DİH, DMH: Bize Hayat Pahalı Ölüm Çok Ucuz

Devrimci Memur Hareketi ve Devrimci İşçi Hareketi yayınladıkları basın açıklamalarında ortak görüş; Bize hayat pahalı, ölüm çok ucuz...

"3 İŞÇİ DAHA ÖLDÜRÜLDÜ!
Bize Hayat Pahalı Ölüm Çok Ucuz

Tuzla tersanelerinde 11 Ağustos günü 3 işçi daha öldü. 11 Ağustos 2008 Pazartesi günü saat 15.40 civarında, yapılan bir filika testinde, filikaya ağırlık olarak kum torbası yerine 19 işçi bindirilmesi ve filikanın suya bırakılırken halatın kopmasıyla üç işçi öldü. Biri ağır olmak üzere diğer 16 işçi yaralı olarak sudan çıkartıldı.

Ölen işçilerin adlarının Emrah Varoğlu, Ramazan Ergün ve Ramazan Çetinkaya olduğu öğrenildi.

Bir kez daha ölen biz olduk. İş “kazalarında”, yangınlarda, depremlerde, yıkımlarda, trafik kazalarında, açlıklarda… ölen biziz yine.

AKP'si CHP'siyle tüm düzen partileri, burjuva medyası, etkili ve yetkili ağızlar timsah gözyaşları döküyorlar yine. Bizim adımıza YETER ARTIK! Diyorlar. Komisyonlar kurup olayı soruşturmaya başladıklarını söylüyorlar.

Yalan! Neyi, kimi soruşturacaklar? Kendilerini mi? Kendi suçlarını mı soruşturacaklar?

Soruşturamazlar, cezasını veremezler. Yine bizi suçlu çıkarırlar. Ve unutturup giderler. Yaşayacak ve göreceğiz bir kez daha bu gerçeği. Bakın bundan önceki yüzlerce ölüme. Ne oldu? Neden öldü bu işçiler, sorumluları kimdi? Cezası ne oldu? Bir daha yaşanmaması için hangi önlemler alındı? Hiçbiri cevaplanmadı bu soruların. Hepsi unutturuldu, bir dahaki ölüme kadar…

Bunlar değil miydi “ölümler büyük değil” diyen.

Bizi katleden bu düzendir. Bu düzenin kar hırsıdır. Çıkarcı, bencil, insan hayatını hiçe sayan, daha fazla kar için hayatlarımızı, vatanımızı satan bu düzenin sahipleri, savunucularıdır bizi katleden.

Yaşamak pahalıdır bize. Ölüm çok ucuz.

Bir kum torbası kadar dahi değerimiz yoktur bizim. Bunun için kobay olarak kullanırlar bizi. Reddedersek işimizi elimizden almakla tehdit ederler. Bize sunulan tercih ya kobay olarak ölmek ya da işsiz aç kalarak ölmektir. Bize başka tercih sunmazlar.

Tercihi yaratan biz olmalıyız. Ve vardır başka bir tercihimiz: BİRLEŞMEK, ÖRGÜTLENMEK, DİRENMEK!

Bizi bu kadar kolay öldürüyorlarsa, bizi açlıkla, işsizlikle terbiye etmeye çalışıyorlarsa bu örgütsüz, dağınık olduğumuzdandır.

Tersanelerde çalışan onbinlerce işçiyiz. Tersane patronları gücümüzü çok iyi bildiklerinden bizi birbirimizden ayırmış. Örgütlenmememiz için korkutmuş. İşten atmakla, gözaltına aldırmakla tehdit etmiş. Bir kısmının ağzına bir parmak bal çalarak ucuza satın almış.

Örgütlenmek, hakkımız için direnmek için elbette bedel ödemek gerekir. İşten atacaklar, gözaltına alacaklar, işkence edecekler. Oysa bu bedeli ödüyoruz işte: hayatlarımızla ödüyoruz. Her gün birimiz ölerek ödüyoruz.

Öyleyse bu bedeli kendi tercihimizle ödeyelim. Ve ödetelim hayatlarımızı, aşımızı, geleceğimizi çalanlara.

* İşyerlerinde can güvenliği sağlanmalıdır;

* İşçilerin ölümlerinden sorumlu olan patronlar ve AKP hükümeti hakkında dava açılmalıdır. Sorumlular cezalandırılmalıdır;

* Taşeronlaşmaya sigortasız işçi çalıştırmaya kayıtdışılığa son verilmelidir;

* Gemiciliğin gerektirdiği teknik donanım sağlanmalı, işçilere yangın, patlama, zehirlenme olaylarına karşı koruyucu malzemeler verilmelidir;

* Tüm bunların sağlanması için iş yerleri işçilerin örgütlülüklerinin denetimine açılmalıdır.

TÜM İŞÇİLERE CAN GÜVENLİĞİ!
TUZLA'DA İŞÇİ KATLİAMLARINA SON!
TERSANELERDE KATLİAMLARIN SORUMLULARI YARGILANSIN!
İŞÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!

