İçeriğe Atla

İlaç Endüstrisinin Öncelikleri

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF

Çoğu tropik üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan birçok insan, önlenebilir, tedavi edilebilir hastalıklardan ölmektedir. Sıtma, tüberküloz, akut alt solunum yolu enfeksiyonları... 1998'de 6.1 milyon kişinin bu tür hastalıklardan öldüğü iddia edilmektedir. İnsanlar ölüyor çünkü bu hastalıkları tedavi edecek ilaçlar yoklar veya artık etkili değiller. Ölüyorlar çünkü yaşamaları maliyetlerini karşılamıyor [1].

Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulması, dünya çapında ABD tarzı fikri mülkiyet haklarını dayatmaktadır. Bu haklar genel ilaçlara erişimi azaltmak amacını gütmektedir ve bunda da başarılı olmuştur.

Gelişmekte olan ülkeler fikri mülkiyet hakları sözleşmesi için (ayrıntılı bilgi için bkz: http://www.antimai.org/mkl/sy04trips.htm - çn) yüksek bir ücret ödüyorlar. Ancak karşılığında ne elde ettiler? İlaç şirketleri araştırmadan daha fazla reklam ve pazarlamaya, yaşam kurtarıcı ilaçlar yerine yaşam biçimine yönelik ilaçları (hastalık tedavi etmeyle, ölüm kalımla ilgisi olmayan, kişiye özel olabilen, yaşam kalitesini yükseltme iddiasında olan ilaçlar - çn) araştırmaya harcama yapmaktadır; gelişmekte olan ülkeleri etkileyen hastalıklara ise neredeyse hiçbir yatırım yapılmıyor. Bu şaşırtıcı bir durum değildir. Yoksul insanlar ilaç alamazlar ve ilaç şirketleri sadece getirisi yüksek olan yatırımlar yaparlar. Novartis'in (sosyal sorumluluk tarihine sahip ilaç firması) baş yöneticisi (CEO) “Yeni ilaçların sürdürülebilir bir şekilde üretilmesi ihtiyacına yönelik bir modelimiz yok..... Kâr amacı güden kuruluşların bunu geniş ölçekte yapmasını bekleyemezsiniz” demiştir [2].

Batıda, özellikle ABD'de, büyük uluslarüstü (“transnational”) ilaç şirketlerinin -GlaxoSmithKline, Bristol-Myers Squibb, Merck, Pfizer ve diğerlerinin– birçok reklamını görürüz. Haberlerde sağlık bölümleriyle ve uyarılarla karşılaşırız. Ancak, gittikçe görünür –ve ilgi duyulan– bir alan haline gelse de, geliştirilen yeni ilaçların ve tedavilerin belirli bir sınıf ayrımına odaklandığı, araştırmaların daha varlıklı insanların problemlerine, bu tedavileri ödeyebilecek kişilere yöneldiği görülmektedir.

İlaç endüstrisinin öncelikleri

Tarihsel olarak, sömürgeci ilgi ve ihtiyaçlar -yerleşimcilerin ve askerlerin sağlığı gibi- tıbbi araştırmaları tropik hastalıkların tedavisine yöneltmiştir.

Modern bilim çoğu hastalık ve rahatsızlık için tedavi araştırması ve geliştirmesi yapmaktadır, ancak politika ve şirketlerin açgözlülüğü bunlardan yararlanabilecekleri sınırlamaktadır. Fransız gazetesi Le Monde, farmakolojinin (ırk) ayrımcılığını tanımlamaktadır[3].

Ek olarak, İngiliz gazetesi Guardian tarafından gözlemlendiği gibi, cinsel iktidarsızlık ve “zenginlik ve uzun yaşam süresi hastalıkları” gibi kâr edilebilir araştırma ve tedavilere odaklanılmıştır, birçok tropik hastalığa ise daha az önem verilmektedir:

Çokuluslu (“multinational”) ilaç şirketleri tropiklerin hastalıklarını ihmal etmektedir. Bunun nedeni bilimin olanaklarının yetersizliği değil, ilaç şirketlerinin “acımasız” ekonomisidir, orada pazar olmamasıdır.

