Birçok insanla birlikte, biri basın toplantısı diğeri yasal bir toplantıya katılan iki kadın, sorgusuz sualsiz gözaltına alınıp tutuklandı.
Meryem Özsöğüt, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) MYK’sında yer alan bir yönetici. Ocak ayında Ankara’da katıldığı bir basın açıklamasından dolayı sabahın erken saatlerinde apar topar gözaltına alınarak çıkarıldığı mahkemede tutuklanıp Sincan F Tipi’ne kapatılan ve tutukluluğu halen devam eden bir hemşire aynı zamanda. Alev Şahin ise TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Sekreter Yardımcısı ve İvme Dergisi Yayın Kurulu Üyesi bir mimar. Suçu izinli olarak düzenlenen 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne katılmak. Akıbeti ise Meryem Özsöğüt ile aynı. Yerleri yurtları belli olan fakat bütün bunlara rağmen hukuksuzca gözaltına alınarak tutuklanan bu iki genç kadına isnat edilen suçlama ise ayrı bir hukuksuzluk örneği. Her ikisi de “silahlı terör örgütü mensubu olmakla” suçlanıyor. Kim bilir belki, hiçbir şekilde hiçbir zaman alakaları dahi olmadığı halde kendilerine isnat edilen suçlamalar yüzünden ömürlerinin en güzel yıllarını, bilimsel teknolojinin son ürünü F Tiplerinde geçirerek sürdürecekler. İşin tuhaf olan yanı her ikisi de, suç diye nitelenen etkinliklere yüzlerce insanla birlikte katıldı, cezai müeyyide boyutunda ise külfeti kendileri gibi birkaç kişiyle birlikte yüklenmeye terk edildiler. Aslında yazımızın amacı bu iki kadının sözde suçlar şeceresini çıkarmak değil. Ülke genelinde meydana gelen çarpık politikalara karşı sesini yükseltmeye çalışanların uğradıkları muamele, ne yazık ki hep benzer sonuçları doğuruyor. Linçlerin, provokasyonların ve aleni olarak hedef haline getirilip öldürülenlerin, asıl faillerinin bırakınız cezalandırılmak, bulunmaya dahi gerek görülmeden alttan alta desteklendiği bir ülkede, emek adına, hak alma adına insani mücadele verenlerin insanlık dışı muamelelerle fütursuzca cezalandırılmaları ne yazık ki hep olası. Bunca meslek kuruluşu ve sendikanın bütün çağrılarına rağmen hâlâ inatla verdiği kararda direnen ve bu saygın, muteber iki yönetici kadının tutukluluğunda ısrar eden bir hukuk anlayışının tarafsızlığına ehemmiyet atfetmek ne yazık ki imkânsız gibi görünüyor. Mağduriyet söylemi üzerinden nemalanmaya çalışan AKP hükümeti, en son 1 Mayıs olaylarında takınmış olduğu tutumla varoluşsal niteliği olan takiye geleneğini bir kez daha ifşa etti. Demokratlığı kendinden menkul bir partinin bırakınız temel hak ve özgürlükler konusunda ilerlemeler kaydetmesi, bu demokratlık kisvesi altından faşizan eğilimleri besleyerek büyütmesi ve bunu toplumsallaştırmaya götürmesi artık ihtimal de olmayan bir gerçeklik arz ediyor. Her geçen gün yoksullaştırılarak açlığa terk edilen bu halkı, çığ gibi büyüyen cemaat örgütlenmelerinin cennet hülyalarıyla besleyen AKP hükümeti, “yoksullaştır ve tabi kıl” politikasıyla, mağduriyet söylemi üzerinden kendi ulvi hesapları adına birarada tutmaya çalışıyor. En son 2008 1 Mayıs’ında suç makinesi haline gelmiş İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü’yle, koca bir şehri tüm canlılara zehir eden AKP, yaptıkları yetmezmiş gibi gaf üstüne gaf işlercesine, Türk Tabipleri Birliği Başkanı Gençay Gürsoy’u da gözaltına alarak emek kuruluşlarına gözdağı verme operasyonlarına bir yenisini ekledi. Belki de daha fazlasını şimdilik göze alamadığı için olsa gerek, aynı gün serbest bırakılan Gençay Gürsoy ve onun nezdinde yapılan hesaplaşma düellosunun intikamını, yukarıda adlarını zikrettiğimiz iki yöneticinin şahsı üzerinden, üstü örtük bir şekilde icra etmeye soyundu. Haklı olunana bu denli pervasızca yüklenilmesinin yegâne sebebi de, haklının haklılığından gayrı somut bir büyük gücünün olmaması. Çünkü her defasında tez elden başı ezilen, bu haklılıktır. Bu güzelim toprakları can pazarına dönüşmüş bir cehenneme çeviren haşmetlilerin gözünde “ya canın ya malın” dercesine dillenen harami terennümleri, bırakınız vicdan sahibi olan yaşayanları, ölüleri dahi yattıkları kabirlerinde rahatsız ediyor. Bedenlerimizi dahi bir mal olarak gören ve yetmezmiş gibi yaşamlarımız üzerinde de birçok ideolojik aygıtıyla tasarruf etmeye yeltenen bu ceberut düzenin hukuksuzluğunu resmetmeye belki de en iyi cevabı yine bu mekanizmayı çok iyi tanıyan CHP milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’yla aylar önce yaptığımız sohbette zikrettiği bir analojiyle betimlemek yerinde olacaktır: “Türkiye’de hukuk güçlünün delip geçtiği, güçsüzün ise takılıp kaldığı bir duvardır”. Bu tümceyi tersinden şu şekilde de okuyabiliriz: “Hukuk, güçlü için aslında hiç olmayan güçsüz için ise yok eden, adaletten yoksun bir mekanizmadır”.
Adına barbarlık denen bu çağda, insani denebilecek korkularımızla da olsa yıkılacak ve değiştirilebilecek bir şeyler var yine de. Çünkü insani olan korku, aynı zamanda insani olanı kaybetmemek üzere oluşur.
YALÇIN ÇAKMAK: İMO (İnşaat Mühendisleri Odası)
baran62hozat@hotmail.com
Not: Alev Şahin ile dayanışmak için meslektaşları tarafından oluşturulan www.alevsahineozgurluk.org sitesinden katkılarınızı sunabilirsiniz.
Şahin ve Özsöğüt’e özgürlük!
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun




















Son yorumlar
2 gün 23 saat önce
1 hafta 1 gün önce
2 hafta 5 gün önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 2 gün önce
5 hafta 4 gün önce
6 hafta 3 gün önce
11 hafta 3 gün önce
14 hafta 5 gün önce
18 hafta 13 saat önce