Enerji Nedir?

Enerji, genelde “iş yapabilme yeteneği” olarak tanımlanır. Yapılan, üretilen, değiştirilen her şeyde ve her türlü eylemin, hareketin oluşumunda enerji vardır. Nefes alışımız, uyumamız, düşünmemiz, ısınmamız, aydınlanmamız, ulaşımımız, endüstriyel üretimimiz, kısacası tüm yaşamsal faaliyetlerimizde enerji kullanılır. Enerjinin insanlar ve yaşam için bu kadar önemli oluşu, fizikten sosyolojiye, politikadan çevre bilimine, ekonomiden sağlığa kadar birçok alanın önemli bir parametresi olmasını beraberinde getirir.


 Enerjinin bir çok biçimi vardır ve enerji bu biçimler arasında dönüşüme uğrayabilir, bu onun en önemli özelliklerinden biridir. Ses, ısı, ışık, elektrik, kimyasal, nükleer, biyoenerji gibi biçimler kendi aralarında dönüşebilir. Örneğin ampulü yaktığımızda elektriğin bir kısmı ışık enerjisine çevrilirken, bir kısmı da ısı enerjisine dönüşür. Bütün bu biçimler arasında elektrik gibi diğerlerine göre daha verimli, daha yararlı ve enerji dönüşümünde daha az kayba uğrayanlara yüksek nitelikli enerjiler denir.


  Enerji kaynakları kendi aralarında sınışandırılırken birçok yönden ele alınabilir.


  *Kaynağından çıkar çıkmaz tüketilip tüketilememesine göre: Çıkışında doğrudan kullanılabilen enerji kaynaklarına birincil kaynaklar (kömür, petrol, doğalgaz), bunların dönüşümüyle oluşan enerji kaynaklarına ikincil kaynaklar (elektrik, kok gibi) denir.


  *Oluşumlarına göre: Canlıların yer altında kalıp tabakalaşmasıyla oluşan enerji kaynaklarına fosil yakıt kaynakları; teknolojik gelişmeler ışığında oluşturulan nükleer gibi enerji kaynaklarına yeni enerji kaynakları; güneş, rüzgar, dalga gibi sürekli olan enerji kaynaklarına ise yenilenebilir enerji kaynakları denir.


  İlk insanlar da üretebilmek ve yaşamlarını devam ettirebilmek için enerji kaynaklarını kullanıyorlardı. Beslenme, ısınma, aydınlanma gibi temel ihtiyaçlarını güneşten sağlayan ilk insanlar ateş yakmayı başarabildikten sonra, bazı gereksinimlerini odundan sağlamışlardır. Uygarlığın gelişimiyle beraber birçok enerji kaynağının kullanımında artış olmuştur. Bundan yaklaşık 5500 yıl önce, Mısırlıların rüzgâr gücüyle hareket eden sallar kullandığı bilinmektedir. MÖ 500'lü yıllarda Yunanlılar, güneşin geliş açısına dayanarak inşa edilen, hem ışığından hem de ısısından verimli yararlanmayı sağlayan “pasif güneş evleri” yapıyorlardı.Romalıların jeotermal kaynak sularıyla ısınan banyoları, Acemlerin rüzgar enerjisini kullanarak tahıl öğüten yel değirmenleri bulunuyordu. Yine de odun, çok uzun bir süre enerjinin başlıca kaynağı olarak kalmıştır. Fosil yakıtın kullanılmaya başlanması kentleşmenin, sanayileşmenin artması sonucu olmuştur. Sanayi Devrimi sırasında kullanılmakta olan makinelerin çoğu kömürle çalışıyordu. Petrolün geniş kullanımı ise 20. yüzyıl ortalarında, otomobil motoru ile olmuştur. Günümüzde bir çok alanda kullanılan elektrik, bilim adamlarınca 1800'lü yıllarda anlaşılmaya başlanmıştır. Nükleer ile ilgili çalışmalar 1895'de X ışınlarının bulunması ile başlar ve 20. yüzyılın başında Albert Einstein'ın geliştirdiği kütle ile enerji arasındaki bağıntıyı veren teori (E=mC2) ile hızlanır.


  Ve Güç


İnsanlık için bu kadar önemli olan enerji, ülkeler için de vazgeçilmez bir koz, gelişimlerini, endüstrileşmelerini hızlandıran bir güç olmuştur elbette. Kapitalizmin, insanı, dünyayı ve çevreyi hiçe sayan doğası, bu gücü silaha ve savaşa çevirmiştir. Kapitalist ülkeler doğal kaynaklara sahip olmak için diğer ülkeleri sömürgeleştirmiş, onlara saldırmış, dünyayı; paylaşım ve egemenlik savaşlarına mahkum etmiştir. Emperyalizmin gözü dönmüş-çesine istediği petrolün ve enerji kaynaklarının çokça bulunduğu ülkeler bu savaşların merkezi olmuştur. I. ve II. Paylaşım Savaşları'ndan alınan derslerle, silahların ve askeri müdahalelerin yetmediği yerlerde, politik, ekonomik, sosyal kuvvetler ve yerli işbirlikçilerin yardımlarıyla sömürü devam etmiştir. Emperyalizm ortadan kalkmadığı sürece de enerji, bu paylaşım mücadelesinin temel konularından biri olmayı sürdürecektir.