Elbette ihtiyacın olduğu yerde bir pazar vardır: Her hafta milyonlarca insan önlenebilir veya tedavi edilebilir hastalıklar nedeniyle ölmektedir. Ama pazar yoktur, çünkü Viagra'nın aksine, leishmaniasis (bir parazitin yol açtığı ve bazı sineklerin ısırmasıyla bulaşan bir hastalık - çn) ilaçları yoksul ülkelerin yoksul hastalarının ihtiyacıdır. İlaç firmaları yaptıkları yatırımın sonrasında yeterli kazanımı getirmeyeceği düşüncesiyle, kendilerine neden diye soruyorlar, neden dert edeyim? Paydaşlarına (hissedar) olan yükümlülüklerimizden dolayı, iktidarsızlık ve uzun ömürlülükle ilgili –kalp hastalıkları, kanser, Alzheimer gibi– hastalıklara tedavi bulmaya yönelik çabalar paydaşlarımızın isteklerinden kaynaklanmaktadır diyorlar. İlaç şirketlerinin geçen yıllarda pazara sürdüğü binlerce yeni bileşimin %1'inden azı tropik hastalıklar içindir.

(…)Büyük ilaç şirketlerinin kurum idare merkezlerinde, halkla ilişkilerin görüntüsü, şirketler kendilerini nasıl göstermek istiyorlarsa onu gösterir: İnsanlığa yarar getirecek özenli şirketler, hastaların eziyetlerine son. Söylemedikleri ise insanlıklarının, hastaların cüzdanlarındaki limitin ötesine geçmediğidir[4].

Ek olarak, kâr amaçlı şirketlerin öncelikleri, her zaman en uygun tedavinin uygulanmasını da engelleyebilir (özellikle ucuz olduklarında).

Temel bir açık vardır [sağlık merkezlerini, hastaneleri kontrol eden şirketlerde; elde edilmesi planlanan verimlilik kazanımlarında]; tesislerin, araçların ve hizmetlerin sahibi şirketler bu hizmetlerinin kullanımlarını ve ücretlerini arttırmak zorundadır, çünkü kârlarını arttırmak zorundadırlar. Sağlık arayışı ile zenginlik arayışı arasında doğrudan bir uyuşmazlık vardır. Eğer ilaç üreten, cerrahi hizmet sunan ve hastane sahibi şirketler, sahip oldukları veya kontrol ettikleri yerlerde kendi yöntemlerini kullanırlarsa, bu kullanımları gerçek gereksinimimizi aşan bir düzeyde olacaktır[5].

Aşağıdaki örnekler J.W. Smith'in kaygılarının inanması zor olmadığını göstermektedir:

Pfizer Viagra

Mayıs 2001'de Guardian gazetesi[6] bir ilaç şirketinin, Aventis'in, uyku hastalığının geç, ölümcül devresi için güvenli bir ilaç ürettiğini, ancak 1995'te üretimi durdurduklarını, çünkü bu ilaçtan herhangi bir kâr etmediklerini yazdı. 2000'de, Bristol Myers Squibb, batıda aynı ilacı kâr amaçlı olarak Aventis'ten lisanslı olarak kullandı. Bu, aynı tarihlerde Afrika'da halkın ilaç yokluğunu protestosuyla birlikte, Güney Afrika hükümetinin ucuz ilaç erişimi gereksinimi nedeniyle 39 ilaç şirketine açılan davada da gündeme de geldi. Aventis ilacı Dünya Sağlık Örgütü’ne bağışlamayı ve araştırma tedavi programları için fon vermeyi kabul etti. Bu davranış memnuniyetle karşılansa da, halkın protestoları ve uyku hastalığının “36 Afrika ülkesinde 500.000 insanı etkilediği, 60 milyon insanın yayılma riski altında olduğu” gerçeğinden sonra olması nedeniyle eleştirildi.

