Devrimcilere Saldırıldı
- TMMOB |
- İMO |
- MMO |
- Faşizm |
- JMO |
- Düzen |
- Politeknik |
- Halkevleri |
- Küçük Burjuvazi |
- Genç İMO |
- Küçük Kurul |
- Devrimci demokrat |
- Statükoculuk |
- Çağdaş Mühendisler |
- TMMOB Danışma Kurulu
İMO Ankara Şubesi Küçük Kurulu'nda
Devrimcilere Saldırıldı
STATÜKOCULUK, devrimcilere saldırıyor...
Devrimcilere karşı değil, faşizme karşı sarılın bıçaklara ve sopalara!
Statülerinizin değil, ODALARI devrimcileştirmenin kavgasını verin!
• Odalara yerleşmiş statükoculuk ve reformizm, devrimci muhalefete karşı adeta seferberlik ilan etti.
• Gerçeği ters yüz eden bilgilendirmelerle yapılan açıklamaları, yarın o odalar savunamayacaktır.
• Gerçek tüm tekkelerden, devrimcilik tüm statükolardan güçlüdür!
Küçük-burjuvazinin en tahammülsüz olduğu şey, statülerinin sarsılmasıdır. Statülerine yönelik bir tehdit veya tehlike sezdiği anda, tahammülsüzleşir, hırçınlaşır, saldırganlaşır. İlerici, demokrat bir kimliğe sahip olması, küçük-burjuvazinin bu özelliğini tümden ortadan kaldırmaz. Öyle olur ki, küçük-burjuvazi, bazen başka hiçbir şey için göstermediği militanlıkta bir direniş sergiler statüleri için.
İşte odalarda bugünlerde böyle bir "militanlık"la karşı karşıyayız. O militanlık, devrimcilere karşı sopalara sarılıp bıçak çekmiş durumda.
Ama devrimciler bunun karşılığında ne sopalara sarılacaklar, ne bıçak çekecekler. İşte devrimcileri Odalar'dan tasfiye etmeye çalışanlara karşı en güçlü silahımızla cevap veriyoruz: Haklılığımızla, devrimciliğimizle, devrimci ideolojimizle.
3 ve 11 Haziran'da İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Ankara Şubesi Küçük Kurulu'nda, kurul üyeleri arasında "çatışma!" çıktığı yansıdı halka. Sorun üzerine Odalar tarafından yaygın biçimde açıklamalar yapılırken, burjuvazinin basın yayın organları da "çatışma"yı kullanmaktan geri kalmadı.
Ne oldu?
Önce kısaca bunu özetleyelim:
3 Haziran'da yapılmak istenen İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Ankara Şubesi Küçük Kurulu'nda söz alan İVME Dergisi Yayın Kurulu üyesi, devrimci, demokrat, yurtsever mühendislere hakaret edilemeyeceğini açıklarken, bu açıklamaya tahammül edemeyen İMO merkez ve Ankara Şb. yöneticileri, sözlü saldırı başlatmalarıyla Küçük Kurul'da kavga çıktı.
Saldırgan İMO yöneticileri, güvenlikten sağladıkları sopalarla devrimci, demokrat, yurtsever mühendisleri darp etmek istediler. Bu saldırı karşısında, devrimci, demokrat, yurtsever mühendisler kendilerini korumak zorunda kaldılar ve saldırganları geri püskürttüler.
3 Haziran'da yapılamayan Küçük Kurul, 11 Haziran'da devrimci mühendislerden habersiz yapılmak istendi.
İMO Ankara Şubesi yönetimi İvme Dergisi üyelerine, öğrencilere ve bazı başka muhaliflere haber vermeyerek gizli bir Küçük Kurul toplamak istemişti. Ancak İvme Dergisi, muhalif olan herkesin İMO'dan tasfiyesini amaçlayan bu anti-demokratik girişimi kabul etmeyeceğini ve toplantıya katılacağını duyurarak bu oyunu bozdu.
Fakat o gün, orada onlar bir güruh bekliyordu. Bazılarının elinde bıçak olan ve Küçük Kurul üyesi olmayanların çoğunluğunu oluşturduğu 100 kişilik grup, Küçük Kurul üyesi İvme üyeleri ve Genç İMO üyelerine saldırı düzenledi.
