Anti-Emperyalizm Meselesi

Ergenekon davasının çıkardığı toz duman arasında, itişip kakışmadan, dalaşıp
dövüşmeden ve samimi biçimde siyasi tartışma yapmanın hemen hiç imkânı kalmadı
diye düşünmeye başladım. Yine de, bu kargaşa içinde, demokrasi, özgürlük, insan
hakları gibi kavramların alabildiğine ucuzlaması yetmiyormuş gibi,
anti-emperyalizm kavramının da kısa yoldan harcanmasına gönlüm razı olmadı.

Kendine sol diyen bazı çevrelerin milliyetçilikle buluştuğu pespaye bir
anti-emperyalizmin bazı sol aydınlar tarafından kolay hedef haline gelmesi
anlaşılır bir şey. Ancak, bu dolayım üzerinden anti-emperyalizmi toptan mahkûm
etmek gibi bir garip durumla karşı karşıyayız. Doğrusunu söylemek gerekirse,
sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada, anti-emperyalizm adına doğru dürüst bir
şey söyleme imkânı giderek azalıyor. Buna karşılık, her türden

milliyetçilik ve köktendincilik, anti-emperyalizmin kapladığı alanı işgal
ediyor vaziyette.

Ancak, hal böyle diye, anti-emperyalizm diye bir şeyden bahsetmeyi, onu tartışma
konusu etmeyi rafa kaldırmayı önere bilirmiyiz? Üstelik, emperyalizmin en
saldırgan biçimleriyle gemi azıya aldığı bir tarihsel dönemde, onu yok saymak
nasıl bir siyasal duruş olabilir?

Dünyanın her yerinde farklı biçimlerde de olsa bu ikilem yaşanıyor.
İngiltere’de sol, 11 Eylül’den sonra ve Afganistan müdahalesinin öncesinde, bu
fay hattından kırıldı. Birileri, ‘ABD öncülüğündeki emperyalist politikalara
karşı durmak esastır’ derken, diğerleri, ‘Asıl tehlike İslami faşizmdir’ diye
yola çıkıp, yolun sonunda Bush cephesine yazıldılar. Araların-

daki tartışma halen tüm hızıyla sürüyor. Bizde, aynı tartışma, bu çerçevede
yaşanmadı. Ama örtük olarak daha da büyük bir gerilim hattı oluşturdu. Zira,
Türkiye siyasetinin, Kürt meselesi ve AB’cilik gibi solun anti-emperyalist
iddiasını zora sokan iki önemli boyutu var. Liberal sol, ABD emperyalizmini
kurtarıcı gibi algılayan Kürt milliyetçiliğiyle yan yana durmaktan başka çare
görmediği ölçüde ABD emperyalizmini göz ardı etmek durumunda kaldı. Diğer
taraftan, demokratikleşme adına AB üyeliğini tek çare gördüğü sürece de, AB’nin
ABD emperyalizminin yedeği olma meselesini gündem dışı bırakmayı tercih etti.

Doğrusunu söylemek gerekirse, hem milliyetçilik ve otoriterlik savruluşuna
direnmek, hem anti-emperyalizm adına bir şey söylemek gerçekten zor ve giderek
daha zorlaşıyor. Bu anlaşılır bir şey, ama ne olursa olsun, emperyalizm diye
bir şey yokmuş gibi davranmak anlaşılır gibi değil.

Ergenekon çatısı altından çıkan pespaye sol ve pespaye anti-emperyalizmi fırsat
sayıp, bir büyük suskunluğa kılıf yapmak olacak şey değil. Daha doğrusu,
olmasına olacak bir şey de, sonuçları vahim. Birileri sol adına
anti-emperyalist bir tutum takınmaktan kaçındığı sürece, bu boşluk
milliyetçilik, köktendincilik, anti-semitizm ile doluyor, bundan kimsenin
kuşkusu olmasın. Sol olsun, ama işi zor olmasın deyip, dünyada olan bitenin tüm
sorumluluğunu ‘kara kalabalıkların üzerine yıkar çıkarım diyorsanız iş başka.

Etrafınızda binbir emperyalist dolap döner, bunlar arasında her zaman olduğu
gibi kara kalabalıklar birbirlerinin gözünü oyar, sizin bir kalbur samanınız
yanmamış olur. Başkaları adına içiniz yanmıyorsa, zaten hiç bir zaman, hiç bir
şekilde samanınız yanmaz. Solcu aydın olarak itibarınızı koruyacak
gerekçeleriniz zaten yedeğinizdedir, zamanı gelince ütüsü bozulmadan çıkarır,
kullanırsınız.  

Nuray Mert, 29/07/2008 Radikal