Radio/TV şovu “Demokrasi Şimdi!” (Democracy Now!), buna 19 Ocak 2007 yayınında şunu eklemiştir: İlaç şirketleri yaygın rahatsızlıkları ve problemleri hastalık olarak yansıtmakta çok ileri gitmiş, hatta bazı sıradan (ama kafa karıştıran) sorunları, sıkıntıları yaygın hastalıklar olarak ön plana çıkarmışlardır. Reklam kampanyalarında belirsizlik ve korkuyu kullanarak insanları çözüm olarak ilaç almaya teşvik etmişlerdir. Demokrasi Şimdi! bunu “Büyük dolarlar, büyük ilaç sanayi: hastalıkların pazarlanması ve ilaç satışını zorlama”[7] belgeselini incelerken keşfetmiştir. Bu yöntemin birçok örneği vardır. Aşağıda yayınlarından bazı kesitleri okuyabilirsiniz:

  1. Reklam:

Sinir bozucu. Tam dinlenmeye hazırlanmışken başınıza geliyor: Hareket etme dürtüsü, ayaklarınızda bir rahatsızlık. Tanımlaması zor, ama uyumanıza bile engel oluyor. Rahatlamak için hemen ayağa kalkma ve hareket etme ihtiyacı hissediyorsunuz. Bunun bir ismi var: Huzursuz Bacak Sendromu (“Restless Leg Syndrome”). Eğer bu sorunu yaşıyorsanız yalnız değilsiniz; her 10 Amerikalı'dan biri aynı rahatsızlıktan şikayetçi. Daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız, restlesslegs.com adresini ziyaret edin veya doktorunuzla konuşun.

  1. Reklam:

Yarınki randevuyu unutmamam gerekiyor. Arabanın ödemesini gönderdim mi acaba? Bu görev için neden ben gönüllü oldum ki sanki?

Lunesta, huzursuz zihninizi yatıştıracak, ihtiyacınız olan uykuyu size verecek uyku yardımcısı.

  1. Reklam:

İşteyken evdeki şeylerle ilgili endişeliyim. Evdeyken işteki şeylerle ilgili endişeliyim.

Eğer siz de kontrolsüz kaygı, anksiyete ve buna benzer birçok semptomla altı ay veya daha fazladır yaşayan milyonlarca insandan biriyseniz, Genelleştirilmiş Anksiyete Bozukluğu (“Generalized Anxiety Disorder”) veya kimyasal dengesizlikten muzdarip olabilirsiniz[8].

Sunucu Amy Goodman açıklamaya başlar:

Şirketler sürekli eski ilaçlarla tedavi edebilecekleri yeni hastalıklar ararlar. Prozac türevi antidepresanlar veya SSRI'lar bu çabanın güzel bir örneğidir. Bu ilaçlar aslında Majör Depresif Bozukluk (“Major Depressive Disorder”) için onaylanmış olsa da, çok çeşitli duygudurum ve anksiyete bozuklukları için de reçete edilmektedir. Onaylanmış her yeni tanı kârda artış vaat eder ve topluma yoğun bir biçimde tanıtılmalıdır. Çarpıcı bir örnek Paxil adlı ilacın Sosyal Anksiyete Bozukluğu’nu (“Social Anxiety Disorder”) tedavi için nasıl yeniden canlandırılarak piyasaya sürüldüğüdür. Şirket bu rahatsızlığı yaygın ve önemli bir tıbbi sorun olarak tanıtmak ve yaymak üzere bir halkla ilişkiler şirketiyle anlaşmış, halkla ilişkiler firması da yazılı basın ve televizyonda yayımlanmak üzere Sosyal Anksiyete Bozukluğu hikayeleri üreten çok yönlü bir kampanya başlatmıştır.

  1. Muhabir:

Bu sabah, özel birkaç bölümlük Sosyal Anksiyete Bozukluğu dizisine başlıyoruz. Çoğumuz yaşamımızın bir anında sosyal ortamlarda utangaçlık ve korkudan dolayı sıkıntı yaşamışızdır, ancak milyonlarca Amerikalı için bu sorun, yaşamlarını sürdürme güçlerini ellerinden alacak boyutta olabiliyor.