Bir haftadır TMMOB (Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği) ve İMO etkin yönetim anlayışının hedef göstermesinin sonucunda İMO Küçük Kurul üyesi İvme ve Genç İMO üyeleri bir linç girişimine maruz kaldılar. Sonrasını Artı İvme'nin açıklamasından aktaralım:
"Toplantı salonu girişinde TMMOB Başkanı'nın gözü önünde İMO yöneticileri, eli bıçaklı saldırgan grubu da arkalarına alarak, hiçbir hukuki ve meşru dayanağı olmadığı halde arkadaşlarımızı Küçük Kurul toplantısına almayacaklarını belirtmiş, ardından da Yayın Kurulu üyelerimize dönük sataşma ve kışkırtmalarda bulunmuşlardır. Daha sonra mühendis-mimar olmayanların çoğunluğunu oluşturduğu grup, arkadaşlarımızın etrafını sararak saldırmıştır. Bu saldırı sonucunda arkadaşlarımız çeşitli yerlerinden yaralanmışlardır.
Saldırının ardından da POLİS DESTEĞİYE devrimci mühendislerin, öğrencilerin Küçük Kurul'a katılması engellendi.
TMMOB tarihinde ilk kez, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı'nın da katıldığı bir toplantı, devrimci demokrat üyeleri engelleyen bir polis barikatı arkasında gerçekleştirilmiştir.
Polis şemsiyesi altında yapılan bu toplantıda bir utanca daha imza atılarak, +İvme Dergisi üye ve okurlarının Çağdaş Mühendisler grubundan çıkarılması için karar(!) alınmıştır.
Polis kuşatması sayesinde alınan bu karar, elbette meşru değildir, demokratik bir kitle örgütü adına utanç vericidir ve bu kararı alanlar, tarih karşısında bu kararlarını savunamayacaklardır. Bu kesindir.
Sorun nedir?
Mimar Mühendis odaları, yıllardır reformizmin, CHP'li sosyal demokratların etkisi altında dinamizmlerini kaybetmiş, büyük ölçüde düzen solculuğunun beslendiği kaynak haline gelmişlerdir.
Devrimci, demokrat mühendisler, bu statükoyu eleştirmekte, düzenin mimar, mühendisleri kendi çarkları içine çekmesinin bir aracı olarak oligarşi tarafından gündeme getirilen "yetkin mühendislik" anlayışına karşı güçlü bir karşı çıkış örgütlemektedirler. Mevcut yönetimler, bunun karşısında ideolojik bir mücadeleyle değil, tasfiyecilikle, burjuva siyasetin yöntemleriyle ve saldırganlıklarıyla çıkmaktadırlar. Korkuları statülerinin bozulması ve "Devrimci Bir TMMOB Yaratılması" mücadelesidir.
Başka bir deyişle, sorun, reformizmin ideolojik olarak devrimcilerin karşısında duramayıp, başka yollara sapmasıdır. Çok açık ki, devrimci mimar, mühendisler, bugün sayısal anlamda çok güçlü değillerdir; ama haklıdırlar, ideoljik olarak güçlüdürler. Küçük burjuvazi işte bu noktada sorunu "kavgaya" taşıyan taraftır.
Bu korku, yazımızın en başta işaret edildiği gibi, küçük-burjuvaziyi saldırganlaştırmaktadır. Nitekim, 3 ve 11 Haziran'daki saldırı ilk değildi.
1- İMO Ankara Şubesi yönetim kurulu yedek üyesi olan İvme Dergisi yayın kurulu üyesi iki mühendis, İvme Dergisi'nin Yetkin İnşaat Mühendisliği uygulamasına karşı sürdürdüğü mücadeleyi hazmedemeyen yönetim kurulu üyeleri tarafından tasfiye edilmek istendi. Normal olarak Yönetim Kurulu yedek üyeleriyle toplanan Şube yönetim kurulu, bir anda yedekler alınmadan toplantı yapma kararı verdi.
2- Genç İMO'nun üniversite öğrenci temsilcilerinin belirlenmesinde, İMO Ankara Şubesi yönetimi, öğrencilerin oylarıyla seçilen ODTÜ temsilcilerini değil, seçilemeyen kendi adamlarını atadılar. Öğrencilerin iradesini çiğneyen bu anti-demokratik tutum, öğrenci örgütlülüğü içinde +İvme Dergisi üyeleri ve okurlarının ağırlıklı olmasından kaynaklanıyordu.
3- Odalardaki devrimcilerden rahatsız olan aynı anlayış, 31 Ekim 2008'de Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nde Sekreter Yardımcısı olarak görev yapan Alev Şahin'i, hiçbir gerekçe göstermeden görevden aldı. Üstelik Alev Şahin, bu saldırının öncesinde tutuklanmış ve tahliye olalı çok kısa bir süre olmuştu.
4- 14 Mart 2009'da Ankara'da gerçekleştirilen İnşaat Mühendisleri Odası 2. Öğrenci Üye Kurultayı'nda kararlarının çiğnenmesini bildiri dağıtarak teşhir eden öğrenci üyeler, İMO Genel Merkez ve Ankara Şubesi'nden bazı yöneticilerin önce sözlü, ardından fiziki saldırısına maruz kaldılar. Saldırgan yöneticiler öğrencilere ağza alınmayacak küfürler etmiş, onları Amerikan ajanlığıyla suçlamış, ardından tekme ve tokatlarla darp etmişlerdir.
