Apolitizma

Ortaokul çağıyla beraber, kabullerle yaşadığı dönemi sorgulamaya ve nedenini   aramaya başlıyor insan. Sonrasında yavaş yavaş kişiliği, dünya görüşü ve hayata bakışı şekilleniyor. Ailesinden ya da çevresinden duymaya başlıyor; solu, sağı, özgürlüğü, kavgayı, dini, türküyü, aşkı... Kısaca kişi içinde bulunduğu ortamla beraber kazanıyor ilk yargılarını. Gerektiği gibi yönlendirilmemiş, bilinçlendirilmemiş bireylerin kurdukları üniversite hayallerine, yaptıkları tercihlere geliyor sonra sıra; kimi ilgili, kimiyse ilgisiz, yalnızca ailenin ve çevrenin güdülediği şekilde tercihler…
 Birden gelinen ayrı diyarlar, her gün basılan harabe odalar, yıldırmalar, laçka ilişkiler, hayal kırıklıkları, sahipsizlik, bir yardımın uzanamayışı ve sonra istemeyerek de olsa düzeni kabullenme. Uzaktan rüya gibi görünen, ama aslında toplama bir liseden farkı olmayan üniversiteler; politik kadrolarla masa sahibi olmuş hocaların kendilerini bile eğitmekteki yetersizlikleri, kaprisleri, tehditleri arasında geçen dersler; bilimsellik süsü verilmiş, ezberci yönetmelikler, sınavlar; aylak öğretmenlerin aylak öğrencileri; araştırmaya zorlanmayan, hazırcı öğrenciler. Bu hazırcılık öğrencilerin hayatlarına da yansıyor bir süre sonra, sadece okulda değil dışarıda; kafede, internette, televizyonda. Toplumun tamamında yerleşen bu yapı üretme refleksi kazanamayan gençler yaratıyor bir süre sonra. Aslında sorun sadece üniversitelerde de değil, ortaöğretimle beraber başlıyor; yüz askerin on bin askeri yendiği savaşlarla, matematiğin formüllerden ibaret müfredatıyla, evrim teorisini bir kenara itmeye çalışan biyoloji dersleriyle, magazinci, dizi bağımlısı, fanatik, koca bir genç kuşak yetiştiriliyor.
1980 darbesi, sonrasında yenilenen anayasa ve kurulan YÖK bugünkü sistemin ve gelinen noktanın tek teorisyenleridir. Onlar düşünen, yargılayan, üreten bireyler yerine, asosyal, aylak, tüketen bireyler yaratmanın sonsuz keyfi içindeler. 80 kuşağının beyinleri ellerinden alınmış çocukları birer hayalet gibi geziniyor şimdilerde ortalıkta.
Üniversiteler ve üniversite öğrencileri toplumun ateşleyicileri, politikaya ve güncele yön veren önemli sosyal dinamiklerden biri iken, üniversiteler birer dershane ve ticarethane halini almış. Üniversite öğrencileri ise bu gidişe duyarsız. Değil toplumsal muhalefet, bir yargı bile ortaya koyamayan, basmakalıp, okumayan, okuduğunu da yorumlayamayan bireyler olup çıkmışlar. Bunda hırsızlığı yapan sistemin günahı çok elbette. Üniversite geleneği YÖK ile beraber usul usul yok edildi. Devlet kolluk güçleriyle öğrencileri abluka altına aldı, elini kaldırana soruşturma açıldı. Bugün üniversitelerde öğrencilerin okuldan uzaklaştırılması, hatta atılması son derece yaygındır. Her gün gözaltı, teşhir, yıldırma politikaları birçok üniversitede giderek hırçınlaşmakta. Bir zamanlar öğrencilerinin yanında olan, onlara sahip çıkan, yol gösteren hocalar ise bir komutanın ya da devlet bakanının yanında titreyecek kadar aciz ve işbirlikçi tavırdalar. 
