Bağımsızlık Asgari Zemindir

BAĞIMSIZLIK ASGARİ ZEMİNDİR

Bağımsızlık için mücadele edip etmemek gibi bir tartışma, sol açısından abes bir tartışmadır. Çünkü, bağımsızlık istemek ve emperyalizme karşı mücadele etmek, sol olmanın doğal bir parçasıdır. Fakat uzun bir dönemdir, solun bazı kesimlerinin gündeminde bağımsızlık mücadelesi ya yoktur, ya da temel önemini yitirmiş durumdadır.

Bunun maddi nedeni, emperyalizmin, artık dünya halklarını sömüren ve katleden bir güç olmaktan çıkmış olması, yani "emperyalizmin değişmiş olması" değil, solun bu kesimlerinin değişmiş olmasıdır.

Değilse, emperyalizm yine dünya halklarının baş düşmanı olma özelliğini sürdürmektedir. Dolayısıyla, kimileri gündeminden anti-emperyalistliği, bağımsızlık mücadelesini çıkardı diye, milyonların bağımsızlık talebi ya da bağımlılığın sonuçları olarak yaşadığı sorunlar ortadan kalkmadı.

Halkın ekonomik sorunları için mücadele eden sol, sorunun kaynağı olan emperyalizme, sömürgeciliğe karşı bağımsızlık talebini yükseltmezse; halkın demokratik talepleri için mücadele eden sol, halka faşizmin kaynağını göstermezse ve bu kaynağa, yani emperyalizme yönelmezse, mücadelede zayıf ve etkisiz kalır. Faşizmin kimi tekil uygulamalarına karşı cılız protestolar geliştirmekten öteye gidemez.

Kuşkusuz, bu durum solun kitlelerden kopmasının, zayıflığının da nedenlerinden birisidir.

Bağımsızlık Bayrağını Yükseltmek,
Halkı Mücadeleye Katmanın Yoludur

Solun güçsüzlüğü, çeşitli vesilelerle gündeme gelmekte, tartışılmaktadır. Solun gündemi belirleyemediği, hatta çoğunlukla oluşmuş gündemleri etkileyebilecek bir pratiği örgütleyebilmekten uzak olduğu, hemen herkesin kabul ettiği bir gerçek durumundadır. Bunun nedenleri üzerinde düşünmek gerekiyor. Fakat, önemli olan bunu değerlendirirken, doğru sonuçlara varabilmektir.

Zayıflığın nedenlerini, ya solun çalışma tarzında, politikalarında, örgütlenme anlayışında arayacağız, ya da sorunun kaynağını halkın içinde bulunduğu durumla izah etmeye kalkışacağız.

Bu noktada, yanlış eğilim, eksiklikleri otomatikman kendi dışında arama eğilimidir ki, solda bunun yaygın olduğu söylenebilir. Bu bakış açısıyla hareket eden sol güçler, zayıflıklarının nedenlerini doğru değerlendiremediği için, bunu aşacak politikalar da üretememektedir.

Kuşkusuz, halkın durumu, genel politik ortam gibi, solun iradesinin dışında sayılabilecek konular da bu zayıflıkta etkili olmaktadır. Fakat, temel nedenin solun kendisinden kaynaklandığı görülmelidir. Çünkü, özellikle içinde bulunduğumuz süreç, halkın gerek ekonomik, gerekse de demokratik sorunlarının, ağırlaştığı bir süreçtir. Ki bu zemin doğal olarak, sol için güçlü bir örgütlenme zemini sunmaktadır.

Bu koşullar doğru tahlil edildiğinde, görülecektir ki, solun sorunu, bu potansiyeli doğru politika ve araçlarla örgütleme sorunudur.

Elbette, bu noktadaki tek eksiklik ya da yanlış, solun anti-emperyalizmi ve bağımsızlık talebini gündeminden çıkarmış olması değildir. Fakat, bunları gündeminden çıkarmış olması, hem en temel yanlışlarından birisidir ve hem de ideolojik bir sapma olarak başka birçok yanlışı beraberinde getiren bir yanlıştır.