1 Nisan 2009'da yapılan İMO Ankara Şb. Küçük Kurulu'nda +İvme yayın kurulu üyeleri ve Genç-İMO'lu öğrenciler saldırganların özür dilemelerini talep ettiler. Ancak saldırganlar orada değildi.
5- 4 Nisan 2009'daki TMMOB Danışma Kurulu'nda İvme üyeleri ve öğrenciler, kürsüde küfür ve dayak olayını gündeme getirerek özür talebini tekrarladılar. Talep kabul edilmedi. "Şiddet" karşıtları, nedense o gün sesini çıkarmadı.
6- İMO yöneticileri Mayıs ayında gerçekleştirilen İMO Ankara Şubesi Küçük Kurulu'nda hakaretlerini ve kabadayılıklarını sürdürerek, +İvme Dergisi okurlarına karşı "faşist, Aydınlıkçı" gibi sözlerle saldırdılar. Öğrencilerin örgüt içi demokratik işleyişin kurallarını hatırlatmasına rağmen, saldırganlar Küçük Kurul boyunca tacizlerini sürdürdüler.
Oda çalışanı İvme okurlarına istifa etmeleri için baskı yapılması, oda çalışanlarının "İvmeciler'e siz yüz veriyorsunuz sizi atarız" diye tehdit edilmeleri gibi, sıradan burjuva yöntemleri ise burada saymaya bile gerek duymuyoruz.
Ve, bütün bunların sonucunda saldırganlığın bıçak çekip, sopalara sarıldığı, polisin arkasına sığındığı 3 ve 11 Haziran'a gelindi.
Statükoculuk, saldırdı.
Saldırgan statükoculuk, saldırının hemen arkasından gerçekleri çarpıtarak, çiğ söylemlere başvurarak üste çıkmaya çalıştı.
Asıl saldırının kime ve nasıl yöneldiğini, bu ülkede yaşayan herkes bilir; gerçeğe saygılı olunmalıdır
Odalar, kelimenin mecazi değil, gerçek anlamıyla "bir düğmeye basılmış gibi!" açıklamalar yaptılar.
Oligarşinin sayısız saldırısı karşısında gösterilmeyen bu merkezilik ve refleks, ne yazık ki devrimcilere karşı gösterilmiştir.
Fakat buna rağmen, biz tüm odaların açıklamalarını ciddiye aldık, okuduk, sorunu gerçekten çözmeye dair bir tek cümle yazanların açıklamasına önem verdik ve veriyoruz.
Ama şunu belirtmeliyiz ki, kimse, bize, "çok önemli sorunlarla uğraşırken bir de bu sorunla uğraşmak zorunda kaldık" havasını atmasın. Herkes herkesin neyle uğraştığını, ne yapıp yapmadığını biliyor.
Açıklamaların bir çoğunda şöyle bir "ortak" cümle dikkat çekiyor; örnek olarak İnşaat Mühendisleri Odası açıklamasından aktarıyoruz:
"Demokrat mühendis, mimar ve şehir plancıları bir taraftan siyasi iktidarın açık ya da örtük saldırılarına direnirken, bir taraftan da demokrasi karşıtı zorbaların bu tür saldırılarına göğüs gerecektir."
Demek öyle!
Demek tüm saldırı size... Bir de kalkmış devrimciler saldırıyor!!!
Devam ediyorlar: "Özellikle AKP iktidarı dönenimde değiştirilen yasa ve yönetmeliklerle TMMOB ve bağlı Odaları köşeye sıkıştırılmak istenmekte... sistemli bir sindirme operasyonu sürdürülmektedir. Saldırının, böylesi bir döneme denk gelmiş olması üzüntü verici olduğu kadar da manidardır."
Neymiş o "manidar" olan, açıklayın da herkes bilsin!
Devrimciler, demokratlar, aydınlar, lafı öyle dolandırmazlar, açık açık söylerler. Açıklayın nedir "manidar" olan?
Siz o "manidar"la kastettiğinizi açıklayamaz ve kanıtlayamazsanız, o zaman sizin açıklamanızın kendisi şaibeli hale gelir.
Devrimciler, demokratlar, ortalığa şaibe yayacak sözler atmazlar. Bunu yapan yeterince yer var zaten.
Dahası, kimse "saldırı altındayız" diye anlatmasın bize. Elbette, AKP tüm muhalefete saldırıyor; ama herkesin bildiği, gördüğü gibi, saldırı ESAS OLARAK Odalar'a değil, devrimcileredir. İşkenceler, katletmeler, F Tipleri, tecrit, baskınlar, komplolar, devrimcileredir, Odalara değil.