Şu an içinde yaşadığımız düzen, insanları mecburen güce ve savaşa itiyor. Doğrudur; ancak sisteme karşı değil, kişilere karşı veriliyor bu savaş, üstelik de eşit olmayan koşullarda. Hepimiz farkında olmadan böyle bir savaşın içine itiliyoruz. Eşitsiz koşulların sertleştirdiği, acımasızlaştırdığı bu savaş insani değerleri altüst eden, bireyleri onursuzlaştıran bir savaştır. Savaşılacak taraf insanlar değil, sistemin ta kendisidir aslında. Bunu görebilmek için düşünebilen, duyarlı, aklını, iradesini kullanabilen bireyler gerek; ancak sistem oyununu o kadar iyi oynuyor ki kendi varlığını sorunsuz devam ettirebilmek için, umursamaz, gününü kurtaran, aklı fikri sekste, madde bağımlısı, dilinden futbolu düşürmeyen, popüler çılgınlıklarla ve özentilerle dolu küçük beyinler üretiyor. Bu gençlerle bırakın savaş çıkarmayı, savaşı izlemeyi bile beceremeyiz. Sözümona devrimci geçinerek, sabahlara kadar sigara dumanları içinde gereksiz zaman kaybına uğrayarak, uğratarak, bu uğurda sevdiklerinden ayrılmış, aç kalmış, hapislerde gençliğini, ömrünü çürütmüş, ülkesinin bağımsızlığı için canlarını seve seve vermiş devrimci önderlerimizin sözlerini, yaptıklarını kullanarak, miraslarını yiyerek, eyleme ya da konsere gitmekle kendini tatmin ederek de dünyayı düzeltemeyiz. Bugünkü  durumu ve bizleri görseler, “Bunun için mi öldük!” derlerdi sanırım ve belki de şimdi kemikleri sızlıyordur.
1950’lerde başlayan, 60’larda tüm dünyaya yayılan, 70-78’de doruğa ulaşan öğrenci hareketlerinin ve bu hareketlerde yer alan milyonlarca kişinin sokaklarda, dağlarda, çatışmada, eylemde, açlık grevinde, mahpusta, sürgünde oluşlarının belki de yüzlerce sebebi vardı. Günümüzde ise, üniversitelerde öğrencilere sunulan olanaklar öğrencileri muhalefet yapmaya gerek duymayan, aslında kandırılan bireyler haline getiriyor. Kişi başına düşen bir bilgisayar, sınırsız internet, rahat yurtlar, üniversite içindeki sinemalar, konserler, kafeler, alışveriş merkezleri, teknoparklar yüzünden öğrencilerin üniversite dışına çıkmalarına gerek kalmıyor ve böylece halka yabancılaştırılıyorlar. Tepki verecekleri, uğrunda mücadele edecekleri sebepleri bile kalmıyor bu öğrencilerin.
Oysa uyutuluyoruz farkında olmadan. Hayattan beklentilerimiz bile çok farklı artık, tamamen sahip olma güdüsü ve sahip oldukça beklenen mutluluk; “Dövüş Kulübü ” filminde de dendiği gibi, “Sahip olduklarımız bir süre sonra bize sahip oluyor!”. Artık kimsenin umurunda bile değil, ideoloji, onur, doğa, insanlık. Kişi sahip olabildiği kadar yaşayabiliyor, fazlasına ne hakkı ne de izni oluyor. Eşitlik çoktan matematik derslerindeki denklemlerde kalmış, hak ise sadece Allah’ın adıyla geçiyor.
Değerlerin içi daha fazla boşaltılmadan, insanlar köleleştirilmeden, soysuzlaştırılmadan, eskisi gibi değil ama eskiden hareketle, ağabeylerimizden, ablalarımızdan öğrendiklerimizle ‘Yeni Dünya’nın yeni mücadele teorileri ve pratikleriyle ayağa kalkmalıyız. Sistemler ne kadar güçlü olursa olsun mutlaka zayıf halkaları da vardır ve bunları bulabilmek, bir arada durabilmek çok zor değil. Çok daha geç olmadan, uyuyan miskin vücutlarımızı ve beyinlerimizi harekete geçirelim daha güzel ve yaşanılası bir dünya için.