Boğaz'a üç değil 33 köprü daha yapılsa...



Boğaz’a üç değil 33 köprü daha yapılsa İstanbul’un trafik sorunu gene çözülmez…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı Master Plan Raporu’nda,
3. köprünün çözüm olmadığının açıkça söylendiği, ilgili kişiler
tarafından biliniyor…

3. köprünün İstanbul’daki ulaşım sorununu çözemeyeceği söyleniyor.
Oysa söylenmesi gereken çok daha önemli bir şey var: Köprüler,
kavşaklar, otoyollar kentte ulaşımın kolaylaşmasına değil, zorlaşmasına
hizmet ediyor. Kentteki ulaşım sorununun çözümü için yapılan
otoyolların, aşırı yağışlar sonucunda barajların kapaklarının
açılmasından ve suların kontrolsüz bir biçimde yerleşim alanlarını
basmasından bir farkı yok. Köprüler ve otoyollar İstanbul’un otomobil
seli altında kalmasına yol açıyor. Bu nedenle köprüler ve otoyollar
İstanbul’da ulaşımı kolaylaştıran çözümler değil, sorun haline getiren
engeller. Bunu anlamak için neler söylendiğine ve köprülerin
İstanbul’da ulaşımı nasıl etkilediğine bir bakalım.

Söylenenlere göre, 3. köprü ‘yalnızca transit geçiş’ için
yapılacakmış. Karadeniz otoyolunu Trakya otoyoluna bağlayacak, transit
araçlar kent trafiğine girmeyecek, ‘yeşil alanlara yapılaşma
olmayacakmış’. Su havzalarına ve ormanlarla dikkat edilecek, hassas
bölgelere çıkış verilmeyecekmiş. Bunlar İstanbul’un kuzeyine yapılacağı
söylenen 3. köprüye itiraz olmasın diye dile getirilen görüşler. Ancak,
bugün 3. köprü için söylenenler 2. köprünün yapılması için ortaya konan
gerekçelerle tıpa tıp aynı. 2. köprü yapılırken de Trakya ve Anadolu
otoyollarının şehir dışından bağlanması gerekliliğinden söz edilmiş.
Kuzeyden geçecek araçların kent trafiğine katılmaması öngörülmüş.
Böylece 2. köprünün 1. köprünün yükünü azaltacağı düşünülmüş (Freeman
ve Fox Fizibilite Raporu).

Görüldüğü gibi otoyol müteahhitlerine, gayrimenkul yatırımcılarına
hizmet eden “uzman” kuruluşlar, bugün de 3. köprü için de aynı sözleri
tekrarlıyorlar. Ancak İstanbul Belediyesi’nin o tarihteki nazım
planında 2. köprünün ve yapılacak otoyolların kentin kuzeye kaymasını
engelleyecek bir sınır, hatta bir engel oluşturacağı varsayılmış…

Ne müthiş bir öngörü değil mi? Dönemin belediye başkanı Bedrettin
Dalan da 2. köprünün yalnızca transit geçişe hizmet edeceğine işaret
etmiş. (O tarihte kentteki transit trafiğin payının yalnızca yüzde 2
olduğu biliniyor!) Yalnızca bir kuruluş 2. köprü için kentin kuzeye
doğru genişleyeceğini, çok ciddi sorunların ortaya çıkabileceğini, bu
sorunların azaltılması ve gelişmenin kontrol altında tutulması
gerektiğini söylemiş (De Lew Carter Fizibilite Raporu).

Biraz daha geriye gidersek, 1. köprü yapıldığında kent içindeki
ulaşımı rahatlatacağı iddia edilmiş. Ancak kentin iki yakası arasında
seyahat eden insan sayısı değil, yalnızca araç sayısı artmış. İlk beş
yıl içinde İstanbul’da Boğaz’ı geçen insan sayısı yalnızca yüzde 12,
Boğaz’dan geçen araç sayısı ise -aynı sürede- yüzde 257 artmış! Buna
karşılık köprüden geçen otomobiller İstanbul’daki trafiğin yüzde 80′ini
oluşturmuş. Köprü’nün kapasitesinin 1995′te dolacağı iddia edilmiş. Ama
daha 1978′de köprü dolmuş. Ama yalnızca köprü değil, İstanbul’un kent
içi yolları da tıkanmış. Otomobili olanlar için dahi kentte ulaşım
zorlaşmış. Bu tarihten sonra İstanbul’da “ulaşım” ile “sorun”
sözcükleri artık yan yana kullanılır olmuş…


Gizlenen yalnızca güzergâh mı?


Görüldüğü gibi köprüler için aynı gerekçeler hiç değişmeden
tekrarlanıyor. Sonuçlar da tıpatıp aynı: Planlardaki öngörülerin
tersine 2. köprünün kentin kuzeye doğru genişlemesine yol açtığı
biliniyor. Dahası var: Eğer amaç ulaşımı kolaylaştırmaksa, toplu taşıma
için mevcut köprülerde açılacak bir kanalın yalnızca mevcut taşıma
kapasitesini beş-altı misli artıracağı, saatte 3 bin kişi taşınırken bu
sayıyı 19 bine çıkaracağı biliniyor. Gerekçe olarak söylenen transit
geçişler için, bir köprünün onda biri maliyetine denizden bir çözüm
geliştirilebileceği biliniyor. Avrupa’da kent merkezlerinin trafikten
arındırıldığı biliniyor. İstanbul’un kent merkezindeki başıboşluğun
kültür mirasına, çevre kalitesine zarar verdiği ve eşitlikçi,
sürdürülebilir ulaşım imkanlarının geliştirilmesini engellediği
biliniyor.

Otobüslerin bile otomobillerle karşılaştırıldığında kişi başına
havaya 20 kat daha az karbon salınımı gerçekleştirdiği, bugün kent içi
ulaşımın fosil yakıtlı araçlarla yapılmasının insan sağlığına zarar
verdiği biliniyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı son
Çevre Planı’nda 3. köprü yer almadığı biliniyor. İstanbul Büyükşehir
Belediyesi’nin hazırladığı Master Plan Raporu’nda 3. köprünün çözüm
olmadığının açıkça söylendiği ilgili kişiler tarafından biliniyor…

Demek ki İstanbullulardan gizlenen sadece 3. köprünün güzergâhı
değil. Daha birçok şey İstanbullulardan gizleniyor. Bu nedenle,
İstanbul’da ulaşım sorununun bir felaket halini almaması için, daha
önce de yaptığımız gibi, İstanbul’un değerli Belediye Başkanı’na
sesleniyoruz: İstanbul’u otomobillere, otoyollara teslim etme Başkan.
Belediye’nin hazırladığı, onayladığı 3. köprünün hatalı bir tercih
olduğunun altını çizen planı çöpe atma Başkan… Kendini, kentini
çıkarlara teslim etme, 3. köprüye karşı çık Başkan… Kentin merkezine
hiçbir sınır olmadan otomobillerin, kamyonetlerin girmesine izin verme.
Kentin gereksiz yere araçlarla dolup taşmasını engelle. Hiç bekleme:
Köprülerin birer şeridini hemen toplu taşımaya ayır Başkan!
İstanbullular yollarda çile çekmesin… Sana dua etsin!


Kaynak; 08/04/2008 RADİKAL / Korhan Gümüş