Hele şu cümleye bakın:
"TMMOB Makina Mühendisleri Odası, Ankara'da ilerici kamuoyu Konur sokak ve çevresindeki faşist- polis işbirliği provokasyonlarıyla meşgulken kendini bilmez bir grubun tam bir apolitizm ile İMO toplantısını basarak sergilediği şiddeti nefretle kınamaktadır."
Kendini bilmezlik işte bu değil de nedir?
Biz çatışırken... diyerek aklı sıra, devrimcileri o noktadan sıkıştıracak. Siz çatışma nedir, bilir misiniz? Siz Kızılay'da, Beyazıt'ta, Gazi'de, Yenibosna'da, Nurtepe'de, Küçükarmutlu'da, kısacası, bu ülkenin onlarca yerinde o çatışmalarda onlarca şehit verenlere, çatışma üzerinden ne söyleyebilirsiniz?.. İnsan utanır biraz o cümleleri yazarken.
Elbette "demokratik" bir güç olarak iktidarı rahatsız etmektedir Odalar da. Ama bu düzeniçi haliyle herhangi bir iktidarın Odalar'ı asıl "tehlike" olarak görmediği ve görmeyeceği de açıktır. Enginler'i Odalar değil, devrimciler şehit veriyor. Sırtından kurşunlananlar, odaların üyesi değil devrimciler. Bir gecede, 100-120 kişiyi gözaltına alıp tutukladıkları komplolar, odalara değil, devrimcilere karşı düzenleniyor.
Bu yüzden, Odalar, açıklamalarında bu tür "tam saldırı altındayken..." diye cümleler kurmaktan vazgeçmelidirler.
Polis kuşatması sayesinde alınan bu karar, elbette meşru değildir, demokratik bir kitle örgütü adına utanç vericidir ve bu kararı alanlar, tarih karşısında bu kararlarını savunamayacaklardır. Bu kesindir.
DKÖ'ler "huzurevi" değildir; ideolojik, politik mücadele zeminidir:
İnşaat Mühendisleri Odası, yaptığı açıklamada diyor ki,
"Kendilerini Artı İvme olarak adlandıran grup... İMO' nun demokratik iç huzurunu bir süredir sistemli bir şekilde provoke etmeye çalışmıştır."
"Demokratik iç huzur" dedikleri nedir? Demokratik kitle örgütlerinde yeni bir kavram mı icat ediliyor? Bir DKÖ'de "iç huzur" demek, kimsenin hiçbir şeyi eleştirmemesidir. Yani statükolarına dokunulmamasıdır. "Demokratik iç huzur" dedikleri, statükolarıyla baş başa yaşamaktır.
Bir DKÖ'de "huzuru" sağlamak, tüm eleştirileri susturmak, her türlü muhalefeti yok etmektir. Ve biz bu "huzur" anlayışını iyi tanıyoruz, 12 Eylüller'den tanıyoruz.
Bu anlayışın bir devamı olarak açıklamalarda bir de şu vurgu var: "TMMOB üzerinden siyaset yapmayın."
Peki ne üzerinden siyaset yapılır? KESK üzerinden yapmayın, DİSK üzerinden yapmayın, dernekler üzerinden yapmayın, Öğrenci dernekleri üzerinden yapmayın, Aleviler üzerinden yapmayın, Kürtler üzerinden yapmayın, işçiler, memurlar, serbest meslek sahipleri üzerinden siyaset yapmayın. Peki siyaset nerede, nasıl yapılacak? Bu apolitikleştirmeyi savunan bir anlayıştır. Bu, sendikalardan odalara kadar tüm demokratik kitle örgütlerini "partiler üstü" hale getirmeye çalışan bir anlayıştır.
Yoksa kastedilen şu mudur; "TMMOB üzerinden..." sadece reformist, legal partilerle ilgili mi siyaset yapılabilir?
Bir merkezi kavram da devrimci mimar-mühendislerin sürekli olarak "dar grup çıkarları", "dar grup siyaseti", dar grupçu-faydacı hesaplar" kavramlarıyla suçlanmasıdır. Bu anlayışın gideceği yer ihbarcılıktır. Kendilerine siyaset hakkı tanıyıp, devrimcilere bu hakkı tanımayan, yıllardır "onlar örgüt" veya benzer söylemlerle propaganda yapanlar, devrime değil, emperyalizmin terör demagojisine hizmet ettiklerini artık anlamalıdırlar.
Reformizm, devrimcilere karşı böyle merkezi, dinamik ve militan bir refleks göstermekte birleşmiştir.
Ruh halleri ve düşünce yapıları, ne olursa olsun, devrimcilere karşı reformist yönetimleri ve statükoculuğu savunmaktır.
