Harvard Profesörünün Şok Eden Önerisi: Gazze'de Daha Az Bebek Sahibi Olmaları için Filistinlileri Aç Bırakın

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF
Kaynak: AlterNet, Creative Commons

Harvard Profesörü Martin Kramer gerçek rengini Herzliya konferansında belli etti, Müslüman dünyasındaki politik şiddeti nüfus artışına bağladı, bu artışın engellenmesi gerektiğini söyledi ve İsrail'in Gazzeli sivillere yönelik uyguladığı yasadışı ve vicdansız ambargoyu övdü.

[Yorumcu] M. J. Rosenberg, Kramer'in önerisinin soykırım çağrısına eş olduğunu savundu. “Öneri kesinlikle ırk ıslahına (“eugenics”) bir çağrı” dedi.

Asıl şok edici olan, Orta Doğu’yu anlamaya çalışan sosyal bilimcilere yıllardır saldırarak bir kariyer yapan ve kendi sağ görüşlü İsrail-milliyetçisi politik çizgisinden farklı düşünenleri lanetleyip duran Kramer'in, Gazze'li çocukların kolektif olarak cezalandırılması gibi savaş suçu kapsamına giren aşağılık düşüncelerini kustuğu bir dönemde, kendisine Harvard'da 'üniversite öğretmeni' (“fellow”) unvanıyla bir ofis verilebilmesidir.

Filistinli Çocuklar

Unutulmamalıdır ki Kramer herhangi biri değildir. O Giuliani başkanlık kampanyasının danışmanlığını yapmıştır. Yakın Doğu Politikası için Washington Enstitüsü’nün -bu enstitü Amerika İsrail Kamu İşleri Komitesi’nde etkisi olan bir düşünce kuruluşudur- ortağı durumundadır. Daniel Pipe'ın “Orta Doğu Forumu” ile, İsrail iktidar partisi Likud’un politik çizgisine uymayan Amerikalı akademisyenleri taciz etmeye adanmış yeni-McCarthyci organizasyonla ilişkisi vardır.

Kramer'in düşünceleri yanlıştır, saldırgandır ve satır aralarına bakılırsa ırkçıdır. Bu düşüncelerinin kaynağı milliyetçi ideolojisidir; bu ideoloji nedeniyle, İsrail’in Filistinlilere 1948'de etnik temizlik uyguladığını düşünmez, çoğu Filistinlinin İsrail yurttaşlık hakları politikaları (Warren Burger'in “haklara sahip olma hakkı” adını verdiği) nedeniyle gereksinimlerinden yoksun bırakıldığını ve Filistinlilerin şu anda İsrail işgali nedeniyle en temel hak ve özgürlüklerden yoksun olduğunu farketmez. Çünkü bunları kabul etmesi, Filistinlilerin mücadelesinin bir ulusal özgürlük hareketi olduğunu da kabul etmesini gerektirecek ve Filistinlerin soluk alma çabalarını meşrulaştıracaktır. Sağ kanat Zionism’in tüm amacı Filistinlileri tarihten silmektir. Ve şimdi Kramer de Filistinli çocukların geleceğini silmek istiyor!

Kramer'in çizdiği resmi daha önce nerede gördük biz? Bu sadece Malthusçuluk'un - “bazı insanlar”ın nüfus artışının toplum için tehlikeli sayıldığı görüşü - çöplükten çıkarılmış yeni bir biçimidir. Barbara Brown'ın Güney Afrika ırkçılığıyla ilgili aktardıklarından alıntı yaparsak:

'[Siyah nüfusun artışıyla ilgili] düşüncelerini açıklayan [Beyaz] Güney Afrikalılar, nüfus artışı ile politik istikrarsızlık arasında yakın bir ilişki olduğunu düşünmektedirler. Bu yaklaşımın iki çeşidir vardır. Bunlardan ilki artan siyah nüfus, dolayısıyla işsiz nüfusun yoksulluğunun artması ve bunun siyah bir isyana yol açabileceği düşüncesidir.