Çünkü, emperyalizme karşı olmak, ülkemizdeki sorunların kaynağı olan emperyalizme karşı mücadeleyi örgütlemek, hem solun halk kitleleriyle bağ kurmasının zeminini oluşturacaktır, hem de dağınık halde etkisiz mücadele yürüten sol güçlerin ortak hedefler için biraraya gelmesinin zeminini oluşturacaktır. Bu açıdan denilebilir ki, bağımsızlık, gerek ilerici, demokrat, sol güçlerin ve gerekse de halkın değişik kesimlerinin birliktelik zeminidir.

Bağımsızlık Yoksa,
Sömürü ve Faşizm Vardır

Halkın her kesiminin ortak taleplerini sıraladığımızda, ilk başta sayacağımız talepler içinde bağımsızlık ve demokrasi mutlaka olacaktır.

Ya da, sömürücü egemen güçler, en fazla hangi gerçekleri halkın gözünden saklamaya çalışmaktadır diye düşündüğümüzde, emperyalizme bağımlılık ilişkileri ve kendilerinin işbirlikçilik konumu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, oligarşi, bu gerçekleri saklayarak, halkı kendi yanında saflaştırabilmekte, halkın emperyalist güçlere karşı tepkisini kendi iktidarları için kullanabilmektedir.

Bu gerçekler, solun omuzlarına iki noktada görev yüklemektedir. Birincisi, halkın gözünde, emperyalist işgal ve işbirlikçilik gerçeğini aydınlatmak, ikincisi, halkı bu gerçeklere karşı bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde birleştirmektir.

Bu temel iki noktadan, demokrasi mücadelesi, sol güçlerin birçoğunun gündeminde çeşitli eksiklikleri taşımakla birlikte bir şekilde vardır. Fakat, bağımsızlık için mücadele solun önemli bir kesimi tarafından gündeme alınmamaktadır.

Neden? Örneğin, bağımsızlık istemeden halkın diğer sorunlarını çözmek mümkün müdür? Buna "evet" cevabını verenler var; hatta ülkemizdeki faşizm sorununu emperyalizmin gelip çözmesini bekleyenler de var. Yine örneğin, ülkemizdeki demokrasi sorununun bir parçası olan ulusal sorunu, emperyalist güçlerin gelip çözmesini savunanlar da var.

Fakat, emperyalizm gerçeği kendisini öyle açıkça gösteriyor, "bu ülkede yaşanan tüm sorunların kaynağı benim" diye adeta bas bas bağırıyor ki, kimseye "ben yanlış değerlendirmişim, görememişim" deme zemini bırakmıyor. Dolayısıyla, bu kesimler demokrasi talebi ve mücadelesinde tutarlı olmak istiyorlarsa, artık emperyalizmi görmezden gelme ya da "değişmiş" kabul etme yaklaşımlarını bir kenara bırakmalarının zamanı da gelmiştir.

Artık kabul etmek gerekiyor ki, bağımsızlık için mücadele etmeden, başka herhangi bir sorun için yürütülen tekil mücadelenin köklü çözümler üretmesi mümkün değildir.

Örneğin emekçilerin çıkarlarını savunan, bu zeminde mücadele yürüten kesimler, eğer gerçekten etkili bir mücadele yürüteceklerse, aynı zamanda bağımsızlık için de mücadele etmelidirler. Daha doğru bir tanımla, yürüttükleri ekonomik mücadeleyi, aynı zamanda bağımsızlık talebiyle de birleştirmelidirler.

Çünkü, ülkemizdeki ekonomik sorunların kaynağında da, yeni-sömürgecilik, yani emperyalizme bağımlılık ilişkisi vardır. Örneğin, özelleştirmelere karşı mücadele aynı zamanda emperyalizme, bağımlılığa karşı mücadele olmak zorundadır, değilse, sonuç alınamaz.
Keza, ekonomik talepler için mücadele de emperyalizme bağımlılığımızın göstergesi olan IMF gibi kurumlara yönelmek durumundadır.