Bazı odalar adına yapılan açıklamalardaki "TMMOB'nin ve Odamızın alacağı her türlü girişimin arkasında olduğumuzu bildiririz" sözleri devrimci, demokrat bir dayanışmanın değil, statükoculuk dayanışmasının ifadesidir.
Eğer karşınızda düşman olsaydı, her türlü girişimin arkasında olmak, doğru bir tavır olurdu. Ama burada söz konusu olan sol, ilerici güçler arasında bir sorundur. Bu noktada, "TMMOB'nin her türlü girişiminin arkasındayız" demek, sorumlu bir açıklama değildir. Bu nasıl bir anlayıştır? Odalar bir tarikat mıdır?.. TMMOB, hiç yanlış yapmaz mı, Odanız hiç yanlış yapmaz mı?.. Bu nasıl bir demokratlık? Burjuva hukuku bile bir sorun olduğunda karşı tarafı dinlemeyi öngörür, karşı tarafı, karşı taraftaki devrimcileri dinlemeye gerek bile duymadan nasıl "ne yaparsanız yapın arkanızdayız" denilebilir? Bu demokratça ve adaletli değildir.
Odalar'da devrimcilere saldırı olurken susanlar, bugünün de sorumlusudurlar!
Jeoloji Mühendisleri Odası'nın açıklamasındaki bir noktanın üzerinde durmalıdır herkes. Diyor ki Jeoloji Mühendisleri:
"Bugün gelinen sürecin bütünü değerlendirildiğinde; 14 Mart'taki İMO Öğrenci Kurultayı'nda yaşananlar 4 Nisan 2009 tarihinde yapılan TMMOB Danışma Kurulu'nda dile getirilmiş olmasına rağmen açıklayıcı cevap verilmemiş, konu TMMOB ortamlarında tartışılmamış, biz dahil odalarca değerlendirilmeyerek eksik davranılmıştır. Sadece 3 Haziran tarihinde yaşanan olaya odaklı olarak TMMOB ve Odalarca sürecin değerlendirilmesi TMMOB içerisinde bir ötekileştirme anlamına gelecektir."
Bugüne kadar susup, son tartışmalarla ilgili olarak seferberlik halinde açıklamalar yapan tüm Odalar, burada açıkça ortaya konulan durumu sorgulamalıdırlar.
Bu saldırgan, tahammülsüz tavır ve politikalar üzerine defalarca açıklama yapıldı; neden dinlemediniz? Neden değerlendirmediniz? Neden bu sorun nedir, ne oluyor, nereden kaynaklanıyor diye sormadınız? Statüleriniz içinde rahattınız çünkü. Devrimcilere saldırılmış, devrimcilerin engellenmiş olması sizi ilgilendirmedi ve rahatsız etmedi. İşte bu noktada, bugün o açıklamaları yaparken, geçmişi sorgulamadan bugüne dair söz hakkınızın olamayacağını görmelisiniz.
Yıllardır bu tahammülsüzlüklerle, odalarda adeta saltanat kuran bu anlayışlarla mücadele veren ve bunu devrimci ilkelerle, kurallarla, demokratik mücadele gelenekleriyle yapanlara kimse demokrasi dersi veremez. Kimse de buna kalkışmasın. Kimse bize şiddet üzerine ahkam kesmesin.
Saldırı, seçilmiş öğrencilerin atamasının yapılmamasıdır. Saldırı, Yönetim Kurulu yedek üyelerinin burjuva ayak oyunlarıyla tasfiye edilmesidir. Saldırı, -14 Mart 2009'da olduğu gibi- İMO Genel Merkez ve Ankara Şubesi'nden bazı yöneticilerin öğrenci üyelere önce sözlü, ardından fiziki olarak saldırısıdır. Saldırı, söz hakkının yok edilmesidir.
Bütün bunlar olurken ve 14 Mart'taki saldırıda olduğu gibi, fiziken de şiddet kullanılırken, hiçbir odanın "şiddet karşıtlığı"na dair bir açıklaması duyulmadı.
Bugün açıklamalarında devrimcilere karşı fütursuzca, sorumsuzca ve üstelik öğrenmeden, araştırıp soruşturmadan "çirkin saldırı", "vahşi saldırı", "ilkellik" gibi kavramları kullananlar, yukarıdaki saldırıları "uygar" mı bulmuşlardır o zaman? Seçilmiş insanları tasfiye etmek, Odalarda eleştirenleri yönetim yetkisiyle, o da olmazsa fiilen saldırarak SUSTURMAK, çirkin değil, vahşi değil. Susturmak, vahşi değil, bunlara karşı mücadele çirkin, öyle mi?! İlkellik, demokratik bir şekilde seçimlere katılmak mı, seçim sonuçlarını uygulamamak mıdır?!