Güney Afrika'da 'nüfus dinamikleri' üzerine yapılan büyük özel sektör konferanslarından birinin açılışında 1820 Vakfı'nın başkanı şunu savunmuştur: 'Hızlı nüfus artışı; istihdamın düzenli bir şekilde kötüleşmesi, muazzam şehir büyümesi.... yoksul ve mağdurların sayısında artış olarak yorumlanabilir. Bütün bunlar haklı olarak sosyal istikrara ve düzenli değişime tehdit olarak görülmelidir.'

İkinci, ama daha küçük bir grup siyah tehlikenin beyaz siyah oranını değiştirdiğine inanırlar. Bu grup 'BEYAZLARIN ÜLKEDE AZALAN BİR AZINLIK' olduğunu düşünür ve bu durumun 'beyazların politik hakimiyetinin düşüşüne' neden olacağını savunurlar.

Bazıları açıkça ırkçı bir temelde doğum kontrolünü savunurlar, ama lider pozisyonlarındaki pek az kişi bunu yapar, en azından açık olarak. Meclis’te yapılan görüşmelerde siyahların Güney Afrika toplumuna bir katkı yapamadığı, bu nedenle sayılarını sınırlandırmaları gerektiği de söylenmiştir. 'Nüfus Patlaması' konulu bir konferansın düzenleyicisi, Verwoerd Hastanesi vekil yöneticisi olan tıp doktoru, siyahların biyolojik olarak öngörüden yoksun olmaları nedeniyle beyazların siyahlar için bir aile planlama programı düzenlemesi gerektiğini ileri sürmüştür.' [Brown, 1987]

Apartheid rejimi

Bu tarz savların başka ünlü örnekleri de vardır, bunların arasında ırk ıslah teorisyeni Madison Grant'ın, 20. yüzyıl başlarında, daha düşük milletler olan Polonyalılar, İtalyanlar ve Yahudiler gibi Doğulu ve Güneyli Avrupalıların sayılarnın artmasına karşı beyaz Amerikalıları uyardığı örnek bahsetmeye değerdir.

Orta Doğu araştırmalarına hakim görüşe karşı çıkan ünlü anti-entellektüel Kramer, her zamanki gibi, sosyal bilimler açısından hatalıdır.

Nüfus artışı kendi başına bir şey ifade etmez ve kesinlikle terörizm yaratmaz. 1800 ve 1900 yılları arasında Büyük Britanya'nın nüfusu üçe katlanmış, aynı dönemde Fransa ise demografik bir değişime uğramayarak çok az büyümüştür. Ancak bu dönemde Britanya'da bir devrim ya da büyük ve ani sosyal değişiklikler olmadığı halde, Fransa tam aksine savaştan savaşa sürüklenmiş, imparatorluktan monarşiye, monarşiden imparatorluğa ve imparatorluktan cumhuriyete dönüşmüş ve Paris Komünü de dahil, radikal sosyal hareketlerin bolluğunu yaşamıştır.

Yüksek nüfus artışı gelişme için bir sorun olabilir ve kaynaklar üzerinde içsel çatışmalara yol açabilir, ama sadece tek bir etkendir. Eğer ekonomik büyüme nüfus artışını geçerse (örneğin ekonomi yılda %7 büyürken nüfus %3 büyürse), kişi başına ekonomik büyüme artacaktır ve çoğu ülke için bu iyi olacaktır. Veya bir yer eğer az nüfusa sahip ve kaynaklar bakımından zenginse, nüfus artışı sosyal rahatsızlık yaratmayacaktır. Dünyadaki çoğu ülkenin nüfusu geçen yüzyılda inanılmaz derecede artmıştır, ancak ülkelerdeki sosyal şiddetin biçimi ve dereceleri oldukça farklıdır.

