İçeriğe Atla

Halkı nasıl kapatacaksınız?

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF
Radikal gazetesi internet sitesinde dolaşırken, yeni bir başlık geldi. ‘’İstanbul'da Cendere deresi taştı, bildik görüntüler yaşandı.’’ Sadece başlığı okudum içeriğe hiç bakmadım.  Zaten başlık herşeyi anlatıyor. Yağmurlar yağdığında bu tür görüntüler, su basmaları, evde mahzur kalanlar, ölenler hep oluyor devletimiz hiçbir ders, hiçbir önlem almazken yeni yağmurları bekliyor. Ölen, yaralanan boğulan olursa başsağlığı dileklerini iletiyorlar. Bursa maden ocağında olduğu gibi, bakan canlı yayında ben gitmeyeceğim burada bekleyeceğim diyor. Önlem alınmamış, olan olmuş insanlarımız ölmüş ama bakan bekliyor. Avrupa’da yağmurdan nasibini aldı. 20 kadar arabayı barındıran kapalı garajımızdan önce sular damlamaya, daha sonra da ince ince akmaya başladı. Ustasını çağırdık. Bütün bir garajın üstünün açılması gözden geçirilmesini istedi ve bizim tahminimizin çok üstünde bir onarım teklifi verdi. Biz sadece akan yeri tamir edin ucuz olur dedik. Kalıcı bir çözüm olmaz, orayı kapatsak bile su akacak kendine başka bir yol bulur sorun kökten çözülmeli dedi.
 
Vay be, Avrupalı kafa suyun akışına bile kökten çözüm istiyor, biz 80 yıldır milyonların yaşamını ilgilendiren cunta anayasalarını değiştiremiyoruz. Sorunu hep darbe yaparak çözüyor, darbe sonrası rahat, hazırol, esas duruş anlayışı ile anayasa yazıyor üç adam çağırıp üç parti kurduruyoruz. Sen solda sen sağda sen de ortada duracaksın ama top hep bende olacak izin verdiklerimi yapacak izin vermediğim zaman susacaksın. İşte bu anayasa DTP’yi kapatmış, ne diyelim Türkiye’nin gidişinde bildik görüntüler olmuş. TC kurulduğundan bugüne 61 parti kapatılmış, yani ülke bir parti mezarlığı. Sadece 12 Eylül cuntası 18 parti kapatmış. Cumhuriyetin ilk yıllarında partiler normal mahkemeler, sıkıyönetim komutanlarınca kapatılabilmiş. Anayasa mahkemesi bugüne kadar 25 parti kapatmış. Parti kapatmakla neyi çözüyorsunuz diye sorsanız verecekleri mantıklı bir yanıt yoktur zaten hiçbir şeyi de çözememişler. Ama bütün bunlar gösteriyor ki Türkiye’de açılım, saçılım demokratikleşme gibi laflar içleri boşaltılmış bir yalan. Türkiye egemenlerinin Osmanlı anlayışı yüz yılda geçse değişmemiş. Halkın bir sürü olarak görüldüğü rejimde asker sivil bürokrasi gücünü göstererek rejimi tescillemiştir.
 
CHP ve MHP’nin her sorulana istemeyüz politikası ne yazılmaya nede eleştirmeye değer bu partilerin henüz akılları kirada düşünceleri tatilde. AKP burada kuruluşundan beri en büyük hatasını yapmıştır. Bir şark kurnazlığı ile DTP’nin kapanış senaryosunu izlemiş ve kapanıştan sonra da zoraki timsah gözyaşları damlatmaya başlamış.  Anayasa mahkemesi üyeleri birer devlet memuru, böyle bir siyasi kararın yükünü 11 kişiye yüklemek insafsızlık. Bütün bir kapanış sürecinde anti demokratik yasalar için kılını bile kıpırdatmayan AKP açılım konusundaki safsatalarını sıfırın altına düşürmüştür. AKP bu süreçte demokratik yalanları ile halka değil egemen güçlere tapındığını isbat etmiştir. Yoksulun, işsizin, Kürt ve Türk emekçilerinin geleceğini bir kere daha din ve milliyet sömürüsü ile yok etmiştir. Şimdi AKP iyi düşünmelidir, meclise bile anlatamadığı açılımı dağdan indirmek istediklerine, partisi kapatılan 3 milyona yakın Kürt seçmene nasıl anlatacak.
 
Batıda özgürlükler devletin gücünü artırarak değil, devletin gücünü sınırlayarak gelmiştir. Batı burjuva devrimini yapıp ortaçağa son verirken devletin keyfiliğine direnmiş, feodal aristokrasiyi dize getirmiş, kilise ve dinin toplum içindeki etkinliğini yok ederek bilimi tek referans almış. Türkiye’de olanlara bakınca gelişmeler tam tersine yüz yılda geçse demokrasimiz bir arpa boyu yol alamamış. Bütün bu olanlar Türk ve Kürtler adına umutlananlara bir kere daha gösteriyor ki, sorunu yaratanlar, yarattıkları sorunu çözemezler.  ABD emperyalizm pojeleriyle AKP nin siyasal programı tamamıyla örtüşmektedir. Zenginlikleri halkların kanları üzerine kurulmuş Emperyalistlerin ezilen halklara verebileceği demokrasi değil sadece zulumdür.  Bir devlet projesi olan demokrasicilik oyunu DTP nin kapatılması ile biterken AKP’de büründüğü kuzu postundan çıkmak zorunda kalmıştır. Bakmayın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın açılım kararlılıkla sürecek provokasyon peşinde olan zihniyetleri çok iyi biliyoruz demesine. Siz provokasyonu kendi kendinize yapıyorsunuz. Tıpkı  Nietzsche misali ‘’Uçmak istiyorsanız eğer, uçmaya uçmakla başlayamazsınız siz önce yürümesini öğrenmek zorundasınız. Açılmak istiyorsanız, açılıma kapanarak başlayamazsınız.
 
Her düşünce kaynağını yaşamdan alır ve onu algılayabildiği ölçüde yorumlar. Eğer bir halk size biz kürdüz, bizi inkar etmeyin, biz kendi kimliğimizi taşımak,  dilimizi konuşmak, kendi dilimizle eğitim almak kültürümüzü öğrenmek, baskı ve eziyet görmeden insanca yaşamak, Türk kardeşlerimizle eşit şartlarda olmak istiyoruz diyorsa;  ve bunu 85 yıldır ısrarla tekrarlıyorsa ve Türk kardeşleri bu istekleri 85 yıldır ısrarla silahla, kanla, işkencelerle, katliamlarla, faili meçhullerle, zindanlarla, idamlarla bastırıyorsa hadi  söyleyiverin çatışmayı yaratan olgu burada nedir ? Baykal ve Bahçeli şöyle şakadan Rusya’da Türk olarak yaşıyor olsalar. Birgün Ruslar dese ki bu topraklarda yaşayan herkes Rusdur, çocuğuna verdiğin Ayşe ismini Nataşa olarak değiştireceksin, Türkçe konuşmak yasak, Televizyon’da sadece Rusca yayın yapılsa, çocuklar okulda zorunlu ortadoks dini öğrense acaba tavırları ne olurdu? İşte böyle 85 yılı inkar asimilasyon ve şiddetle geçirip soruna kalıcı bir çözüm bulamazsanız sorun ihaleye çıkar. Kürt sorunu bu anlayışla ihale olmuştur. Kürt sorunu artık bir Orta-Doğu, bir Avrupa, bir Dünya, bir insanlık sorunudur çözmeden bir adım yol alamazsınız.
 
Mustafa Tokdede