3 Haziran'daki kavganın gelişiminde ise, iradi bir yan yoktur; iradi bir saldırının ne düşüncesi, ne planı yoktur. İMO Küçük Kurulu'nda söz alan +İVME Dergisi yayın Kurulu üyesi, devrimci, demokrat, yurtsever mühendislere hakaret edilemeyeceğini ortaya koyarken, buna tahammül edemeyen İMO merkez ve Ankara Şb. yöneticilerinin sözlü saldırı başlatmalarıyla kavga çıkmıştır.
Bu kavga sırasında da Taner Yüzgeç, devrimci, demokrat, yurtsever mühendislerin ve öğrencilerin hedefi değildir. Ona yönelik doğrudan bir saldırı da yoktur. Araya girdiğinde darbeye maruz kalmıştır ve kimin vurduğu halen belli değildir.
Devrimci demokrat mühendisler, saldırmamış, saldırıya karşı kendilerini savunmuşlardır. Bu, devrimci demokrat mühendislere yönelik her türlü tasfiyenin, tahammülsüzlüğün ve fiziki saldırıların gerçekleştiği tüm süreç boyunca geçerli olmuştur. Devrimci demokrat mühendisler, fiziki saldırıya maruz kaldıklarında bile cevap vermediler, karşılığında kürsüden konuştular, bildirilerini dağıttılar. Son olayda da saldırıya karşı kendilerini savunmanın dışında bir tavır ve anlayışları söz konusu değildir.
Savaşılması gereken güçler bellidir!
Yıllardır militanca bir direniş ve çatışma içinde görmediğimiz, karşı-devrim güçlerine karşı bir tek kez sopalara, bıçaklara, taşlara sarıldıklarına tanık olmadığımız statükoculuk, iş kendi koltuklarını korumaya gelince, utanmadan devrimcilere karşı sopalara, bıçaklara sarılmıştır. Düzen içi statükolarını savunmak için "militanca" savaşa atılmıştır.
Yıllardır, militan tek bir eylem örgütlememiş, militan tek bir eyleme katılmamış düzen solcusu mühendisler, söz konusu "devrimci bir TMMOB" için mücadele eden devrimciler oldu mu, bıçaklarla, sopalarla saldırmaktan, siyaset yasağı uygulamaktan geri durmadılar. Keşke bu "militanlığı", odaların faaliyetlerinin karşılarına çıkan gericilere, faşistlere karşı gösterebilselerdi.
Mülkiyetçilik ve statükoculuk, İMO yönetiminin dilinde "... bu oda benim malım, istemezsem giremezsiniz" şekline bürünebilmektedir. Oysa oraları "mal" haline getirmek değil, devrimcileştirmek, anti-faşist, anti-emperyalist bir mevzi yapabilmektir önemli olan. Mimar, mühendis yüzbinlerce aydını, halkın mücadelesine seferber edebilmektir. Devrimci, demokrat, yurtsever mühendislerin amacı budur.
TMMOB, 25-28 Mayıs 2006'da Ankara'da 39'uncu dönem olağan genel kurulu yapmıştı. Bugüne uzayan kavganın ipuçları oradaydı.
Bir tercih yapıyordu reformizm:
"Bu gelişmelerden ilki; Devrimci demokrat mühendislerce sunulan, bu ülkenin en önemli sorunlarının başında gelen 122 ölümlü tecriti ifade eden önergenin reddedilmesiydi. Bir diğeri ise... TMMOB'un Avrupa Birliği'nden fonlanmasına kapı açan önergenin kabülüydü. Üçüncü gelişme ise; oligarşinin yoğun baskıları ile karşı karşıya bulunan gençlikle dayanışmanın reddedilmesi ve kurula katılıp söz almak isteyen gençlerin konuşma isteklerinin kaba bir biçimde engellenmesiydi." (Yürüyüş, 4 Haziran 2006, Sayı; 55)
Düzen içi politikalar ve statüler, böyle böyle pekişmektedir. 11 Haziran'da devrimcilere karşı eli bıçaklı ve sopalı güruhu saldırtanlar, bağımsızlığı modası geçmiş bir düşünce olarak gören, AB fonları ile beslenmeyi normal sayanlardır. Devrimcilere bıçak çekenler, hapishaneleri kendi sorunu olarak görmeyen, 122 şehide saygı duymayacak kadar değer yitimine uğrayanlardır. Tasfiyeci, zorba ve saldırgan anlayışlara karşı, devrimci-demokrat mühendislerin "devrimci TMMOB" yaratma mücadelesi sürecektir. Bıçak ve sopalarla devrimcileri düşüncelerinden ve hedeflerinden vazgeçiremeyeceklerini hatırlatmaya gerek yok sanırız.
ELİ SOPALI, BIÇAKLI SERSERİ GÜRUHU KİM GETİRDİ?