DEVRİMCİ İŞÇİ HAREKETİ

TOPLU GÖRÜŞME DEĞİL TOPLU SÖZLEŞME

Hükümetle memur sendikaları arasında, memur maaş zamları ve sosyal hakların ele alınacağı ve yaklaşık 2 milyonu aşkın kamu emekçisini ilgilendiren görüşmeler, 15 Ağustos'ta başladı. Toplu görüşmelerin yedincisi yapılıyor. Görüşmelerde hükümetle, memur sendikalarından KESK, Memur-Sen ve Kamu-Sen bulunuyor.

Devrimci Memur Hareketi olarak, toplu görüşmeler için haklı olarak “oyun” diyoruz. Çünkü grev yasağıyla “hak arama hakları ellerinden alınmış” memurların görüşme masasına çağrılması oyundan başka birşey değildir. Çünkü hükümet memura ne vereceğini söylemeden önce IMF yetkilileri memura ne verilip ne verilmeyeceğini hükümete dikte etmiş durumdadır. Çünkü hükümet emekçiler aleyhine yasaları birer birer meclisten geçirerek memurlar için ne düşündüğünü belirsizliğe yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuş durumdadır. Dolayısıyla bu durumda yapılan toplu görüşmelerin hiçbir hükmü bulunmuyor.

Bugün emekçilerin karşısında gelmiş geçmiş en halk düşmanı ve emperyalizm işbirlikçisi AKP hükümeti bulunuyor. AKP hükümeti bu görüşmelerde de yine emekçilerden fedakarlık isteyecek. Dahası ellerindeki hakları da isteyecek. AKP'nin emekçilere verebileceği hiçbirşey yoktur. Bakın önceki altı toplu görüşme sürecine: Ücretler budandı, sosyal haklar kısıtlandı, çalışma koşulları daha da kötüleşti, emekçilere yönelik saldırılar arttı. İşsizlik, yoksulluk daha da büyüdü. İkibin YTL'yi geçen yoksulluk sınırında kamu emekçilerinin büyük çoğunluğu açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edildi. Yine, Türkiye kamu emekçisine milli gelirden en az pay ayıran ülke durumundadır. 2006 yılı rakamlarıyla kamu emekçilerinin milli gelirden aldığı pay oranı Avrupa'da ortalama yüzde 10.6 iken bu oran Türkiye'de yüzde 6'lar civarındadır.

Emekçiler boş beklentilere kapılmadan, sendikalar emekçileri boş beklentilere sürüklemeden hareket etmelidirler.

Memur-Sen ve Kamu-Sen, keskin söylemlerine, uzlaşmayacakları görüntüsü yaratmaya çalışmalarına karşın, önceki toplu görüşmelerde yaptıkları gibi oyunun figüranı olup bu oyunu meşrulaştırmanın aracı olacaklardır.

Fakat devrimci memurlar için bundan önemlisi, kamu emekçilerinin temsilcisi KESK'in bu görüşme sürecinde ne yapacağıdır!

KESK sürecin başında görüşmelere katılıp taleplerini bildireceğini, görüşmelerde yeralıp almamasının hükümetin tavrına göre şekillendireceğini açıkladı. KESK hükümet temsilcisiyle ilk görüşmenin ardından ise, basına yaptığı açıklamada kamu emekçilerinin taleplerini sıraladı. Açıklamada, KESK'in öncelikli talep olarak “grevli toplu sözleşmeli sendika hakkının” kabul edilmesini, kamu emekçilerinin mali ve sosyal haklarının görüşülüp emekçiler lehine düzeltilmesini, çalışma koşullarındaki olumsuzlukların giderilmesini, sözleşmeli uygulamasına son verilmesini istediği belirtildi.

Öncelikle sorun görüşmelerde bulunup bulunmama sorunu değildir. Sorun tüm dayatma ve demogojilere rağmen hükümetten ne talep edileceği ve bu taleplerin gerçekleştirilmesi için ne yapılacağıdır. Devlet güdümlü Memur-Sen ve Kamu-Sen'le KESK'in farkı da bu noktada yansıyacaktır.

Devrimci memurlar devlet güdümlü Memur-Sen ve Kamu-Sen'i teşhir ederken KESK'i de zorlayacaklardır. Memurların önündeki her sorunda olduğu gibi süreç göstermelik, günü kurtarma anlayışıyla geçiştirilemez. KESK pek çok defa ortaya koyduğu taleplerinin arkasında durmalıdır. O halde yapılması gereken açıktır: Haklar bugüne kadar fiili-meşru mücadeleyle, sokakta kazanıldı. Bu durum bugün her zamankiden daha zorunlu ve açıktır. KESK'i ileriye taşıyacak, kamu emekçilerinin gerçek temsilcisi sıfatını kazandıracak olan da bu mücadeleci çizgidir.

DEVRİMCİ MEMUR HAREKETİ"