Filistinli çocuklar

Her ne kadar bazı durumlarda, hızlı nüfus artışı iç sosyal dengesizliğe katkı sağlasa da, politik bir taktik olarak uluslararası terörizmle hiçbir ilgisi yoktur. Terör, ABD Federal Yasası’nda devlet dışı aktörler tarafından sivillere yönelik gerçekleştirilen politik amaçlı şiddet kullanımı olarak tanımlanmıştır, kendi başına bir politika biçimidir. 1946 yılında Kudüs'teki King David Oteli’ni patlatarak 91 kişiyi öldüren ve 46 kişiyi yaralayan Ziyonist teröristler Yahudi Irgun üyelerinin çok fazla kardeşleri olduğundan dolayı eyleme geçmediler (1940’larda böyle bir savı kimin ortaya atmış olabileceğini düşünürseniz, Kramer'in kime benzediği iyice ortaya çıkar). Irgun, oteli İngiltere manda yönetiminin orada ofislerinin olmasından dolayı patlatılmıştır; ve Ziyonist eylemciler düzinelerce sivili öldürmeyi önemsemedikleri için elbette.,

Politik amaçlarla sivillere karşı şiddet uygulayan gruplara yönelik araştırmalar, bu grupların normalden iyi eğitime ve gelire sahip, genellikle kalabalık olmayan ailelerden gelen kişiler olduğunu gösteriyor.

Politik şiddet mağduriyetlerle, ülkeyle, kaynaklarla, politikalarla ilgilidir. Filistinliler, etnik temizliğe uğrayana, varlıkları Yahudi koloniciler tarafından kendi ülkelerinde çalınana ve bu çalınanların karşılıkları ödenmeyene kadar diğer Orta Doğu ülkelerinden daha şiddet yanlısı değillerdi.

Robert Pape’nin araştırması intihar bombacılarının yaygın olduğu yerlerin İsrail, Irak ve Afganistan/Kuzey Pakistan gibi işgal altındaki yerler olduğunu göstermektedir. Nüfus artışının dünyada en yoğun olduğu yerler arasındaki Mali veya Benin gibi yerler bu listede yoktur.

Kramer'in savı kesinlikle ırkçıdır çünkü nüfus artışı aritmetiğini büyük ailelerin yaygın olduğunu bildiği araplara uygulamakta, diğerlerini düşünmemektedir. Belize ve Kamerun, Libya'dan daha yüksek nüfus artışına sahiptir. Acaba Kramer bu iki ülkeden korkmakta mıdır? Neden sadece Arap çocuklarını tehlike olarak işaret etmektedir?

Eğer nüfus artışı bağımsız bir değişken olarak terörizme kayışı açıklayan bir şey olsaydı, nüfusu hızla artan İsrail'deki ultra-ortodoks veya Haredi Yahudi toplumu çok endişe verici olurdu. Ama onlar İsrail ordusuna hizmet etmeyi reddetmekteler, bu yüzden İsrail toplumunun en az şiddet yanlısı kısmını oluşturmaktalar (yine de arada sırada Filistinlilere yönelik Haredi saldırıları olmaktadır).

Kramer, 21. yüzyılın Madison Grant'ı olarak, bu savlarının tehlikeli bir araç olduğunu ve bu tezleri kendisinden daha nahoş insanların Araplardan başka gruplara da yöneltebileceğini görecektir.

Juan Cole, 26 Şubat 2010, JuanCole.com

İvme Çeviri Grubu

Kaynak: http://www.alternet.org/story/145831/

Juan Cole Michigan Üniversitesinde tarih profesörü olup, Informed Comment isminde gözde bir blogu vardır.

© 2010 JuanCole.com Tüm hakları saklıdır. İngilizce aslı için: http://www.alternet.org/story/145831/

Kaynakça:

[Brown, 1987] Barbara B. Brown, "Facing the 'Black Peril': The Politics of Population Control in South Africa," Journal of Southern African Studies, Vol. 13, No. 2(Jan., 1987), pp. 256-273, this quote pp. 263-64.