Küçük Kurul'u sopalarla basan eli bıçaklı, sopalı bir serseri güruh, devrimci, demokrat, yurtsever mühendislere saldırtılmıştır.
SORUYORUZ:
Eli bıçaklı, sopalı o serseri güruhunu KİM VEYA KİMLER GETİRDİ ORAYA?
Saldırının görüntüleri vardı; orada çeşitli sol gruplara mensup insanlar görülüyor, o gruplar, bu insanların o serseriler güruhunda yer alıp devrimcilere saldırmasını ONAYLIYORLAR MI?
İstiyor ve bekliyoruz ki, o güruhun içinde üyeleri, taraftarları yer alan gruplar ya bu saldırıya iradi olarak katıldıklarını açıklayacak ya da o insanlarını eleştirip, devrimcilere bu saldırının bir parçası olmanın özeleştirisini vereceklerdir.
Tüm Oda yönetimleri,
Bir odanın demokratik faaliyetlerine eli bıçaklı, sopalı serseri güruhunu getirenleri açığa çıkarmakla yükümlüdür. En başta TMMOB yönetimi olmak üzere, bu herkesin görevidir.
Bu mafyavari yönteme kimin başvurduğu açığa çıkarılmalı, böyle bir yöntemin meşru görülmeyeceği açıklanmalıdır.
Değilse, Odalar'ın faaliyetleri "kimin gücü kime yeterse" anlayışı üzerinden gelişecektir ve bunun sorumlusu da bu saldırıya ortak olanlar, sessiz kalanlar olacaktır.
***
YETKİN MÜHENDİSLİK NEDİR?
Yetkin veya profesyonel mühendislik, üniversitelerden mezun olduktan sonra bilgi birikiminin ölçülmesine bağlı bir belgelendirme sistemidir. Yani mühendislik unvanının verilmesi, üniversitelerin elinden alınır ve sistem tarafından oluşturulmuş farklı kurumlara devredilir. Çeşitli ülkelerde farklı uygulamaları bulunmaktadır. Örneğin ABD'de profesyonel mühendis olabilmek için üniversiteden mezun olduktan sonra bir profesyonel mühendisin emrinde stajyer olarak dört yıl boyunca çalışmak gereklidir. Bu dört yıldan sonra dört ayrı profesyonel mühendisten tavsiye mektupları alınmalı ve profesyonel mühendislik kurumlarına başvurmak gereklidir. Bu kurumlar açtığı sınavlara girip başarılı olunursa 3 yıllığına profesyonel mühendislik unvanına sahip olunmaktadır. Bu unvan, dünyayı yöneten sermayenin belirlediği standartlara göre verilen bir unvandır. Bu örneğe bakıldığında üniversite eğitimi hiçe sayılmakta ustalık-çıraklık eğitimi ön plana çıkarılmakta ve özellikle genç mühendisler belge alabilmek için başka bir mühendisin yanında ucuz iş gücü olarak çalıştırılmaktadır. Oysa ki mühendis olmak için uzun bir akademik eğitimin alınması gerekmektedir. Dolayısıyla diploma verme veya unvan verme yetkisi üniversitelere aittir.
Emperyalizm, özellikle 90'lardan itibaren halklara dönük saldırı ve sömürüsünü arttırmış, bir taraftan dünya ölçeğinde özelleştirmelerle var olan kazanımları yok ederken diğer taraftan yeni sömürü alanları açmıştır. Bu süreçte mühendislik, mimarlık, doktorluk, avukatlık, veterinerlik gibi alanlar emperyalizmin çıkarları lehine yeniden düzenlenmektedir. Türkiye tarafından 1 Ocak 1995 yılında imzalanan GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması( da mühendislik alanını emperyalist talana açan bir anlaşmadır. Ülkemizde yetkin mühendislik kavramı, GATS'ın kabul edilmesi ile hizmet sektöründeki bir çok meslek alanına yapılan saldırı ile birlikte gündeme gelmiştir. Hizmet sektörü mühendislik hizmetlerini de kapsamaktadır.
1996 yılında İnşaat Mühendisleri Odası'nda yetkin mühendislik kavramı tartışılmaya başlanmış bir süre sonrada Makina Mühendisleri Odası gündemine de ''uzman mühendislik'' kavramı ile girmiştir. TMMOB etkin yönetim anlayışı tarafından 50 binden fazla insanımızın öldüğü 17 Ağustos Marmara depremi de bu yetkin mühendisliğin uygulanmamasının bir sonucu olarak gösterilmiştir. Oysa aynı yönetim anlayışı, mesleki etik kurallarını hiçe sayan tamamen ticari kaygılarla hareket ederek bu ölümlere sebep olan mühendis üyeleri hakkında hiçbir işlem yapmamıştır.
