Başbakan Çorum’da konuşuyor: “Bu anayasal değişikliğe eğer siz 'evet'lerinizle katılmazsanız, bilesiniz ki yarın huzurumuza geldiğinizde biz de sessiz kalırız… Burada bitaraf olanlar yarın bertaraf olurlar. Çünkü bu ideolojik bir yaklaşımdır.” Ardından bir iftar yemeğinde sürdürmüş: “Bu ülkeyi biz sermayenin hegemonyasına terk etmeyeceğiz.”
AKP iktidarı öncesinde geleneksel sermayenin egemenliğinden yakınan, sömürü pastasından aldıkları payın giderek küçülmesiyle yaşadıkları ‘mağduriyeti’ İslam ideolojisine yaslanarak ifade eden MÜSİAD’çılar, AKP iktidarı döneminde şaşırtıcı bir hızla palazlanmış ve TÜSİAD’çı geleneksel sermayenin 80 yıllık egemenliğini sarsmaya başlamıştır. Denilebilir ki, artık mağduriyet edebiyatı yapan MÜSİAD’çılar değil, TÜSİAD’çılardır!..
Türkiye herkes için korkunç sonuçlar doğuracak bir iç savaşa doğru sürüklenirken, belki, bütün bu gidişe ilişkin üstyapıyı üstyapıyla açıklama tuzağına düşmeyen bir yöntem ve buna bağlı kimi gözlemler yaralı olabilir.
Niyeti ifşa eden ifadeler için kullandığımız bir atasözü vardır; “dervişin fikri neyse zikri de odur” diye. Gerçekten de dil nötr değildir; duygu ve düşüncelerimizin aracı olan sözcükler aynı zamanda anlam dünyamızı da imlerler. Sözcük dizinlerinin analizine dayanan anlam okuması günümüzde artık ayrı bir uzmanlık alanı haline geldi. ‘Söylem analizi’ denen yöntemle edebi, siyasi vb metinler incelenip, arkadaki fikirler deşifre edilebiliyor.
Üniversitelerde bir dönüşüm yaşanıyor. Performans değerlendirme, eğitim ve araştırmanın, diploma ve derslerin ortak ölçülere göre sertifikalandırılması, Avrupa Yüksek Öğretim Alanı’nın bir parçası olma, “toplam kalite sistemi”nin eğitimde ve bilimsel araştırmalarda da yaşama geçirilmesi, piyasa ve sanayi ile sıkı işbirliği gibi başlıklar altında hayata geçirilen planlı düzenlemeler olarak görünüyorlar.