da gösterir. Beslenme ve su ihtiyacı üzerinden kurulan bir bağımlılık ilişkisi çok sakıncalıdır ve nasıl kırılabileceği sorunlu bir konudur. Bu nedenle hükümetlerin tarım ve su gibi başlıklarda
özelleştirmeye gitmeleri çok önemli sonuçlar doğurur."

Kaynak; http://sol.org