***
Düzen solculuğundan ve statükoculuktan teşekkür alanlar düşünmelidir!
Kendilerini POLİTEKNİK Grubu olarak adlandıran gruptaki mühendisler, yaptıkları açıklamada Artı İvme grubunu saldırgan olarak gösterirken şöyle diyorlar: "Mühendisleri Odasında henüz toplantı düzeni oluşturamadan +İvme grubunun önce sözlü saldırısına uğradı..."
"Henüz toplantı düzeni oluşturulmadan..." ne demek? Durumu izah edememenin sonucu olarak kullanılmaktadır bu garip kavram. Politeknik grubu aslında olayın gelişimini de itiraf etmiş oluyor. Ne yapmış Artı İvmeciler? SÖZ İSTEMİŞ. Peki SÖZ VERİLMİŞ Mİ?
Bunu yazmıyor, yazamıyor Politeknikciler. Yazamadıkları için, yukarıdaki garip kavrama başvuruyorlar.
Onların yazamadığını biz söyleyelim: İvmecilere söz verilmemiştir. "Toplantı düzeni sağlanmadı" vs. diye de kimse, söz verilmemesini perdelemeye kalkmasın. Toplantı başlamıştır.
Yoksa, Politeknik Grubu'nun "toplantı düzeninin oluşması" için beklenen protokol mu vardı? Vardıysa da devrimci mühendislerin bundan haberi yoktu. Onlar söz istediler, söz verilmedi, hakları gasbedildi, demokratik çalışmalarının önüne zorbalıkla geçildi ve sözlü saldırıya maruz kaldılar.
Politeknik Grubu açıklamasının devamında diyor ki,
"Çağdaş Mühendislere yönelik saldırılar, bir süre devam ettikten sonra İvme grubunun binadan uzaklaştırılmasıyla sona erdi."
PEKİ İVME GRUBU BİNADAN NASIL UZAKLAŞTIRILDI? Bunu da yazmıyor Politeknik Grubu. Arkadaşlar, istediklerini yazıyor istediklerini yazmıyorlar.
Onlarla aynı anlayıştaki Sendika.org da, aynı keyfiyetle davranıyor. Küçük Kurul'daki sorunu yansıtış biçimine bakın:
"İnşaat Mühendisleri Odası'nın bugün yaptığı açıklamada, 'kendilerini Artı İvme olarak adlandıran grubun sopalarla saldırısında toplantının divan başkanı Taner Yüzgeç'in ağır yaralandığı, toplantıda bulunan çok sayıda üyenin de ağır şekilde darp edildiği bilgisi verildi."
Ağır yaralanmış... çok sayıda üye de ağır şekilde darp edilmiş..
Ya yazdıklarının farkında değiller, ya da statükocularla ittifakları ve devrimcilere tahammülsüzlükleri bu bayağı abartılardan medet umacak kadar köklüdür.
Devrimcilere saldırıldığında sustukları ve devrimcilere karşı militanca karşı koydukları için statükoculardan ve düzen solculuğundan teşekkür alanlar, bu teşekkür üzerine iyi düşünmelidirler bizce.
***
Tüm Oda yönetimleri, İMO'da alınan Artı İvme üyesi ve okurlarını, Çağdaş Mühendisler Grubu'ndan çıkarılması kararını meşru görmediklerini açıklamalı ve kararın iptali için tavır almalıdırlar!
Tüm demokrat, ilerici Oda yönetimleri, devrimcilerin tasfiyesine, devrimcilerin zorbalıkla susturulmaya çalışılmasına tavır almalıdırlar.
Kendi içindeki eleştirileri susturanlar, demokrat olamaz demokratik bir kitle örgütünü yaşatamaz.
Kaynak: Yürüyüş
- gocebe yazıları
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 425 okuma



İlgili İçerikler
- İhbarcılığı meşrulaştırmak, ne zamandan beri Halkevleri'nin yayın politikasıdır?
- Açıklama No. 25: Yalan, İftira ve Demagojileriniz Gerçekleri Gizlemeye Yetmeyecek
- TMMOB'da Devrimcilere Soruşturma
- Odalardaki Uzlaşmacılığın, Tasfiyeciliğin, Çıkarcılığın SUÇ DOSYASI
- Açıklama No. 27: Gerçekler Açıklansın, Adalet İstiyoruz
- Açıklama No. 26: İMO’da Yaşananların İçyüzü ve Linç Girişimi
- Devrimciliğin, Demokratlığın Olmadığı Yerde Düzen Vardır
- TMMOB'da Keyfi Yönetime Son!
- İMO Küçük Kurulu'na Katılıyoruz
- İvme 24 Ağustos'ta TMMOB Önünde Basın Açıklaması Yaptı