Ayrı durum, demokratik talepli mücadele için de geçerlidir. Demokratik mücadele, aynı zamanda ülkemizde bir yönetim biçimi olan faşizme karşı mücadele etmek demektir. Ülkemizin faşizmle yönetilmesinin nedeni de, emperyalizmle kurulan yeni-sömürgecilik ilişkileridir. Dolayısıyla, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi yürütmeden, faşizme karşı etkili bir mücadele yürütmek de mümkün değildir.

Ve öyle de olmaktadır. Emperyalizme karşı çıkmayıp, salt kimi demokratik talepler için mücadele yürütmeye çalışanlar, bir noktada emperyalizm gerçeğiyle karşılaştıklarında geri adım atmakta ve demokratik talepler için mücadele adına, tutarsız bir tavır sergilemektedirler.

Yine gündeme getirdikleri demokratik talepler de, faşizmin baskılarının tümünü hedefleyen bir genişlikte olmayıp, ancak emperyalizmin kabul edebileceği, dolayısıyla, halkın taleplerini karşılamayan bir çerçeveye sıkıştırılmaktadır.

Oysa, bağımsızlık mücadelesi ile birlikte ele alınacak olan demokrasi mücadelesi, hem doğru ve tutarlı bir zemine oturacağı için, hem de daha geniş kesimlerin demokratik taleplerini kapsayacağı için, daha etkili olacaktır.

Halk, bağımsızlık mücadelesi ile birleştirilmiş demokratik mücadelede, hem yaşadığı faşist baskıların hem ekonomik zorluklarının kaynağını, hem de bunlardan kurtulmanın yolunu görmüş olacaktır. Böyle bir zemin halkın bu mücadeleye daha geniş olarak katılmasının da zemini olacaktır.

Dolayısıyla, gerek ekonomik ve gerekse de demokratik talep için mücadele yürütenler, bu mücadeleden sonuç almayı istiyorlarsa, bağımsızlık için de mücadele etmek durumundadırlar.

Aynı Hedefte Birleşmek
Gerekmiyor Mu?

Çin devriminin önderi Mao, emperyalist işgal altındaki Çin'in mücadele önceliğini; "Bugünkü genel siyasetimiz... emperyalizme karşı sonuna dek savaşmaktır" diye tanımlar. Ve, kurtuluşa giden yolun halkların ortak hedefler için birlikte mücadelesinden geçtiğini gördüğü için, aynı cephede birleşmenin gerekliliğini söyler.

Aynı durum, halkı zafere ulaştıran başka mücadeleler için de geçerlidir.

Mücadelede birliktelik sorunu, salt iktidar mücadelesi yürüten örgütlerin sorunu da değildir. Örneğin, bir sendika, bir demokratik kitle örgütü de, sonuç alıcı bir mücadele yürütmek istiyorsa, kendi mücadelesini diğer halk kesimlerinin mücadelesi ile nasıl birleştirebileceğini, düşünmelidir.

Ülkemizde, çeşitli devrimci, ilerici örgütlerden demokratik kitle örgütlerine, sendikalardan odalara, aydınlardan sanatçılara kadar uzanan güçlerin ortak hedefler çerçevesinde biraraya geldikleri örnekler çok sınırlıdır. Ki, bu yapılabildiğinde de, çoğunlukla tek tek eylemlerle sınırlı kalmaktadır.

Oysa, tüm sol ve halk güçlerini temel ortak hedefler için birleştirebilmek her kesimin öncelikli gündemlerinden olmalıdır. Zira, mücadele, büyük oranda mümkün olan en geniş kesimlerin biraraya getirilmesi ve ortak hedefe yöneltilmesi ile sonuç alıcı hale gelir.

Teorik olarak, sanırız buna katılmayacak kimse yoktur. Önemli olan bu genel doğruyu, lafta bırakmayarak, güncel bir görev olarak önümüze koymak ve hayata geçirebilmektir. Peki hangi zeminde birleşebilir ve halkı birleştirebiliriz?

Bu sorunun cevabı, tekrar tekrar vurguladığımız gibi, bağımsızlıktır. Çünkü, ülkemizde halkın tüm kesimlerini biraraya getirebilecek ve içinde yer alan tüm halk kesimlerinin sorunlarının çözümüne hizmet edebilecek asgari zemin bağımsızlıktır.