Paxil'in ödül kazanan ürün yöneticisi şunu söylemiştir: “Her pazarlamacının rüyası bilinmeyen ve tanımlanmamış bir pazar bulmak ve onu geliştirmektir. Sosyal Anksiyete Bozukluğu ile bizim yaptığımız budur.”[9]

Saygın British Medical Journal bir soru sordu: Kim sağlık bakımına ihtiyaç duyar? Sağlıklı olan mı hasta olan mı?[10] İlginç bir gözlem belirlenmiş: “Raporlanmış hastalıkların oranında bir çelişki var: Sağlığa verilen önemin az olduğu Bihar'da [Hindistan'ın en yoksul eyaleti] raporlanmış hastalıklar rahatsızlık verici derecede düşük, ABD'de ise aşırı derecede yüksek, ki bu da farklı nedenleri olmakla birlikte eşit derecede rahatsız edici.” Özetle, “insanlar sağlığına daha fazla önem verdikçe, kendilerini daha fazla hasta hissediyorlar”. Bunun temel nedeni sağlığın endüstrileşmesiyle ilgili gözükmektedir: “Hasta azınlık yerine sağlıklı çoğunluğa sağlık hizmeti sunarak daha fazla para kazanılabilir”.

İlaç ve Paraİlaç şirketleri için varsıl ülkelerde (paranın esas kazanılabileceği yerler) sorun, toplumun genel olarak sağlıklı olmasıdır. Bu yüzden korku ve endişe yaratarak insanları daha fazla ilaç satın almaya yöneltmek zorundadırlar.

Sağlık hizmetlerinde kabul edilen yaklaşım, semptomları tedavi etmektir, ama nedenleri saptamak da daha az önemli değildir. Önleyici bakım, sağlık hizmetlerinin yükünü azalttığı gibi, insanların daha sağlıklı olması ve daha değerli bir yaşam sürmeleri şansı demektir.

İlaç şirketlerinin ihtiyaç duyduğu “önleyici tedavi” ise, faaliyetlerini sürdürmektir. Bu da korku ve endişenin kullanılmasını gerektirir. Böylece insanların sağlıklı oldukları için sağlık harcamalarını azaltmaları yerine, kendi “önleyici sağlık hizmetleri”ni satın almalarını teşvik etmiş olurlar.

Kaynaklar

  1. Ken Silverstein, Millions for Viagra, Pennies for Diseases of the Poor, The Nation, July 19, 1999,http://www.thenation.com/doc/19990719/silverstein
  2. Joseph Stiglitz (former World Bank Chief Economist and Nobel Prize winner for economics), Scrooge and intellectual property rights, British Medical Journal, December 23, 2006, Volume 333, pp. 1279-1280, http://www.bmj.com/content/333/7582/1279.full
  3. Martine Bulard, 'Apartheid of Pharmacology', Le Monde Diplomatique, January 2000, http://mondediplo.com/2000/01/12bulard
  4. Isabel Hilton, A Bitter Pill For The World’s Poor, the Guardian, January 5, 2000, http://www.guardian.co.uk/comment/story/0,3604,247568,00.html
  5. J.W. Smith, The World’s Wasted Wealth 2, (Institute for Economic Democracy, 1994), p. 82., http://www.ied.info
  6. Sarah Boseley, 'Drug firm wakes up to sleeping sickness', The Guardian, May 7, 2001, http://www.guardian.co.uk/world/2001/may/07/medicalscience.businessofresearch
  7. Big Bucks, Big Pharma,http://www.mediaed.org/cgi-bin/commerce.cgi?preadd=action&key=224(Google Video)
  8. Big Bucks, Big Pharma: Marketing Disease & Pushing Drugs, Democracy Now!, January 19, 2007, http://www.democracynow.org/2007/1/19/big_bucks_big_pharma_marketing_disease
  9. Big Bucks, Big Pharma: Marketing Disease & Pushing Drugs, Democracy Now!, January 19, 2007, http://www.democracynow.org/2007/1/19/big_bucks_big_pharma_marketing_disease
  10. Iona Heath, Who need health care - the well or the sick?, 2005 http://www.bmj.com/content/330/7497/954.full

Yazar: Anup Shah - 04 Kasım 2009

Çeviri: İvme Çeviri Grubu

Kaynak: http://www.globalissues.org